Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
"Kınalı mı?" dedim, sesimi olabildiğince sert tutmaya çalışarak. "Pardon da, siz benim saçlarıma laf mı sokuyorsunuz, yoksa askerlik anılarınızı mı depreştiriyorum?"
“Yok, ben öyle bir şeyi kast etmemiştim.”
“Neyi kast ettiniz acaba beyefendi? Bana kınalı demenizden ne anlam çıkarmalıyım.”
“Saçlarınız”
“Eee saçlarım ne olmuş?”
“Kızıl”
“Allah, Allah vay canına siz söylemeseydiniz ben bilmiyordum sanki!”
“Hadi ya, gerçekten mi?” dedi, o keskin yeşil gözlerini üzerime dikip sesindeki o sinir bozucu ama bir o kadar da karizmatik rahatlığı hiç bozmayarak. Bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki, bakkalın o rutubetli kokusu bir anda yerini buram buram erkek kokan taze bir tıraş kolonyası ve nane kokusuna bıraktı.
“Ben sadece…” dedi, bakışları omuzlarımdan aşağı hırçın dalgalar halinde dökülen kızıl saçlarımda saniyelik oyalanıp tekrar kahverengi gözlerime kenetlenirken. “Farklı olduğunu söylemeye çalışıyordum. Yani, buralarda pek alışık olmadığımız türden bir güzellik. Ama senin barutun erkenden ateşleniyor galiba, Kınalı.”
“Bak hala Kınalı diyor!” diye tısladım, elimdeki abur cubur poşetini göğsüme bir kalkan gibi daha da sıkı bastırarak. Sinirden ve utançtan yüzümdeki o minik çillerin cayır cayır yandığını, yanaklarımın pijama üstümdeki pembe kalplerin rengini aldığını hissedebiliyordum. “Beyefendi, siz dağda askeri tim falan yönetmeye alışıksınız herhalde ama karşınızda emir eri yok sizin! Bana şöyle saçma sapan lakaplar takmayı kesin.”
Dudağının kenarı bu sefer öyle hafifçe değil, bayağı bildiğin geniş bir tebessümle yukarı kıvrıldı. O sert, 190’lık askeri heykel gitmiş, yerine acayip fırlama ve flörtöz bir adam gelmişti.
“Emir eri olmadığını ayağındaki o tavşanlardan anladım zaten,” dedi göz kırparak. Bakışları saniyelik olarak tavşanlı terliklerime kayıp tekrar yüzüme tırmandı. “Özel Kuvvetler’deyim evet, ama şu an izinliyim. Ve iznimin son gününde karşıma böyle hırçın bir kızıl fırtınanın çıkacağını tahmin etmemiştim. Şikayetçi miyim? Asla.”
Lafı öyle bir yere bağlamıştı ki, az önce bakkalı birbirine katmaya hazır olan o Bağcılar fırlası modum saniyeler içinde buharlaştı. Sencer denen o şerefsizin açtığı yara, bu adamın yeşil gözlerinin yaydığı o yoğun çekim alanında tamamen etkisini yitirmişti. Ne diyeceğimi bilemeyerek öylece kalakaldım.
Tezgahın arkasından Hüseyin abi sahte bir öksürükle araya girdi. “Eee, Melis kızım, alacaklarını geçeyim mi artık, yoksa bakkalda sabahlayacak mısınız?”
Hüseyin abi cipsleri poşete koyarken gülmemek için dudaklarını ısırıyordu. Bizim meteor ise hiç istifini bozmadan arkasını döndü, bakkalın cam kapısına doğru yürürken omzunun üzerinden bana doğru sırıttı. "Hadi hayırlı alışverişler sana, bol dopaminler Kınalı. Dikkat et de tavşanların kulakları birbirine dolanmasın," dedi ve kapıdaki çıngırağı neşeyle öttürerek dışarı çıktı.
Arkasından bakarken sinirden omuzlarımdaki kızıl saçların bile dik dik olduğunu hissedebiliyordum. "Ayı ne olacak! Dağ ayısı! Pis gıcık!" diye arkasından söylenirken, kalbimin göğüs kafesimi delmek istercesine ritimsizce atmasını kesinlikle sinire bağlıyordum. Kesinlikle!
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
MUKEMMEL OLMUS YESİLİMMMM
emeğine sağlık çok güzel ve komik olmuş
Yorum
Yorum bulunamadı.