Etrafıma bakındım ve ayakkabı bağcıklarımı en az üç kere bağladım. Ve doğruldum. Annem ve babam evde volta atarken bense çok rahattım. Aynanın karşısına geçtim ve boyunluğumu düzelttim. Krem rengi eteğimin yırtmacı olduğu için pek memnun değildim. Zaten gayet kısaydı. Gece mavisi ceketimin yakalarını düzelttim. Ve artık hazırdım. Hayır birşey unutmuştum. Uğurlu günüme özel kolyem. Üzerinde kocaman bir yıldız olan demir bir kolye. Bunu bana en yakın arkadaşım hediye etmişti. Üniversite hayatımın ilk günü ve ben çok heyecanlıyım. Derin bir nefes aldım ve arabama bindim. Bugün çok güzel bir gün olacak. Diye avuttum kendimi. (Spoiler: öyle birşey olmayacak) Antremanım vardı birde. Yani çok yorulacağım. Direksiyonu bir o yana bir bu yana çevirip durdum. Hayır hayır hayır. Kırmızı renkli arabamdan ne istedin? Başımı sertçe direksiyona çarptım. Morardı mı acaba? Başımı kaldırdım ve dışarı çıktım. Diğer arabadan. Siyah gözlü ve siyah saçlı bir adam çıktı. Tamamen kemikten oluşan çenesi. Gözlerinin derinlerine insem de asla birşey bulamadım. Ya buradan çıkardığım tek şeyin gözlerinin geleceğimden parlak olması (!)
Göz devirdim. "Serseri gibi hızlı sürerseniz böyle olur işte." Aval aval suratıma baktığında yemin ederim tekme atmak istedim. Başını yana yatırdı. Yok bu kesin işitme engelli. Diye geçirdim içimden. Göz devirdim. "Bakma öyle!" Tökezledim. Belimden kavradı. Kolunu ittirdim. "Bırak be! Beyinsiz." Arabaya tekrar binsem de çalışmadı. Sıçtım. Bir güzel hemde. Arabadan indim. Ve gayet normal davranmaya çalıştım. "Yağmur." Efendim Kaan nereden buldun beni?
"Kaan?"
"Ne oldu? Sen iyi misin?"
"Serserinin biri vurdu işte. Ama iyiyim." Gülümsedi. "Seni bırakmamı ister misin?" Başımı iki yana salladım. Hayır Kaan arabada birden bana kilitlenip aşk itirafı etmeni istemiyorum. Başını salladı. "Yağmur hastaneye gidelim istersen?" Ne demekti bu şimdi. Aklıma ilk gelen şeyi söyledim. "İstemiyorum Kaan bir rahat bırak beni ya!" Kırılmış gibi görünüyordu ama umrumda bile değildi. Arkamı döndüm ve arabamdan çantamı aldım. Ve yürümeye başladım. En az on beş dakika vardı. Neyse hallederim. Sorun değil. Koluma düşen çantamı omzuma çektim ve dar sokakta yürümeye devam ettim. Sonra kolumda bir el hissedince irkildim ve yavaşça arkamı döndüm. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Derin bir nefes aldım ve elini ittirdim. "Serseri!" Diye bağırdım. Sonra elimi ağzıma götürdüm ve bir adım geriye adım attım. "Korkutmak istemedim. Ben sadece... İyi misin?" Yana doğru taradığı siyah saçlarının arasında parmaklarını gezdirdi ve ensesini ovdu. "Seni ilgilendirmez!" Arkamı döndüm. Çok büyük ihtimalle arkamdan sırıtıyor du yada bıçaklama planları yapıyordu. Çantamın fermuarını açtım ve elimi biber gazına götürdüm. Ve munzur bir çocukmuş gibi yürümeye devam ettim. Bir anda yağmur bastırdı. Başımı geriye attım. Oysaki havanın açıklığına kanıp kalın olmayan bir ceket tercih etmiştim. Bugün hani uğurlu günüm dü. Artık en kötü günüm. Kollarımı ileri geri salladım ve titrememek için nefes alıp verdim. Saçlarımın tamamının su olduğuna yemin edebilirim. Yağmurlu havada en çok sevdiğim şey yağmurun sesini dinlemek. Islak toprak kokusu...
Ama şuan bunlara odaklanamıyorum. Omuzlarım ağırlaştı. Sonunda kampüse gelmiştim içeri girdim. Ve kapıyı açtım. Lan! Bu bana çarpan serseri değil mi? Hemde öğretmen mi? Şey... Ben ne yaptım? "Geçebilirsin." Dedi alaycı bir tavırla. Ve pis pis sırıtıyor du. Yok bu az oldu çık birde bağır ben bu kıza çarptım diye.
Pislik...
Göz devirdim o hariç kimsenin görmemesine özen gösterdim. Beni baştan aşağı süzdü.
Bugün hayatımın en kötü günü olabilir. Yeşim'in sırasına çantamı attım ve yanına oturdum. "Bu hal ne?" Omuzlarımı geriye attım. "Dışarıda yağmur yağıyor ya hani." Kaşlarımı çattım. "Antrenman geliyor musun?" "Gelmediğim bir gün mü var?" Diye ekledim alaycı bir tavırla. Kıkırdadı. Göz devirerek önüme döndüm. Derin bir nefes aldım. YA GİT İŞİNE BE KARDEŞİM! NEDEN BANA BAKIYORSUN? Gözlerimi üzerine diktim ve ters ters baktım. Yok ders boyu bana bakacak herhalde. Geri kafalı olduğu için. Diye geçirdim içimden. İçten içe şuan kavga ediyordum. Ellerimi çenemin altında kavuşturdum ve gözlerimde ki rimeli olabildiğince fazla göstermeye çalıştım. Çekici göründüğümü biliyordum. Bende bunu istiyordum işte. Ağzının bir karış açılmasını istiyordum. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Saçlarımı geriye attım. Bir ara bana doğru geldiğini düşündüm ama hayır yerinden bile kıpırdamıyor du. Elini masaya koydu ve ağırlığının tamamını masaya verdi. Ellerimi sandalyeye yerleştirdim ve yumruk şekline getirdim. Ben bu adamın ismini bile bilmiyorum. Ben ismini koysam kesinlikle absürt yada isimsiz koyardım. Absürt çok daha iyi bence. Sonunda ders bitmişti ayağa kalktım ve merdivenlerden aşağı indim. Eli kolumda bitti. Yumruk yaptığım elimle koluna sertçe vurdum. BİR GİT SERSERİ! Derin bir nefes aldım. "Selam absürt." Dedim alaycı bir tavırla. Bitkin bir gülümseme sergiledi. "Selamını anladım da absürt ne?" Omuzlarımı geriye attım. "Lakap." Dedim benim bile anlamadığım en son ortaokulda kullandığım aşırı tatlı bir sesle. Etkilenmiş gibi duruyordu. "Absürt. Ama ben öyle değilimdir." Sertçe ayağımı yere vurdum. "Şimdi gidebilir miyim absürt?" Bilmiyorum şurada sıkışıp kalmışım gibi olmuştu gitmek istemiyordum. Eli istemsizce alnıma gitti. Cevap vermek istedim ama olmadı. Bir adım geriye çıktım. "Boşversene." Dedim elimi savurarak. Şapşalca sırıttım. Çok şapşalca ve aşırı şapşalca. "Dışarıda deli gibi sağanak var. Böyle mi gideceksin?" Başımı salladım. "Buna mecburum." Arkamı döndüğüm anda omuzlarıma bir ağırlık çöktü. Lanet olsun bana ceketini vermişti. Başımı ona çevirdim. "Hiç gerek yok. Gerçek-" İşaret parmağını dudağıma bastırdı. "Bence var. Teşekküre gerek yok." Koşarak ondan uzaklaştım. Ne yapıyorum ben?
BİLİYOR MUSUN YAĞMUR? ASIL SERSERİ SENSİN. APTAL! ÇOCUĞA YÜRÜDÜN RESMEN BE! DELİ MİSİN? Galiba evet deliyim. Yok benim derslerden ve voleyboldan kafam gitmiş. Koşarak Yeşim yanına gittim. "Yeşim az önce bize ders veren kaslı aşırı uzun boylu siyah gözlü yakışıklı bir adam ders vermedi değil mi?" Ağzı yarım karış açık kaldı. "Ne anlatıyorsun sen?" Diye haykırdı. Ellerim terlemeye başladı. Ağlamak istiyordum. "Rüya görmüş olmalıyım. Yani öylesine yakışıklı biri olmamalı değil mi? Çok centilmen. Bekle! Ben az önce bunları sesli mi söyledim?" Başını salladı. "Bak kimden bahsettiğini anlamıyorum." Omuz silktim ve dışarı çıktım yağmur yağmaya devam ediyordu. Kollarımı iki yana açtım. Tabii ki yanlış değildi. Şu ana kadar yaşadığım herşey gerçekti zaten. Koşarak içeri girdim ve sahaya kendimi attım. Bir anda telefonum çaldı. Annem arıyordu. Lanet olsun. "Efendim anneciğim." Dedim sessizce. "Bugün erken gel." Dedi ve hemen kapattı. Soyunma odasına gittim üzerimi değiştirdim. Absürtün ceketini elimi aldım ve yere attım. Üzerinde zıpladım. "Geber!" Diye bağırdım bir taraftan. Arkamdan bir el omzumu tuttu. Arkamı döndüm. "Sevde?" Dedim hafifçe sırıtarak. "Ne yapıyorsun Yağmur?" Elimi karın hizama kadar kaldırdım ve bacağıma vurdum. "Öyle. Ne yapmışım ki?" Başını yana yatırdı. "Pekâlâ." Ceketi aldım ve çantama sıkıştırdım. Ve sahaya gittim. Hazır rezil oldum be! Herkes gelmişti ve hizaya geçmişlerdi bile. Gülümsedim. Toplardan birini aldım ve elimde döndürdüm. Yeşim ve Aleyna aynı anda yanımda bitti. "Kaan senden hoşlanıyormuş." Dedi ikiside aynı anda. "Keşke taksam." Dedim fısıldayarak. "Hadi!" Herkes yerlerini aldı. Topu ilk ben atacaktım. Yedekler bir tarafta biz bir tarafta oynayacaktık. Topu havaya attım ve sertçe vurdum. Omuzlarımı geriye attım ve derin bir nefes aldım. Maç bittiğinde soluk soluğa kalmıştım. Üstümü değiştirdim ve dışarı çıktım. Yağmur yağmaya devam ediyordu. Ama yürüyerek gidecektim bu yüzden istemesem de ceketi giydim. Bana aşırı bol geliyordu. İYİ İNSAN LAFIN ÜSTÜNE GELİRMİŞ. Arkamdan bir korna sesi geldi. Sizce kim? Canım öğretmenim. Camı indirdi ve hafifçe gülümsedi. "Selam." Dedi ellerini direksiyondan ayırmadan. "Ceketimi çok mu beğendin?" Dedi göz kırparak. Dilimi damağıma vurdum. "Üzerine bastığın içindir o." Kaşlarımı çattım. "Nereden biliyorsun bunu?" Arabadan indi. Ve cekette ki ayak izlerini gösterdi. Bunu yaparken parmağını göğsüme bastırmıştı. Canımın yandığını belli etmemeye çalıştım. Konuşmadım oda hiç konuşmadı duyulan tek ses yağmur damlalarının yere sertçe çarparken çıkardığı sesler di. Gözlerim doğrudan ona bakıyordu onun gözleri ise bana. Onu görmem için başımı kaldırmam gerekiyordu. Sanki gökyüzüne bakıyordum. Gözlerini kaçırdı ve kafasını sağ tarafa çevirdi. Bakışları sertleşti. "Arabaya geçer misin?" Başımı iki yana salladım. "Olmaz." Kaşlarımı çattım. "Ben senin arabana neden biniyorum?"
"Yanlış anladın. Ben kendi arabamdan bahsetmiyorum ki."
"Hangi arabadan bahsediyorsun?" Arkamdan korna sesleri geldi. Yerimde olağanüstü bir şekilde zıpladım. Beyinsiz! Hani ne bekliyordun Yağmur? Başımı yana yatırdım ve absürte döndüm. "Bu ne alaka?" Omuz silkti. "Ben vurmadım mı? Seni bulmak için çok çabaladım. Biraz görünür olsan." Başımı iki yana salladım. "Eee arabayı ne yapıyoruz? İstemedi mi?" Dedi tok bir ses. Arkamı döndüm. Sarı saçlı yeşil gözlü ve oldukça uzun boylu biri duruyordu. Hemen yanında ise kumral tenli badem gözlü biri vardı. İkiside neredeyse aynı boydaydı ve en kötüsü alaycı bir sırıtış vardı. Ama anlam veremediğim birşey üzerlerinde asker kıyafeti olmasıydı. "Al götür şunu gözüm görmesin!" Ellerimi belime yerleştirdim. "Bak yemin ediyorum bayılacağım. Çek şunu dedim manyak!" Derken hiçbirine bakmıyordum. Sadece yeri izliyordum. "Baran!" Diye bağırdı sarışın çocuk. "Ne var yine?" Dedi absürt. Demek ismi Baran. Kendisine Baran ismi hiç yakışmıyordu. Baran yağmur demekti ve bence asla yağmur ve Baran'ın karşısından geçemez di. Yağmur. Bu sözü dinlerken ve söylerken rahatlıyordum. Ama Baran asla olmaz. Baran. Diye tekrarladım içimden. Baran. Ne kadar kaba bir isim. Yağmur benim ismim. Baran isminin anlamı Yağmur. Neyse. Umrumda bile değil. "Eee yani ne yapıyoruz?" Dedi kumral çocuk. "Onu gidin ve cehennemin dibine sokun." Sarışın çocuk ellerini havaya kaldırdı. "Ben cehenneme girmem!" Diye bağırdı. Göz devirdim. "Komutanım!" Diye bağırdı kumral çocuk. "Ne var yine?" Dedi sarışın olan. Demek gerçekten askerler. "Ben arabayı götürüyorum o zaman." Sarışın çocuk kumral olana tokat attı. "Ulan Baran söylesin ben mi söyleyeyim?" Baran'a baktım. "Deli misiniz siz lan?" Sırıttı. Sarışın çocuk elini omzuma koydu. "Tam olarak öyle biz zır deliyiz." Başımı salladım. "Belli oluyor."
"Olamaz hiç dışarı yansıtmayız ama." Dedi kumral çocuk. "Harbi!" Diye dalga geçtim. "Oğlum siz mal mısınız?" Başlarını salladılar. "Demek biliyorsunuz. Pekâlâ Baran ben Yağmur. Tanıştığımıza hiç mutlu olmadım." Dudağını birbirine bastırdı ve kumral çocuğu gösterdi. "Eymen." Sonra sarışın çocuğu gösterdi. "Gökay" Başımı salladım. "Ha bu arada bende tanıştığımıza memnun olmadım." Gökay alaycı bir tavırla Baran'a baktı. "Çok memnun oldu bence." Ters bir bakış attı. "İzin verirseniz gideyim artık." Dedim sertçe. Gökay araba anahtarını bana uzattı. Hızlıca aldım ve arabaya bindim. Gökay yaramaz bir çocuk gibi gülümseyerek elini salladı. Baran'ın üzerine sürdüm. Başımı pencereden dışarı çıkardım. "Dikkat et de kaza yapma." Elimi savurdum. "Bak sen! Sen bana çarptın!" Arabayı çalıştırdım. "Kendine iyi bak!" Diye bağırdı Eymen. Hemde nasıl iyi bakarım kendime. Nasıl. Hızlıca arabayı sürdüm. Ve durdurdum. Gelmiştim. Sonunda. Arabadan indim ve kapıya ilerledim. "Bugün olan hiçbir şeyi belli etme," diye sakinleştirdim kendimi. Kapıyı çaldım. Annem açtı. Gözlerinde bir mutluluk, parıltı vardı. Gülümsedi. "Hoşgeldin." Elimi tuttu ve sımsıkı sarıldı. "Anne. Şey..." Başımı geriye attım. "İçeri geçebilir miyim?" Başını salladı. "Üstünü değiştir ve yemeğe in. Babanla konuşacağız." Dudağımı büzdüm. "Tamam," diye söylendim. Merdivenlerden yukarı çıktım ve odama kendimi attım. Üzerime Galatasaraylı pijama takımımı giydim ve aşağı indim. Aşağı doğru inerken saçımı topuz yapmaya çalıştım. Masaya hemen babamın karşısına oturdum. Ve gülümseyerek başımı öne eğdim. "Yağmur. Biz seni... Evlendirmek istiyoruz." Nefessiz kaldım. Evlenmek ne demek ya? Hemen bu kadar hızlı mı karar vermişlerdi? Yapamam.
Ben evlenmem. Asla! Kaşlarımı çattım. "Anne. Ben." Susturdu. "Yağmur birisi var aslında ama eğer aklında biri varsa." Elimi yumruk haline getirip masaya vurdum. "Aklımda birisi var." YOK! LAN BENİM AKLIMDA BİRİSİ YOK!
NE YAPTIM BEN?
"En azından bir yemek yesen." Başımı salladım. "Deneyeceğim anne. Ama sadece deneyeceğim. Benim bir sevgilim var." Bu yalanı söylediysem sonu gelene kadar devam ettirmem gerek. "Yarın akşama söyleyeyim o zaman." Zoraki bir gülümseme yerleştirdim suratıma. "Tamam anne." Mahvoldum ben. Ayağa kalktım ve odama çıktım. Kapıyı kilitledim. "Ben ne yaptım? Ben ne yaptım? Bunu nasıl yapabildim ben?" Diye haykırdım. Kendimi yere attım ve gözlerimin kapanmasına izin verdim.
Bölüm Yorumları