Gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Karşımda duran adam da en az benim kadar şaşkındı.
Mavi gözleri bir anlığına üzerimde dolaştı.
Sonra kaşlarını çattı.
"Sen..."
Sesini ilk defa duyuyordum.
Kalın ve sertti.
Ben de ona aynı sertlikle baktım.
"Ne bakaysun öyle?"
Dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
"Demek Ayazlı'nın kızı sensun."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"He. Bir derdin mi var?"
"Yok."
"Sana göre yoktur da bana göre vardur."
Tam o sırada Adem abi aramıza girdi.
"Larin..."
"Hı?"
"Gel."
"Gelmeyrum."
"Larin."
"Bırak konuşsun."
Kuzey alaycı bir şekilde güldü.
"Çok konuşaysun."
Sinirim tepeme çıktı.
"Sanane?"
"İnsan biraz saygılı olur."
"Ben Gürsoylulara saygı duymayrum."
O da bana bir adım yaklaştı.
"Biz de Ayazlılara."
İkimizin arasında sadece birkaç adım kalmıştı.
Tam o sırada fabrikanın müdürü telaşla yanımıza geldi.
"Hoş geldiniz."
Kuzey gözlerini benden ayırmadan konuştu.
"Çay anlaşması için geldik."
Ne?
Başımı hızla Adem abiye çevirdim.
"Ne anlaşması?"
Adem abi derin bir nefes verdi.
"Larin... Son zamanlarda işler iyi gitmeyi."
"Ee?"
"İki köy ortak çalışacak."
Bir an sustum.
"Şaka yapaysunuz değil mi?"
Kimse cevap vermedi.
O an anladım.
Hayatımda ilk kez bir Gürsoy'la aynı masaya oturacaktım
toplantı odasına girdik ve ben masanın bir ucuna oturdum diğer ucunada Kuzey oturdu
Sanki aramızdaki masa değil de yılların düşmanlığı vardı.
Müdür elindeki dosyaları açtı.
"Bu yıl çay verimi beklediğimizden düşük."
Adem abi başını salladı.
"Biliyruk."
"Eğer iki fabrikanın ürünleri birleşirse hem ihracat artacak hem de zarar edilmeyecek."
İçimden "Olmaz." dedim.
Kuzey'in yüzüne baktım.
Onun da en az benim kadar rahatsız olduğu belliydi.
Müdür konuşmaya devam etti.
"Bu yüzden Ayazlı ve Gürsoy ailelerinin ortak çalışması gerekiyor."
Masaya sessizlik çöktü.
Sessizliği ben bozdum.
"Başka çözüm yok mi?"
Müdür başını iki yana salladı.
"Yok."
İçimden söylenmeye başladım.
"Onca insan var da gidip Gürsoylularla mı ortak olacağız?"
Tam dosyalara bakıyordum ki elimdeki kalem yere düştü.
Eğilip almak isterken karşı taraftan uzanan başka bir el de aynı kaleme uzandı.
Elimiz birbirine değdi.
Refleksle elimi çektim.
Başımı kaldırınca yine onun mavi gözleriyle karşılaştım.
"İstersen sen al."
Sesindeki alaycı ton değişmemişti.
"Sağ ol. Dokunduğun şeyi istemeyrum."
Bu sefer o güldü.
"İnatçısun."
"Ben mi?"
"He."
"Sen benden betersun."
Adem abi başını iki elinin arasına aldı.
"Allah'ım sabır..."
O sırada fabrikanın dışından bağrışmalar duyuldu.
Bir işçi telaşla içeri girdi.
"Ağam!"
Hepimiz ayağa kalktık.
"Ne oldi?"
"Dışarıda Ayazlılarla Gürsoylular birbirine girdi!"
Adem abi hızla kapıya yöneldi.
Kuzey de aynı anda yürümeye başladı.
Ben de peşlerinden çıktım.
Fabrikanın avlusu bir anda savaş alanına dönmüştü.
İki köyün gençleri birbirine bağırıyor, herkes birbirini itiyordu.
"Çekil önümden!"
"Ula sen çekil!"
Tam iki adam birbirine vuracakken Kuzey aralarına girdi.
"Yeter!"
Sesi öyle sert çıkmıştı ki herkes bir an sustu.
Ben de şaşkınlıkla ona baktım.
O ise öfkeyle etrafına bakıyordu.
"Köpek gibi birbirinize saldıracağınıza işinizi yapun!"
İlk kez onu dikkatlice izledim.
Çocukluğumdan beri bana anlatılan canavar gibi değildi.
Ama bunu kendime bile itiraf etmeyecektim.
Çünkü o...
Bir Gürsoy'du.
Ve ben...
Bir Ayazlı.
Aramızdaki düşmanlık, biz doğmadan çok önce başlamıştı.
Ve belli ki...
Kolay kolay da bitmeyecekti.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
mükemmellll konusmalarıı mukk
Yorum
Yorum bulunamadı.