Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
1.Bölüm: Maskeli Adam
Kasım 1960/ İstanbul
Sokak lambasının turuncu loş ışığı, çocuk odasının perdelerinden süzülüp odanın içini aydınlatıyordu.
Bu çocuk odası, beş yaşındaki bir kız çocuğuna aitti.
Toz pembe boyalı duvarlarındaki yıldız çıkartmaları, bu sıcacık ışık karşısında hafifçe parlıyordu. Yerde beyaz bir halı, üzerinde en sevdiği çizgi dizi karakteri peluş oyuncak ve dağılmış renkli lego bloklar duruyordu. Yatağına yatmadan önce onlarla oynamış olsa gerekti.
O oda: pudra kokusu, masumiyet ve gecenin fısıltılarıyla dolu, evin diğer odalarının aksine koridorun tekinsizliğinden uzak, küçük bir sığınak gibiydi.
Güneş uyanıktı, evin koridorlarında duyulan fısıltılar onu rüyalarından mahrum bırakmış, gerçekliğe uyandırmıştı. Usulca yatağından kalkarken başucundaki komodinde duran biberonuna uzandı. Aslında aç değildi, sadece zihnindeki o çocuksu kurala uyuyor, yeniden uykuya dalabilmenin tek yolunun o sütü içmekten geçtiğini sanıyordu.
Kapıyı açıp koridorda birkaç adım attığında ondan oldukça uzun boylu bir adamla karşılaştı. Adamın yüzü bir maskeyle kaplı olsa da o yabancının babası olmadığını anlaması sadece bir saniyesini aldı.
Yabancı adam duraksadı fakat küçük kız, onun bu duraksamasını anlamak için henüz çok küçüktü. Adam bir dizinin üzerine çökerek kızla aynı boya geldi. “Uyanmışsın,” dedi fısıltılı bir sesle. “Süt mü içmek istiyorsun?”
Güneş usulca başını salladı.
Adamın maske ardındaki bakışları yumuşadı. “O zaman sen yatağına dön, ben sana sütünü ısıtıp getireyim.”
Güneş yine başını usulca salladı ve elindeki biberonu adama doğru uzattı. Adam, biberonu Güneş’in minik ellerinin arasından incelikle aldı. Plastik biberonun hafifliği, adamın iri ve kemikli ellerinde neredeyse kayboluyordu. Tam arkasını dönüp koridorun loşluğunda mutfağa doğru bir adım atıyordu ki, arkasından gelen o minik, pürüzsüz sesle durdu: “Bunny’mi istiyorum.”
Adam yavaşça başını küçük kıza doğru çevirdi. “Banimi?”
Güneş, uykulu gözlerini ovuştururken usulca başını salladı. Parmak ucuyla kendi odasını, oyuncaklarının bulunduğu kitaplığın en üst rafında gri bir peluş tavşan bebeği işaret etti. “Bunny.”
Adam, küçük kızın peşinden çocuk odasına geçti ve uzun boyunun sağladığı kolaylıkla en üst rafta duran peluş bebeği kavradı. Ardından eğilip kızın kehribar rengi gözlerine odaklanarak konuştu: “Sana Pink'imi veririm ama bir şartım var. Yatağına yat ve beni bekle, sana süt ısıtıp getireceğim. Sakın yataktan kalkma.”
Güneş bu kez gülümseyerek başını salladı.
Minik parmaklarını ona uzatılan peluş bebeğine uzandırırken bakışlarını çok kısa bir süreliğine karşısındaki yabancı adamda gezdirdi, kahverengi ceketli, kahverengi pantolonlu, maskeli, oldukça uzun boylu bir adam olduğunu gördü. O adamdan bebeğini aldığı gibi göğsüne bastırdı ve fısıltılı kadar sessiz adımlarla yatağına doğru yürüdü. Adam ise çocuk odasının ahşap kapısını ardında ağır bir sessizlikle kapattı; gitti ve bir daha hiç dönmedi.
Ama Güneş, battaniyenin altında ona vadedilen o sıcak sütü beklemişti
Küçük kız çabuk sıkılmıştı. Peluş bebeğini yatağının üzerinde bırakıp bir kez daha koridora çıktığında bu sefer karşılaştığı yabancı bir adam olmadı. Sessiz adımları bu kez annesinin yatak odasına yöneldi, yatağa yaklaştığında annesine seslendi: “Anne… Süt istiyorum.”
Annesi uyanmadı.
“Anne, süt.”
Annesinden aradığı ilgiyi bulamayan küçük kız, karanlığın soğuk sessizliğinde süzülerek koskoca evde babasını aramaya başladı. Oturma odasının kapısına vardığında bulmuştu babasını, halının üzerinde hareketsizce yatarken. Yanına yaklaşıp diz çöktü, alçak bir sesle konuştu: “Baba, annem uyanmadı. Bana sen süt ısıtır mısın?”
Cevap gelmedi.
Adamın boğazından sızıp halıya yayılan gölge, odadaki karanlığa karışıyordu. Kız, babasının da omzunu minik eliyle hafifçe sarstı ama babası da annesi gibi ne uyandı ne de bir kıpırdadı. Evin içindeki derin sessizlik küçücük kızın üzerine ağırca çökerken, kız babasının hemen yanına, buz gibi parkenin üzerine uzandı. Bu gecenin sıcak sütle değil, bitmek bilmeyen bir soğukla tamamlanacağını yavaş yavaş anlıyordu.
Sabah olmuştu.
Güneş gözlerini açtığında kendi odasında, kendi yatağındaydı. Dışarıdan, koridordan konuşma sesleri, telsiz ve çözemediği daha birçok ses duyuyordu. Yatağında kayıp sessiz adımlarla koridora doğru yürüdü. Evin içinde tanımadığı bir değil, birden çok polis vardı. Gözlerindeki o masum ve uykulu ifadesiyle en yakınındaki polise baktı. Sesi savunmasızdı. “Babam nerede?”
Polis memuru dizlerinin üzerine çöktü, yüzündeki sert ifade bir anda yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Küçük kızın gözlerinin içine bakarken ne diyeceğini bilemez halde yutkundu; fakat Güneş’in tekrar konuşmaya başlaması adamın boğazındaki kelimeleri düğümledi, onu tamamen susturdu.
“O adam bana süt ısıtmadı.”
Polis memuru bir an duraksadı. “Hangi adam?”
Güneş, başını hafifçe yana eğip uykulu gözlerini polise dikti. Sesi ne bir korku ne de bir telaş barındırıyordu, sadece derin bir kabulleniş, derin bir üzüntü vardı. “Maskeli adam.”
Birkaç polis memuru Güneş’in verdiği cevap karşısında bakışlarını aynı anda küçük kıza çevirdi. Aralarında beliren kısa ve gergin sessizliği içlerinden bir kadın polis bozdu. Şaşkınlıkla, “Maskeli adam mı?” diye fısıldadı yanındakine. “Şüpheliden mi bahsediyor?”
Güneş’in önünde diz çökmüş olan polis memuru, sesindeki endişeyi saklamaya çalışarak sordu. “Sen o adamı tanıyor musun güzelim?”
“Hayır, maskesi vardı. Bana süt ısıtacaktı, bekledim ama gelmedi.”
“Üzerinde ne vardı?” diye sordu bu kez polis memuru, sesini en yumuşak tona çekmeye çalışarak.
Güneş, uykulu gözlerini polisin yüzünde gezdirip mırıldandı: “Kahverengi vardı.”
Polis, bu belirsiz yanıtın arkasındaki detayı yakalamak istercesine kaşlarını hafifçe çattı. “Üzerinde kahverengi mi vardı?”
Güneş usulca başını salladı. “Evet, kahverengi vardı.”
Bir an duraksadı. Masum bakışları, üzerindeki o bol uyku elbisesinin kıvrımlarına kaydı. Parmaklarının ucuyla kumaşın dokusuna dokundu, ardından kehribar gözlerini yavaşça kaldırıp yanına çöken polisin yüzüne baktı. Sesi, bir çocuğu aşan o tuhaf ve ürpertici sakinliğe sahipti: “Benim elbisem pembeydi, bu elbise kırmızı.”
🌦️
İlk bölümü nasıl buldunuz?
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Kalemine sağlık abla devamını heyecanla bekliyorumm
mükemmel olmus abla emeğine sağlıkk 💖🌼
Ellerine sağlık mükemmel 😎
Yorum
Yorum bulunamadı.