Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Zira götüme yapışmış pantolonumun başka bir açıklaması olamazdı. Çok terleyen biri olmamama rağmen her yerim yapış yapıştı.
Edirne'ye gidiyorduk.
Hay ağzıma sıçılsaydı da ben de “Düğüne geleceğim.” demeseydim.
Millet evleniyor diye niye ülkenin diğer ucundaki şehre, kargalar daha bokunu yemeden, yedi kişi bir arabada iki büklüm gidiyorduk ki...
Gerçi ben düğün için gitmiyordum.
Aniden aklıma dank eden aydınlanmayla yüzümde sinsi bir tebessüm yerini almıştı.
Çekilin yoldan.
Fingirdek ruhuma heyecan yaratmaya gidiyorum.
Öbür türlü sabahın altısında kimse beni yollara düşüremezdi. Şimdi ise bir zamanlar platonik olduğum, uğruna yaşlar döktüğüm maymunun köyünden biriyle evlenen, bilmem babamın neyi olan, adını daha dün öğrendiğim Musa amcamın kızını evereceğiz.
İki gün önce mezun senemin sonuna gelmiştik.
YKS'ye girmiştim.
Çok iç açıcı bir sınav değildi.
Hatta daha açık olmak gerekirse, sınav malum yerime girmişti diyebilirdim. Sızısı da akşama kadar sürmüştü.
Liseden mezun olalı bir yıl olmuş, mezun senemi de geride bırakmıştım.
Asıl derdim de buydu.
Evdekilere rol kesmek icabı, “İstediğim gibi geçmedi.” demiş, yalandan dudaklarımı büzmüştüm.
Oysa tam da istediğim gibi geçmişti.
Tüm yıl neredeyse yatmıştım.
Son dört ay çalıştığım iki-üç saatlik programla bu kadar olurdu.
Geçen sene çalışmadan aldığım 280 puanın üzerine bu sene 315 gelse yeterdi.
Mümkünse başka bir şehirde, iki yıllık artı hazırlık okuyarak toplam üç yıllık Turizm ve Otel İşletmeciliği okumak istiyordum.
Olacağına da inancım tamdı.
İçim rahattı.
Dün annemin,
“Yarın Edirne'de düğün var, gelecek misiniz?”
sorusuna Kader ve Meltem'in —ki kendileri ablalarımdır— cevabı hayır olsa da ben Edirne'nin neresi diye sormuştum.
Annemden aldığım cevap, içimdeki kelebekleri uyandırmaya yetmişti.
“Uzunköprülüymüş damat.”
demişti.
Gelinimiz kına istememiş, “Bir gün düğün yapalım, yeterli.” demiş diye anlatıyordu.
O anlatadursun, ben çok farklı dünyalara dalmıştım bile.
Hemen Yaren ve Elfida'yı arayıp,
“Yarınki düğüne gidelim.”
demiştim.
Anında kabul etmeleri şaşırtmıştı.
Sonuçta altı buçuk saat yol çekecektik.
Hadi benim emellerim farklı da size ne oluyor be, demek istesem de durup dil dökmek zorunda kalmamamın sefasını sürmeliydim.
“Tamam o zaman, yarın görüşürüz.”
deyip telefonu kapattım ve odama koştum.
Gerçekten koştum bu arada.
Hem de topuklarımı götüme vura vura.
Odadaki Meltem'in,
“Ne oluyor?”
sorusuna aldırış etmeden, bu seneki düğünler için aldığım kahverengi, üzerime yapışan uzun saten elbiseyi yarın sabah giymek üzere yatağımın köşesine park ettim.
Hemen altına gold topuklu ayakkabılarımın bulunduğu ayakkabı kutusunu koydum.
Yarın takacağım ayakkabılarla aynı renkteki el çantamı da hazırlayıp gold takılarımı masanın üzerine düzgünce dizdim.
Son olarak duşa girip temizlenmiş bir vaziyette yarın olmasını beklemeye başladım.
Sonuç olarak arabada; Yaren, Elfida, dayımın eşi Nimet yengem, onun kucağında Elfida'nın kardeşi olan minik kuzenim Yusuf ve ben, arka koltukta Edirne yollarındaydık.
Babamın muhteşem playlistindeki şarkılar eşliğinde herkes sırayla sıcak havaya laf ediyordu.
Hemen yanımdaki Yaren ise aynı zamanda kitap okumaya çalışıyordu.
Havanın sıcaklığının vermiş olduğu gerginlikle kıza salça oldum.
“Sen ne yapıyorsun ya, kafan mı güzel?”
Kitabın verdiği sakinlikten olsa gerek, melül melül bana bakıp önüne döndü.
Yeterli cevaptı da tatmin olmamıştım.
“Bu sıcakta kitap mı okunur?” dedim.
Yine sessiz kaldı.
Hatta bu sefer gözünü kitaptan dahi ayırmadı.
“Şarkıdan da mı rahatsız olmuyon?”
Yine cevap olarak susmayı seçtiği için,
“Ergen.”
diyerek başımı kitabı tuttuğu hizaya eğip tavşan dişlerimi dudağımın önüne getirerek,
“Hığğ!”
yapmıştım.
Yaren,
“Sen önce kendine bak, dişlek.”
diyerek aynı şekilde,
“Hığğ!”
yapmıştı.
Elfida hemen araya girip,
“Sen önce kendi dişlerine bak, ayrık dişli.”
deyince İbrahim Tatlıses kahkahası atmıştım.
Yetmemiş, oturduğum yerden doğrulup,
“En sevdiğim kuzenim!”
diye haykırarak alnına en seslisi ve en sulusundan bir öpücük kondurup tekrar yerime sinmiştim.
Elfida yüzünü ekşitmiş, elbisesinin yakasıyla alnını siliyordu.
Yaren ise en kindar kişiliğiyle önce Elfida'ya,
“Sen ne karışıyorsun, Gargamel burun? Hem benim dişlerim zengin dişleri gibi.”
demiş, sonra bana dönerek az önce Elfida'yı öpmek için yanlışlıkla altımda ezdiğim ayaklarını göstermişti.
“Bir dahakine utanma, gel kucağıma yuva yap, tamam.”
deyip en yalancısından şefkatli bir öpücük atmıştı.
Ben de en yalancısından sırıtmış, öpücüğünü havada yakalamış gibi yapıp elimi göğsüme götürmüştüm.
Kısa muhabbetimizin hemen ardından herkes kendi âlemine çekildi.
Ben de yanımdaki kızlara içimdeki ani sevgi patlamasıyla gülümseyerek bakıp kafamı cama yasladım.
Elfida renkli gözleri, belirgin yüz hatları ve annesinden aldığı uzun, kavisli burnuyla dikkat çeken bir kızdı. Hafif tombuldu. Boyunu 1.68 diye yutturmaya çalışsa da daha önce eczanede yaptığımız ölçümde 1.62 çıkmıştı.
Kapalı, sarışın ve tehlike saçan bir civcivdi.
Yüzüne baktığında bile hırçınlığını anlardın. Ama kendine yakın hissettiklerine karşı bambaşka biriydi. Güler yüzlü ve anaçtı. Özellikle ailesi söz konusu olduğunda kolay kolay konuşmazdı.
Bana çok yakın görürdüm Elfida'yı.
Yaralarımız birbirine benziyordu.
Teyzemin biricik kızı Yaren ise bambaşkaydı.
Kendini severdi.
Hem de fazlasıyla.
Marka kıyafetlerden, kaliteli makyaj malzemelerinden ve güzel mekânlardan hoşlanırdı. Kendine güveni öyle yüksekti ki karşımızda kasım kasım kasılan kızları da bize bakan erkekleri de çoğunlukla kendi çekiciliğine bağlardı.
Biz bu durumu, eniştemin ve abisi Kerem'in Yaren'e porselen bebek gibi davranmalarına bağlıyorduk.
Üç kardeşlerdi. Yaren ortancaydı.
Maddi durumları orta seviyedeydi ama Yaren her anlamda zengin büyümüştü. Biraz şımarık, biraz kıskançtı ama merhametliydi de. Yeni aldığı kıyafetleri ve makyaj malzemelerini çoğu zaman bize verirdi.
Ailesinin bazı meselelerini de bilirdik.
Teyzem zaman zaman annemin yanına gelir, enişteme söver, sonra da çocuklara bir şey anlatmamamız gerektiğini söylerdi.
“Babalarından soğusunlar istemem.”
derdi.
Ben Yaren'e, Akif abim de Kerem'e bahsetmezdik.
Her şeye rağmen onlara imrenerek bakardım.
Kardeş bağları güçlüydü.
Anne ve babaları ne yaşarsa yaşasın, çocukları onların sorunlarını çözmek zorunda kalmıyordu en azından.
Bu bile bana iyi bir aile görüntüsü gibi geliyordu.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
mükemmelll
Yorum
Yorum bulunamadı.