Alaz, telefon ekranındaki cüretkar mesaja bakarken dudaklarını ısırdı. Kalbi göğsünü dövüyordu. Bu gizemli "Gece Yarısı"na boyun eğmeye hiç niyeti yoktu. Parmaklarını ekranda hızla gezdirdi:
“Duvarlarımda en ufak bir çatlak bile yok. Gündüzleri karşıma çıkan kibirli adamlar sadece beni eğlendiriyor, Gece Yarısı. Ama senin bu fazla özgüvenli tavrın… İşte o tehlikeli sularda yüzüyor. Dikkat et de o sularda boğulan sen olma.”
Mesajı gönderip derin bir nefes aldı. Ceketini koluna atıp çantasını kavradı. Şirketten bir an önce çıkıp temiz hava almalı, kafasını dağıtmalıydı. Yoksa bugün toplantı odasında Karan’ın o delip geçen bakışları altında yaşadığı o tuhaf elektriklenme aklını kaçırmasına sebep olacaktı.
Plazanın koridorunda hızlı adımlarla yürüyüp asansörün önüne geldi. Çağırma butonuna bastı. Metalik kapılar büyük bir sessizlikle iki yana açıldığında asansörün içi boştu. Kendini içeri atıp aynalı duvara arkasını yasladı. Aynadaki yansımasına baktı; yanakları hafifçe kızarmıştı.
Tam kapılar kapanmak üzereyken, dışarıdan sert bir adım sesi duyuldu ve bir el, kapanan kapıların arasına girerek onları zorla tekrar açtı.
İçeri giren bedenle birlikte asansörün içindeki hava bir anda değişti.
Karan.
Üstündeki ceketi çıkarmış, siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Uzun boyuyla asansörün içini bir anda daraltmış gibiydi. Kapılar arkasından kapandığında, Karan arkasını dönüp Alaz’a baktı. Gözlerinde yine o sinir bozucu ama bir o kadar da çekici alaycı ifade vardı.
Asansör hareket etti. 12. kattan aşağıya doğru iniyorlardı.
"Benden kaçtığınızı düşüneceğim Alaz Hanım," dedi Karan, ses tonu asansörün dar alanında yankılanırken. Alaz’a doğru bir adım attı.
Alaz istifini bozmadı, başını dik tuttu. "Sizden kaçmak mı? Fazla anlam yüklüyorsunuz kendinize, Karan Bey. Sadece işim bitti ve gidiyorum."
"Öyle mi?" Karan bir adım daha attı. Şimdi aralarında sadece birkaç santim vardı. Alaz, adamın göğsünden yayılan sıcaklığı ve o odunsu parfümünün kokusunu iliklerine kadar hissediyordu. Karan elini uzattı, ama Alaz’a dokunmak için değil, onun tam arkasındaki aynaya yaslamak için. Alaz, arkasındaki ayna ile Karan’ın güçlü göğsü arasında sıkışıp kalmıştı.
Karan öne doğru eğildi, gözleri Alaz’ın dudaklarına kaydı. "Toplantıda sürekli parmaklarınızla oynuyordunuz. Telefonunuza bakarken yüzünüzün aldığı o ifadeyi gördüm. Sanki... aklınız başka bir yerdeydi. Ya da başka bir adamda?"
Alaz’ın nefesi kesildi. Karan’ın yüzü o kadar yakındı ki, adamın sıcak nefesi Alaz’ın tenini yakıyordu. "Bu sizi hiç ilgilendirmez," diye fısıldadı Alaz, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak.
Tam o sırada, asansör büyük bir gürültüyle sarstı ve ani bir frenle durdu.
İçerideki ışıklar bir anlığına söndü, ardından loş, kırmızı renkli acil durum ışıkları yandı. Asansör kalmıştı.
Alaz dengesini kaybedip öne doğru sendelediğinde, Karan’ın güçlü elleri anında onun belini kavradı. Alaz’ın sırtı, Karan’ın sert göğsüne yaslandı. Pozisyonları o kadar cüretkar ve yakındı ki, Alaz Karan’ın kalbinin hızlı ritmini kendi sırtında hissedebiliyordu.
Karan, Alaz’ın belindeki ellerini çekmedi. Aksine, parmaklarını onun beline biraz daha bastırarak Alaz’ı kendine daha da yaklaştırdı. Eğilip Alaz’ın kulağına doğru fısıldadı, sesi bu loş kırmızı ışıkta tamamen tehlikeli bir hal almıştı:
"Görünüşe göre... yukarıdaki güçler bile bizim bu dar alanda biraz daha baş başa kalmamızı istiyor, Alaz. Şimdi söyle bana, o ördüğün duvarlar bu kadar yakınımdayken de seni koruyabilecek mi?"
İşte şimdi tansiyon tam anlamıyla tavan yaptı! Asansörde mahsur kaldılar, kırmızı loş bir ışık altındalar ve Karan Alaz'ı resmen kapana kıstırdı.
Bölüm Yorumları