Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Aras Koral...
❝ ───────── 📜 ───────── ❞
Toplantı odasının otuzuncu katındaki devasa camlarından İstanbul Boğazı ayaklarımızın altına seriliyordu ama benim gözüm masadaki evraklarda bile değildi.
Masada Fransa’nın en büyük lojistik kartellerinden birinin temsilcileri oturuyordu. Karşımdaki adam, Jean-Luc, dakikalardır bana sevkiyat rotaları ve liman izinleriyle ilgili bir şeyler anlatıyordu. Normalde tek bir kelimesini kaçırmam, adamın gözünün seğirmesinden bile bir katakulli çevirip çevirmediğini anlardım.
Ama bugün kafamın içinde sadece tek bir görüntü vardı: Siyah jean'i, belini açıkta bırakan o küçük bluzu ve topuklu ayakkabılarının üzerinde süzülerek kampüse giren o çene düşük kadın. İlay.
"Monsieur Koral, sizce bu şartlar iki taraf için de uygun mu?"
Jean-Luc’ün sorusuyla düşüncelerimden sıyrıldım. Masadaki herkes benim ağzımdan çıkacak tek bir kelimeye bakıyordu. Oturduğum deri koltukta hafifçe dikleştim. Kollarımı masaya dayayıp gözlerimi Jean-Luc’e kilitledim. Fransızcayı akıcı bir şekilde, buz gibi ve pürüzsüz bir tonla konuşmaya başladım.
"Pas du tout, Jean-Luc," (Hiç uygun değil, Jean-Luc,)
dedim, sesimdeki otorite odadaki tüm havayı bir anda değiştirdi. "Vous pensez gerçekten bana bu şartları kabul ettirebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Les conditions sur la sécurité sont inacceptables." (Güvenlikle ilgili şartlar kabul edilemez.)
Jean-Luc huzursuzca kıpırdandı, ceketinin düğmesini açtı. "Mais Monsieur Koral, nous avons déjà discuté de ça..." (Ama Bay Koral, bunu zaten konuşmuştuk...)
"Je m'en fiche de ce qu'on a discuté," (Ne konuştuğumuz umurumda değil,) diyerek lafını bıçak gibi kestim. "Si la sécurité n'est pas garantie à cent pour cent, ce contrat n'existe pas. Vous comprenez?" (Eğer güvenlik yüzde yüz garanti edilmezse, bu sözleşme yok demektir. Anlıyor musunuz?)
Masadaki Fransız heyeti kendi arasında fısıldaşmaya başlarken ben saatime baktım. Saat 12.30’du.
Şimdi ne yapıyordur acaba? diye düşündüm. O fıstık yeşili... yani papatya sarısı kafasıyla amfide ders mi dinliyordur, yoksa kantini birbirine mi katmıştır? Biri ona bir şey söylemeye cüret etmiş midir? Ya da kaçmaya mı çalışıyordur?
Gözüm masanın üzerindeki telefonuma kaydı. Mert’e yarım saatte bir rapor vermesini emretmiştim ama hâlâ mesaj gelmemişti. İçimdeki o garip, tarif edemediğim huzursuzluk büyüyordu. Yıllardır en tehlikeli adamlarla pazarlık yaparken bile kalbim tek bir ritim atlamazdı. Şimdi ise ne idüğü belirsiz, çenesi durmayan bir kız yüzünden toplantının ortasında elim telefona gidiyordu.
Jean-Luc boğazını temizledi. "D'accord, Monsieur Koral. Nous allons réviser les clauses de sécurité." (Tamam, Bay Koral. Güvenlik maddelerini gözden geçireceğiz.)
"Vous avez jusqu'à ce soir," (Bu akşama kadar vaktiniz var,) dedim kestirip atarak. Sandalyemi geriye itip ayağa kalktım. "Si ce n'est pas prêt, le marché est conclu avec les Italiens." (Eğer hazır olmazsa, anlaşma İtalyanlarla yapılacak.)
Ceketimin önünü ilikleyip toplantı odasından çıktım. Mert koridorun başında bekliyordu. Beni görünce hemen adımlarını hızlandırdı.
Bu bölümün ilk 17 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
ayyyayayayayay mükemmelm olmuşşss askimya valla ben bu koralı ne yapayım adam dio ki kız dikkat çekmesin ama elalem ona yunan tanrısı desin ee ama yani
Çok güzeldi eline kalemine yüreğine sağlık yazarım ♥️❤️
sayın yazar nermin hanım, kitapınız çooooooooooooopk güzel olmuşdur bilginize. ❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️😘😘❤️😘😘❤️❤️❤️❤️❤️
Yorum
Yorum bulunamadı.