(1)
Günler önce...
Hayat, değil midir insanı kaderine sürükleyen? Kader değil midir alnımıza yazılan?
Ben, hayatın gerçeklerini yaşamadan öğrenemezdim. İyi miydi, değildi.
Zordu yaşamak. Ya da bana zordu. Yaşama isteğim silinmişti. Yaşamak istemiyordum.
Evin duvarlarında annemin sesi yankılanırken herkes korku içindeydi, bende dahil.
"Olamaz!" Dedi annem bağırarak.
"Senin için döndü..."
Onlara bakarken gözlerimin dolduğunu herkesten gizliyordum. Ağlayamazsın, diyordu iç sesim. Ağlarsan anlarlar, dedi. Ağlama sakın, tut kendini.
"Hayır." Dedim annemin gözlerine bakmamaya çalışarak.
"Benim için dönmedi."
Dönemez, dedi sesim. Dönerse zarar görür, dönemez.
"Senin yüzünden!" Dedi babam Ateş'e bağırırken.
"Onunla konuşan tek kişi sensin, sen söyledin!"
Ateş abim babama bakarken içinde en ufak korku yoktu. Görebiliyordum. O kimseden korkmazdı.
"Neye inanmak istiyorsan ona inanabilirsin."
Masanın üzerindeki elmalardan birini alarak rahat tavrını sürdürmeye devam etti.
"Ha birde, evet. Ben söyledim. Kız kardeşimi size yedirecek değilim." Elmayı ısırdığında salonda çıkan ses duyulan son sesti.
Annemin gözleri sinirden seğirirken, babam beni gördüğünde gözlerinde saf bir nefret oluştu.
Yine tahmin ettiğim şey olacaktı.
Hayır, dedi iç ses. Olamaz.
"Senin olduğun güne lanet olsun."
Annem beni kolumdan tutup odama sürüklediğinde artık tepki veremiyordum. Yine aynısı olacak, dedi ses. İzin verme.
Hayır, dedim. Aynısı olacaktı.
Annem beni odama doğru atar gibi fırlattığında kapının arkasından anahtarı alıp kapıyı kilitlerken artık saldım göz yaşlarımı.
Yine, dedim. Yine aynısı oldu.
Elimi ağzıma bastırıp sessizce göz yaşlarımı dökerken sesimi çıkarmamaya gayret gösterdim.
Ağlarsan duyarlar, sessiz ağla, dedi. Öyle de oldu. Sessiz ağladım.
Sesim çıkmıyordu, çıkmazdı.
Yere çöküp, sırtımı kapıya yasladığımda elimi ağzımdan çektim. Yerde duran telefonum titrediğinde ise hızla elime alıp gelen mesaja baktım.
Bilinmeyen numara: Akıtılan her göz yaşın için hesabını herkese ödeteceğim.
Mesajın kimden geldiği hakkında bir fikrim yoktu, ya da ben bilmiyordum. Düşünmek istemiyordum. Kafamın içi çok bulanıktı.
Google'den gelen bildirimle birlikte oraya girdim. Haber bildirimiydi.
Araf Demiray Türkiye'ye geri döndü!
Gördüğüm isimle birlikte yutkundum. Bu haberi zaten biliyordum. Gözlerimle onun fotoğrafını görmek yeniden ağlamama neden oldu.
"Neden?" Dedim titreyen sesimle.
"Neden bir yıl sonra yeniden geri döndün?"
Yeniden bir bildirim ekrana düştüğünde bu defa cevabımı almıştım. Almak istemiyordum.
Bilinmeyen numara: Her şey sadece senin için.
O, dedi iç ses. Senin için döndü.
"Hayır!"
Hızla numarayı engellerken istemediğim ne varsa oluyordu. Olamaz, dedim içimden. Benim için geri dönemezdi!
Kapımın kilidi yeniden döndüğünde bu defa içeri giren babamdı. Elindeki beyaz elbiseye baktığımda ilk başta hiçbir şey anlamamıştım.
"B-bu ne?"
Sesim titrerken elbiseyi yatağın üzerine fırlatıp bana bakmadan konuştu.
"Yarın nişanın var. Bunu giyeceksin."
Bedenim buz kesti.
Konuşamadım.
Nefeslerim daralırken babama bakıyordum, gözlerim dolmuştu. Ama o bana bakmıyordu.
"Ama..."
Beni dinlemeden kapıdan çıkıp gittiğinde yatağın üzerindeki elbiseyle baş başa kaldım.
Demiştim ya, kendi hikayemin baş rolü değildim. Asla olamayacaktım. Ben kimdim? Ya da nedendim?
Hiçtim. Hep öyle olacaktım.
Ben değil, insanlar benim adıma karar verirdi.
Tutsaktım. Bu evden kurtulamazdım.
Ben, Bade Acar. Yirmi iki yaşındayım. Bu evde tutsağım. Ben bir hiçlikten ibaretim. Çığlıklarımı kimse duymadı, duymayacak.
Peki, sen kimsin?
-Bölüm (1) sonu-
~
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
mükkk
Yorum
Yorum bulunamadı.