Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Otel lobisinde yükselen uğultu, valiz tekerleklerinin fayanslarda bıraktığı tırmalayıcı sesle birleşip tam bir curcunaya dönüşmüştü. İzmir’in o nemli, sıcak havası otelin klimayla soğutulmuş atmosferine karışırken, turdan sorumlu öğretmenlerin hararetli bağırışları koridorda çınlıyordu.
Alara, arkadaşlarının espri dolu uğultuları arasından sıyrılıp elindeki 304 numaralı plastik oda kartını parmaklarının arasında gerginlikle çevirdi. Otobüs yolculuğu omuzlarına ağır bir yorgunluk bindirmişti. Yalnızca sessiz bir odaya çekilip kendini ilk bulduğu yumuşak zemine bırakmak istiyordu.
304 numaralı kapının önüne geldiğinde kartı sensöre okuttu. Hafif bir mekanik tıkırtı ve ardınca yanan yeşil ışıkla kapı aralandı. İçeri girdiğinde burnuna çarpan ilk şey, otelin o standart temizlik kokusuna karışmış hafif nemli bir ferahlık ve pahalı bir erkek şampuanının odunsu aroması oldu. Yorgunluk zihnini o kadar bulandırmıştı ki bu detayı sorgulamak yerine valizini kapının hemen kenarına bırakmayı tercih etti. Adımlarını yatağa doğru attı ve kendini yüzüstü yumuşak nevresimlerin üzerine bıraktı. Gözlerini kapattığı an zihnindeki tüm sesler susar gibi oldu.
Derken, banyodan gelen hafif ama kesintisiz fön makinesi sesi ansızın kesildi.
Alara zihninin oyunlarından biri olduğunu sanıp hareket etmedi. Ancak banyo kapısının gıcırtıyla açılması ve halının üzerinde ilerleyen çıplak ayak sesleri, tüylerini diken diken etmeye yetti. Hızla yatakta doğrulup başını sesin geldiği yöne çevirdi.
Banyonun kapısında, elindeki havluyla nemli saçlarını kurulayan bir çocuk duruyordu. Üzerindeki siyah tişört ve rahat eşofman altıyla sanki kendi evinin koridorundaymış gibi rahattı. Alara’nın yatakta doğrulmasıyla ikisinin gözleri bir anda kesişti. Zaman birkaç saniyeliğine durmuş gibiydi.
Alara bir anda kalkan bir savunma mekanizmasıyla yataktan fırladı. Kalbi boğazında atıyordu. Parmağını çocuğa doğru uzatırken sesi odayı çınlattı
"Sen kimsin lan?! Ne işin var benim odamda?!"
Baran, elindeki havluyu omuzuna atarken hareketini yarıda kesti. Çatılan kaşlarının altında gizlenen gözlerinde şaşkınlıktan çok, sinir bozucu bir özgüven ve alaycı bir ifade belirdi. Alara’yı tepeden tırnağa süzdükten sonra gıcık bir rahatlıkla tek kaşını kaldırdı.
"Asıl sen kimsin?" dedi Baran, sesi alçak ama fazlasıyla özgüvenli çıkıyordu. "Ve daha da önemlisi... Odama kadar girip yatağımda beni bekleyecek kadar ileri giden bir sapık mısın sen?"
"Ne saçmalıyorsun be?!" dedi Alara, öfkeden kulaklarının kızardığını hissederek. "Ne sapığı? Bayağı benim odam burası! Derhal topla eşyalarını ve defol git!"
Baran hafifçe kıkırdadı ama bu gülüşte en ufak bir samimiyet yoktu. Adımlarını ağır ağır Alara’ya doğru attı. "Kızım senin kafan mı güzel?" derken parmağıyla köşedeki açık valizini ve komodinin üzerindeki kişisel eşyalarını gösterdi. "Bavulum burada, eşyalarım açılmış. Banyoda şampuanım duruyor. Kapıyı da elimdeki kartla açıp girdim. Mantık sınırlarını biraz zorla istersen."
"Sensin be o! Benim odamda olan sensin!" Alara hırsla kapının dibindeki kendi valizini işaret etti. "Bak! Benim eşyalarım da burada! Resmen odama çökmüşsün bir de bana laf yetiştiriyorsun!"
İkili arasındaki tansiyon saniyeler içinde tırmandı. Ne Baran bir adım geri atıyordu ne de Alara öfkesinden taviz veriyordu. Odanın dar alanı, aralarındaki görünmez kıvılcımlarla daha da basık bir hal almıştı.
En sonunda Alara daha fazla dayanamayarak arka cebinden plastik kartı hışımla çıkardı ve Baran’ın tam gözünün önüne doğru uzattı. "Bak! Oku bakayım üstünde ne yazıyor? 304!"
Baran, bakışlarını karttan çekip hiç istifini bozmadan kendi cebine uzandı. Kendi kartını çıkarıp Alara’nın kartının tam yanına koydu. "Sen de gözlerini açıp iyi bak o zaman," dedi soğuk bir sesle. "İkimizin elinde de koskoca 304 yazıyor."
İki kart yan yana geldiğinde odadaki bağırış çağırış yerini ağır bir sessizliğe bıraktı. İkisinde de aynı numara kazınmıştı. Danışmadaki yoğunluk yüzünden resepsiyon belli ki devasa bir hata yapmış, aynı odayı iki farklı kişiye tanımlamıştı.
Alara dişlerini sıkarak telefonunu çıkardı. Tur rehberi olan hocanın numarasını bulup hemen arama tuşuna bastı ve sesi doğrudan hoparlöre verdi. Telefonda birkaç ısrarlı çalmanın ardından öğretmenin nefes nefese kalmış sesi duyuldu.
"Hocam!" dedi Alara, sesindeki stresi gizlemeye çalışmadan. "Çok büyük bir hata yapılmış. Resepsiyon bana başkasının kaldığı odayı vermiş. İki kişi aynı odadayız şu an!"
Telefondan otel lobisinin kaotik gürültüsü ve öğretmenin tükenmiş iç çekişi geldi. "Alara’cım, bak şimdi dinle beni. Lobide tam bir kriz var. Otelde tek bir boş yatak bile kalmamış, sistem çöktüğü için kimin nerede kaldığı bile birbirine karışmış durumda."
"Ama hocam!" diye araya girdi Alara, gözleri sinirle Baran’ın üzerindeyken. "Aynı odada kalamayız! O odada Baran var!"
"Kızım valla şu an yapabileceğim hiçbir şey yok," dedi öğretmen kestirip atan bir tavırla. "İki gün boyunca idare etmek zorundasınız. Zaten bütün gün dışarıda gezide olacaksınız, odaya sadece uyumaya geleceksiniz. Koca yatak var işte, bir şekilde bölüşün. Şu kriz geçsin çaresine bakacağız!"
Sözler biter bitmez telefon yüzlerine kapandı.
Odada asılı kalan sessizlik bu kez çok daha ağırdı. Telefonun kapanış sesi sanki kaderlerinin iki günlüğüne mühürlendiğinin ilanıydı.
Baran, elindeki kartı cebine atıp çarpık bir gülümsemeyle Alara’ya baktı. Ağır adımlarla yatağın sağ tarafına geçti, üzerindeki örtüyü kenara çekip Alara’ya doğru döndü.
"Sol taraf senin," dedi Baran, sesindeki alaycı ton geri gelmişti. "İster kabul et, ister kapının önünde yat. Ama çeneni kapatırsan sevinirim... Çünkü anlaşılan bu iki gün ikimiz için de hayli uzun geçecek."
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Kafa uçuracak bir kitap konusuyla başladık bu kitap epey kafamı uçurca benziyor 
Mük olmuş
yazar olman gereken konular var
Her zamanki gibi muhteşem benden bile iyi yazıyorsun
Bismillah basliyorum
Çok güzeeell
Yorum
Yorum bulunamadı.