Ben İpek Soylu.
Annem ve babam beni hiçbir zaman sevmedi. En azından ben öyle hissediyordum.
Ben daha on iki yaşındayken beni bir köye bırakıp gittiler. Gitmeden önce onlara sadece bir soru sordum:
“Benim ablam benden büyük. O neden şimdiye kadar kendi ayaklarının üzerinde durmadı?”
Babam Selçuk bana baktı.
“Nârın bir kız hemen hastalanır. Sen öyle değilsin.”
Ne demek istediğini anlamamıştım.
Ama daha fazla konuşmadılar.
“Artık büyüdün. Kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğren.”
Bunu söyledikten sonra arkasını döndü ve annemle birlikte arabaya binip gittiler.
Ben ise on iki yaşımda, hiç tanımadığım bir köyde öylece kaldım.
Köyde kimseyi tanımıyordum.
Beni kimsenin yanına bırakmamışlardı. Sadece “Kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğren.” deyip gitmişlerdi.
Bir süre köyün içinde öylece dolaştım. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum.
Derken yaşlı bir teyze ile karşılaştım.
“Sen kimsin kızım? Burada ne işin var?” diye sordu.
Başımı eğip olanları anlattım.
Teyzenin adı Emine'ydi.
Beni dinledikten sonra iç çekti ve köyün biraz ilerisindeki eski bir evi gösterdi. Kızım, şu an boş olan tek yer orası. Seni yanıma almak isterdim ama bizim ev zaten küçük. Çocuklar, eşim…”
Gösterdiği eve baktım.
Eski püsküydü. Çatısının bir kısmı kırılmış, camları parçalanmıştı. Evden çok, yıllardır kimsenin uğramadığı bir harabeye benziyordu.
Ama yine de gözümü kaçırmadım.
“Tamam teyze, çok sağ ol. Ben burayı yaparım, sıkıntı yok.”
Emine teyze şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Emin misin kızım?”
“Eminim.”
Ailemle villada yaşardık ama bana kalan yer buradan çok da farklı değildi.
En azından artık kendi ayaklarımın üzerinde durabileceğim bir yerim vardı.
Evi halletmiştim.
Şimdi sıra yiyecek bulmaya ve çalışmaya gelmişti. On iki yaşındaydım ama artık kendi hayatımı kendim kurmak zorundaydım.
Emine teyzenin yanına gittim.
“Emine teyze, çalışabileceğim bir yer var mı?”
Emine teyze bir süre düşündü.
“Kızım, ben seni muhtara götüreyim. Hem okul işini de hallederiz.”
“Tamam teyze.”
Birlikte muhtarın yanına gittik.
Okul işimi hallettik. Köyde bir okul olduğunu öğrenince içim biraz rahatladı.
Sonra muhtara döndüm.
“Muhtar amca, çalışacak bir yer var mı?”
Muhtar başını salladı.
“Var kızım ama biraz uzak.”
“Nerede?”
“Buradan dümdüz git. İleride sanayi var. Orada berber, toptancı falan bulursun. Belki bir iş çıkar.”
Başımı salladım.
“Sağ ol, muhtar abi.”
Muhtarın yanından ayrıldım.
Emine teyze de benimle birlikte biraz yürüdü. Sonra evine dönmesi gerektiğini söyledi.
“Dikkatli ol kızım.”
“Olurum Emine teyze.”
Emine teyze gittikten sonra önümde uzanan yola baktım.
Muhtarın dediği gibi dümdüz yürümeye başladım.
Yol uzundu. Bir süre sonra uzaktan dükkânların ve küçük atölyelerin olduğu bir yer görünmeye başladı.
Sanayiye gelmiştim.
Etrafıma baktım.
Bir sürü dükkân vardı. Berber, tamirci, market, toptancı...
Hangisine gireceğimi bilemedim.
İlk gördüğüm berberin kapısında durdum.
Derin bir nefes aldım ve içeri girdim.
İçeride orta yaşlı bir adam vardı.
Bana baktı.
“Buyur kızım?”
“Merhaba abi. Ben iş arıyorum.”
Adam şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Kaç yaşındasın sen?”
“On iki.”
Adam bir süre sustu.
“Okula gitmiyor musun?”
“Gideceğim. Okula da yazıldım.”
“Peki ailen nerede?”
Bir an sustum.
“Burada değiller.”
Adam daha fazla soru sormadı.
“Benim yanımda yapabileceğin bir iş yok kızım. Ama karşı taraftaki toptancıya sorabilirsin. Belki bir şey çıkar.”
“Tamam abi, sağ ol.”
Berberden çıkıp karşıdaki toptancıya doğru yürüdüm.
Kapının önünde durdum.
İçeri girmeden önce kendime baktım.
Üstüm başım çok düzgün değildi ama umurumda değildi.
Ben çalışmak zorundaydım.
Kapıyı açıp içeri girdim.
“Merhaba…”
İçeriden bir adamın sesi geldi.
“Buyur kızım?”
“İş arıyorum.”
Adam bana baktı.
“Kızım, sana göre iş yok.”
“Tamam abi.”
Doğal karşılamaya çalıştım. Sonuçta daha ilk günden pes edemezdim.
Toptancıdan çıkıp sanayide biraz dolaştım. Birkaç dükkâna daha baktım.
Derken başka bir dükkânın önünde durdum.
İçeri girdim.
“Buyur kızım.”
“Abi, eleman alır mısın?”
Adam beni baştan aşağı süzdü. Birkaç saniye düşündü.
“Tamam, olur.”
Şaşırmıştım.
“Okul saatlerin ne zaman?”
“Bilmem abi.”
Adam hafifçe başını salladı.
“Tamam. Sen yarın okul saatlerine falan bak. Ne zaman, kaç saat çalışabilirsin, ona göre bakarız.”
“Tamam abi.”
Bir an düşündüm.
“Abi, hafta sonu kesin çalışırım.”
Hafta içi saat 4'te işe başlıyor, akşam 10'da çıkıyordum.
Hafta sonları ise sabah 8'de başlayıp akşam 10'a kadar çalışıyordum.
Benim hayatım böyle devam etti.
Ellerim, yüzüm, üstüm başım yağ içinde kalıyordu. Sanayide çalışmaya alışmıştım. Yoruluyordum ama şikâyet etmiyordum.
Yıllar böyle geçti.
Ta ki o güne kadar...
Üniversite sınavına girmiştim.
Sonuçların açıklanacağı gün bütün köy benimle birlikte sonuçlara bakmak için hazırlanmıştı. Hepimiz muhtarın yanına gittik.
Muhtar telefonunu çıkardı.
“Hazır mısın kızım?”
Derin bir nefes aldım.
“Hazırım.”
Muhtar sonuç ekranını açtı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra gözlerini büyüttü.
“Kızım…”
“Ne oldu muhtar abi?”
Muhtar telefonu bana doğru çevirdi.
“Kara Harp Okulu.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Muhtar gülümsedi.
“İpek, asker oldun!”
...
Kara Harp Okulu'nu bitirmiştim.
Yıllar sonra köyüme geri döndüm.
Yanımda köydekiler için bir sürü şey getirmiştim. Yiyecek, içecek, kıyafet ve abur cuburlar vardı.
Çocukları da unutmamıştım. Onlara oyuncak, defter ve kalemler almıştım.
Köye girer girmez Emine teyze beni karşıladı.
“İpek! Kızım, gelmişsin!”
“Geldim Emine teyze.”
Getirdiklerimi gösterdim.
“Bunlar köydekiler için. Çocuklara da oyuncak, defter, kalem ve kıyafet aldım. Bir de abur cubur var.”
Emine teyze şaşkınlıkla bana baktı.
“Kızım, ne gerek vardı?”
“Olur mu teyze? Ben sizi unutmadım.”
Sonra aldıklarımı köylülere dağıtmaya başladım.
Çocukların yüzündeki mutluluğu görünce ben de gülümsedim.
O köy, yıllar önce on iki yaşındaki İpek'i yalnız bırakmıştı.
Ama şimdi geri dönen İpek yalnız değildi.
Emine teyze bir anda bana döndü.
“Kızım, sana bir şey söyleyeceğim.”
“Ne oldu teyze?”
“Yaklaşık bir haftadır siyah bir arabada bir adam sürekli seni soruyor.”
Şaşırdım.
“Beni mi?”
“Evet kızım. Selçuk Bey seni görmek istiyormuş.”
Bir an donup kaldım.
“Ne?”
“Selçuk Bey. Seni görmek istiyormuş.”
“Selçuk mu?”
“Evet. Kim o kızım?”
Derin bir nefes aldım.
“Babam.”
Emine teyze saate baktı.
“Kızım, saat başı geliyor.”
Ben de saate baktım.
Saat 04.55'ti.
Beş dakika sonra gelecekti.
“Tamam Emine teyze.”
Emine teyze şaşkınlıkla yüzüme baktı.
Ben ise sakin bir şekilde ayağa kalktım.
“ Emine Sultan, ben istemediğim sürece beni alamaz.”
Emine teyze ne diyeceğini bilemedi.
Ona baktım.
“Şu an karşında eski İpek yok. Karşında Üsteğmen İpek Soylu var.”
Ve o sırada siyah araç evin önünde durdu.
İçinden siyah takım elbiseli bir adam çıktı.
“İpek Hanım, babanız sizi bekliyor.”
Emine teyzeye döndüm.
“Emine Sultan, ben hemen geleceğim. Merak etme.”
Emine teyze başını salladı.
“Tamam kızım. Dikkatli ol.”
Adama döndüm.
“Gidelim.”
Aracın yanına yürüdüm.
Adam kapıyı açtı.
Ben de araca bindim.
Annem ağlayarak bana doğru bir adım attı.
“Kızım… Seni çok özledim.”
Ona baktım.
“Göz damlasını az kullanmışsın. İnandırıcı değil.”
Annemin yüzündeki ifade bir anda değişti.
Ablam araya girdi.
“Kardeşim… Çok zorluk yaşamışsındır. Hepsi benim hatam. Seni koruyamadım.”
Ona öyle bir baktım ki…
Sanki şehirli bir insanın ilk kez inek bokunu görüp baktığı gibi.
Babam araya girdi.
“Hadi, kızımı ayakta bekletmeyin. İçeride konuşalım.”
İçimden geçirdim:
Bu işin içinde bir bok var ama ne? Bakalım.
Hep birlikte içeri girdik.
Herkes koltuğa oturdu. Ben de karşılarındaki koltuğa oturdum ve bacak bacak üstüne attım.
Ablam Alara bana baktı.
“Kardeşim, bir hanımefendi bacak bacak üstüne atmaz.”
Ona baktım.
“İyi. Sen atma.”
Babam araya girdi.
“Tamam, bu kadar yeter.”
“Evet, Selçuk Efendi. Neden beni çağırdın?”
Annem hemen araya girdi.
“Kızım, öyle denmez.”
Başımı ona çevirdim.
“Doğru. Evet, moruk, neden çağırdın?”
Alara bana baktı.
“Kardeşim, çok ayıp.”
Alara'ya döndüm.
“Lan, süzme mal. Salağa yatma. Zaten salaksın. Seni gören de bir bok sanır.”
Babam sertçe konuştu.
“İpek, haddini aşma.”
Başımı babama çevirdim.
“Selçuk…”
Bir an gözlerinin içine baktım.
“Bana bak. Sana bir küfür ederim, şiir zannedip duvarına asarsın. Üç gün komada yatarsın. Duydun mu?”
Odadaki hava bir anda değişti.
“Şimdi size beş dakika. Ne söyleyecekseniz söyleyin.”
Ve o an geldi.
Selçuk boğazını temizledi.
“Seni evlendireceğiz.”
“Ha?”
Bir an ona baktım.
“Ne oldu? İkinci eşini mi alıyorsun? Bu süzme salaklardan sıkıldın da?”
Annem hemen bana döndü.
“Kızım, seni evlendireceğiz.”
Alara'ya baktım.
“Abla, beni küçükken koruyamadın. Şimdi kötü... Hadi bana eyvallah. Ne bokunuz varsa yiyin ama benden uzak durun.”
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Babam gözlerini üzerimden çekmeden konuştu.
“İstediğin her şeyi vereceğim.”
Kaşımı kaldırdım.
“Bu kadar kolay mı?”
“Evet.”
“Bir ev, bir araba ve iki milyon.”
“Evet.”
Arkamı koltuğa yasladım.
“Peki damat adayı kim?”
Babam cevap vermeden önce anneme baktı.
Annem sessizce başını eğdi.
Babam sonunda konuştu.
“Karan.”
“Karan kim?”
“Soyadı Demirhan.”
İsmi aklımda tutmaya çalıştım.
“Karan Demirhan…”
Babam başını salladı.
“Ülkenin en büyük şirketlerinden birinin sahibi.”
“Ve şu an komada.”
“Evet.”
Kollarımı bağladım.
“Peki ben neden komadaki bir adamla evleniyorum?”
Babamın yüzündeki ifade değişti.
“Çünkü bu evlilik bizim için çok önemli.”
“Bizim için mi?”
“Evet.”
Gülümsedim.
“Benim için ne kadar önemli olduğunu henüz göremedim.”
Babam derin bir nefes aldı.
“Karan Demirhan'ın ailesi bu evliliği istiyor.”
“Benim ailem de istiyor demek.”
“Evet.”
“Peki Karan'ın ailesi benim hakkımda ne biliyor?”
Babam birkaç saniye sustu.
“Her şeyi bilmelerine gerek yok.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Güzel. Demek ortada saklanan bir şeyler var.”
Annem araya girdi.
“Kızım, bu evlilik sadece bir anlaşma değil.”
“Benim için gayet anlaşma gibi duruyor.”
Alara sessizce bana baktı.
“İpek, belki Karan uyandığında…”
Sözünü kestim.
“Uyandığında ne olacak?”
Kimse cevap vermedi.
“İşte sorun da bu. Adamın ne zaman uyanacağını bilmiyorsunuz.”
Babam ayağa kalktı.
“Yarın Karan'ın ailesiyle görüşeceğiz.”
“Ben de geleceğim.”
“Senin gelmen gerekiyor.”
“Tamam.”
Ayağa kalktım.
“Ama bir şeyi unutmayın.”
Babam bana baktı.
“Köydeki insanların evleri tamir edilecek. Erzakları gönderilecek. Çocuklara ihtiyaçları neyse alınacak.”
“Yapılacak.”
“Ve benim istediğim ev, araba ve iki milyon lira da unutulmayacak.”
Babam başını salladı.
“Unutulmayacak.”
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam çıkacakken durup arkamı döndüm.
“Yarın şu Karan Demirhan'ı görelim bakalım.”
Sonra salondan çıktım.
Ertesi sabah erkenden uyandım.
Bugün Karan Demirhan'ı görecektim.
Üzerime sade bir kıyafet giyip evden çıktım. Babamın gönderdiği araç beni almaya geldi.
Yaklaşık yarım saat sonra büyük bir villanın önünde durduk.
Arabadan indim.
Babam da beni girişte bekliyordu.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
Babam şaşkınlıkla baktı.
“Ne?”
“Hazır değilim ama geldim.”
Birlikte villanın içine girdik.
Salonda Karan'ın ailesi bizi bekliyordu.
Babam beni tanıştırdı.
“İpek, Karan'ın ailesi.”
Başımı hafifçe salladım.
“Merhaba.”
Ardından Karan'ın kaldığı odaya doğru yürüdük.
Kapı açıldı.
İçeri girdim.
Karan yatakta hareketsiz bir şekilde yatıyordu.
Bir süre ona baktım.
Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Babam sessizce konuştu.
“İşte Karan Demirhan.”
Kollarımı bağladım.
“Yarın evleneceğim adam bu mu?”
Kimse cevap vermedi.
Karan'a tekrar baktım.
“Umarım düğünden önce uyanmazsın.”
Sonra arkamı dönüp odadan çıktım.
Karan'ın annesi Ahu ve babası Mert bana ailemden daha iyi davranıyorlardı.
Annesi çok tatlı bir kadındı.
Aşağıdaki salona geçip oturduk.
Mert konuşmaya başladı.
“İpek oğlum, bu durumda bizim ve senin ailen önceden bir evlilik anlaşması yaptık. Ailenin büyük oğlu ve büyük kızı evlenecek diye.”
“Biliyorum, efendim.”
Ahu bana döndü.
“Kızım, sen Karan'la evlendikten sonra sana her ay bir milyon vereceğim. İstediğin her şeyi alabilirsin.”
Şaşırdım ama bir şey söylemedim.
Ahu devam etti.
“Yarın düğününüz.”
Sonra Karan'ın odasına doğru baktı.
“Oğlum uyanırsa düğün olacak.”
Bir an durdu.
“Eğer uyanmazsa…”
Ahu teyzenin sözünü tamamlamasını bekledim.
“Uyanacak,” dedi Ahu teyze kararlı bir şekilde. “Ben biliyorum.”
Sonra bana döndü.
“Yarın evlilik cüzdanlarınızı alacaksınız.”
İpek hemen araya girdi.
“Karan ne zaman uyanırsa o zaman düğün yaparız. O konuda sıkıntı yok.”
Selçuk ayağa kalktı.
“Biz kalkalım artık. Hem İpek yarın için hazırlanacak.”
Mert başını salladı.
“Yarın saat 11'de araba gönderirim. O seni alır.”
“Tamam, efendim.”
Selçuk ve İpek dışarıdaki arabaya bindiler.
İpek merakla babasına döndü.
“Selçuk, bu evlilik sözleşmesi neden yapıldı ve kim yaptı?”
Selçuk kısa bir cevap verdi.
“Sanane.”
İpek kaşlarını çattı.
“Evlenmeyeceğim. Evlenmeyeceğim!”
Selçuk derin bir nefes aldı.
“Deden yaptı.”
“Benim dedem mi?”
“Evet. Karan'ın dedesiyle benim babam arkadaşmış. Aile malları dışarı gitmesin diye böyle bir sözleşme yapmışlar. Ailelerin büyük oğlu ve büyük kızı evlenecek diye.”
İpek birkaç saniye sustu.
“Peki Karan ne zamandır bu durumda? Neden komada?”
“İki hafta önce trafik kazası geçirdi. O yüzden.”
İpek camdan dışarı baktı.
“Demek iki haftadır…”
Sonra tekrar babasına döndü.
“Ve siz benim yarın onunla evlenmemi istiyorsunuz.”
Selçuk cevap vermedi.
Arabada birkaç dakika boyunca sessizlik oldu.
İpek camdan dışarı bakıyordu.
Aklında tek bir isim vardı.
Karan Demirhan.
İki haftadır komadaydı.
Ve yarın onunla evlenecekti.
İpek başını babasına çevirdi.
“Bir şey daha soracağım.”
Selçuk gözlerini yoldan ayırmadı.
“Neyi?”
“Arabamı ve evimi aldın mı?”
“Alacağım.”
İpek kaşlarını kaldırdı.
“Tapu yoksa evlenmem.”
Selçuk iç çekti.
“Tamam dedim ya.”
İpek arkasına yaslandı.
“Akşam yemeğinde de iki milyonu hazırla.”
Selçuk sinirlenerek ona baktı.
“Tamam, sus artık.”
İpek hafifçe gülümsedi.
“Tamam. Şimdilik.”
On dakika sonra eve vardılar.
İpek arabadan indi.
“Hadi siz konuşun, ben yukarı çıkıyorum.”
Merdivenlerden çıkmaya başladım.
Tam o sırada Alara'ya baktım.
“Abla.”
Alara bana döndü.
“Efendim, kardeşim?”
“Odanı bugün de benimle paylaşabilir miyim, şekerim?”
Selçuk araya girdi.
“Olur kızım, sen çık hadi.”
İpek gülümsedi.
“Teşekkürler, melek görünümlü şeytan.”
Sonra Alara'ya baktım.
“Ailem sen dahil değilsin, ablacım. Sen de şeytanı bırak, bok bile olmaz.”
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
12 yaşında bir kızın tek başına mücadele verip büyümesi zor birşey güzeldi. Değişik bir hikaye olmuş.. İlkkez komada bir adamın evlilik hikayesini okuyorum. Anlatımın ve yazım kuralların tane tane akıcı. Eline kalemine yüreğine sağlık yazarım ♥️
Çok güzel yazıyorsun beğendim 🥰
Teşekkürler 🌸🌸🌸🌸
Aslında erin güzel bir kitap olurdu ama benim biraz kafam karıştı ve yazamadım.
bence bu erin kitabından daha iyi olmusss
Yorum
Yorum bulunamadı.