Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
malikanenin devasa ve sessiz bahçesinde güneş batmaya yakın bir hava vardı. Aras, bahçenin en uç noktasındaki taş havuzun kenarında tek başına adımlıyor, kulağındaki telefonla hararetli bir iş görüşmesi yapıyordu.
Üzerinde her zamanki gibi simsiyah, keskin kesim bir takım elbise vardı. Sesi, bahçedeki cırcır böceklerinin sesini bastıracak kadar gür, kararlı ve otoriterdi. Telefonun diğer ucunda, Kolombiya ile bağlantılı karanlık bir sevkiyatın başındaki adam vardı. Aras, kusursuz bir İspanyolca ile konuşuyordu.
"No me importan tus excusas, Alejandro," (Bana mazeretlerini anlatma, Alejandro,) dedi Aras, sesi buz gibi bir öfkeyle sertleşerek.
"Dijiste que el cargamento estaría en el puerto hoy a las seis. Son las siete y no hay nada." (Sevkiyatın bugün saat altıda limanda olacağını söylemiştin. Saat yedi oldu ve ortada hiçbir şey yok.)
Aras havuzun etrafında dönerken, az ilerideki çimlerin üzerinde Pamuk’la turlayan İlay’ı fark etmedi. İlay, elindeki küçük bir yaprak parçasıyla Pamuk’u oynatmaya çalışırken Aras’ın o yabancı dildeki sert konuşmasını duyunca duraksadı. Kaşlarını kaldırıp adamı izlemeye başladı.
Aras telefondakini dinlerken sabırsızca tesbihi parmaklarında çevirdi.
"Escúchame bien," (Beni iyi dinle,) diye gürledi Aras bu kez, sesi tehlikeli bir ton alarak.
Si ese barco no llega antes del amanecer, no solo perderás el dinero, sino también tu cabeza. ¿Me entendiste?" (Eğer o gemi gün doğumundan önce gelmezse, sadece paranı değil, kafanı da kaybedersin. Anladın mı beni?)
İlay olduğu yerde gözlerini fal taşı gibi açtı. Ne dediğini kelime kelime anlamıyordu ama "tu cabeza" derken Aras'ın eliyle yaptığı o sert hareketten ve ses tonundan durumun hiç de "Gülümse Çekiyorum" tadında olmadığını çok iyi kavramıştı.
Aras, telefondaki adamın kekeleyerek verdiği onay cevabını duyunca, "Tienes doce horas" (On iki saatin var) diyerek telefonu tek hamlede kapattı.
Derin bir nefes alıp arkasını döndüğünde, birkaç adım ötede elleri belinde, kendisine tıkır tıkır bakan İlay ile burun buruna geldi.
Aras anında o sert, geçit vermez ifadesini takındı. "Ne bakıyorsun?" dedi, Türkçe ve her zamanki gibi emredici sesiyle.
İlay çenesini dikleştirdi, Aras’ı baştan aşağı süzdü. "Hiç... Koral Beyciğimin İspanyol pembe dizilerinden fırlamış gibi racon kesmesini izliyordum. Neydi o öyle ya? 'No me importan'lar, 'tu cabeza'lar falan? Bir an kendimi Escobar’ın malikanesinde sandım!"
Aras çatık kaşlarıyla İlay’a doğru bir adım attı. "Gözünün önünden ayırmadığım çenen yetmiyordu, bir de dil bilimci mi oldun başıma? Sana ne benim ne konuştuğumdan?"
İlay hiç istifini bozmadan Pamuk’u kucağına aldı. "Aman, sanki anladık ne dediğini! Ama o 'tu cabeza' derken kafasını kesecekmiş gibi yaptığın adama acıdım valla. Yazık, kesin adama 'Sana fıstık yeşili elbise alacağım' dedin, adam da 'Yok abi ben yeşil sevmem' dedi diye kızdın, değil mi?"
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Mükemmel olmuş aşşşkım
Süperdi bebiş 🫶🫶🫶🫶
Bayaa guzzElll
şiddete karşı kız ve başına buyruk karanlık oğlan ilişkisii miiii
BAYILDIIMMMMM
Süpeerr
Yorum
Yorum bulunamadı.