Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Lara... Kalk hadi, uyan artık!"
Zeynep’in neşeli sesiyle birlikte Lara gözlerini yavaşça araladı. Zeynep çoktan uyanmış, giyinmiş, odanın içinde kıpır kıpır dolanıyordu. "Herkes aşağıda yer sofrasına oturdu, kahvaltı hazır. Çabuk ol da inelim!"
Lara yatakta doğrulup gerindi. Yüzüne düşen saçlarını arkaya atarken gözü komodinin üzerindeki telefonuna kaydı. Kendi kendine kıkırdamadan edemedi. “Şehirde olsa yirmi tane alarm kurar, her birini beşer dakika erteleye erteleye yataktan sürülen ben, burada tek bir sesle şak diye nasıl uyandım ya?” diye geçirdi içinden. Buranın havasında gerçekten garip bir şey vardı.
Hemen banyoya geçti. Cilt bakım rutinini aksatmadan yaptı, kirpiklerine birkaç kat rimelini geçti. Dudaklarına şeftali tonlarındaki o vazgeçilmez gloss’unu sürüp parlatısını hafifçe ezdi. Saçlarını düzeltip aynaya son bir bakış attı; köyde de olsa bakımlılığından ve havalı tarzından taviz verecek değildi.
Herkes avluludaki büyük yer sofrasının etrafına kurulmuşken, Lara en son olarak havalı adımlarla merdivenlerden indi. Ahşap kaselerin, bakır tabakların içindeki çeşit çeşit ev yapımı reçelleri, dağ peynirlerini, kaymaklı çökelekleri ve sıcacık pişileri görünce gözleri parladı.
"Günaydın herkese!" dedi neşeyle. Minderin üzerine bağdaş kurup babasının yanına sokuldu ve yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. "Günaydın babacığım."
Babası kızının bu süslü, pırıl pırıl haline bakıp gülümseyerek çayından bir yudum aldı. "Günaydın benim güzel kızım. Ama bakıyorum da yine döktürmüşsün. Biz bugün tarlalara, gezmeye gideceğiz sanıyordum. Nasıl geçecek tarlalarda bizim bu süslü şehirli kızın hali, bilemiyorum ki?"
Lara hemen sitemkar bir edayla omuz silkti. "Ya baba ya! Ne alakası var, ben her ortama ayak uydururum bir kere!"
Tam o sırada sofrada çayları tazeleyen Yiğit, dudaklarındaki gloss’la parıldayan Lara'ya gözü kayınca elindeki çaydanlıkla öylece kalakaldı. Bakışlarını kaçırmak için hızla kafasını başka tarafa çevirip elini boğazına götürdü:
"Öhüm... Öhö! Öhöm..."
Yiğit yine o meşhur öksürük krizine girerken, Zeynep tabağındaki peynirle oynuyormuş gibi yapıp kafasını eğdi ve sessizce kıkırdamaya başladı. Gözleri bir Yiğit’e bir Lara’ya gidip geliyordu.
Lara, Zeynep’in kendisine bakıp bakıp içten içe gülmesini ve Yiğit'in bu tuhaf hallerini fark edince kaşlarını hafifçe kaldırdı. Bu işte kesin bir iş var, diye düşündü içinden. Yiğit'in durup dururken tutan bu öksürükleri ve Zeynep'in bıyık altından gülmeleri hiç normal değildi ama renk vermedi. Reçelli pişisinden küçük bir ısırık alıp gözlerini Yiğit'e dikti.
Kahvaltı bittikten sonra tarlaya doğru yola çıkıldı. Yiğit’in arabası önde, İsmail Amca’nın pat patı arkada tozlu yollara koyuldular. Lara bir eliyle saçlarını tutarken diğer eliyle gloss’unu tazeliyor, iki gün önceki o konuşmalarını hatırlıyordu. "Sakın beni yolun başında bırakma Yiğit," demişti havalı bir tavırla. "Arabayı tam tarlanın dibine kadar yanaştır. Öyle kilometrelerce tozun toprağın içinde yürüyemem ben, tırnaklarıma, ayakkabılarıma yazık!"
Yiğit, Lara’nın bu isteğini unutmamıştı. Geniş arabayı ayçiçeği tarlasına o kadar sıfır yanaştırdı ki, yapraklar neredeyse dikiz aynasına değecekti. Lara arabadan indiğinde tek bir toz tanesine bile basmadan doğrudan tarlanın sınırına adım attı.
Yiğit emniyet kemerini çözüp kaputa yaslandı. Dudaklarında hafif, zoraki bir kıvrılmayla Lara’ya baktı.
"Nasıl? Yeterince yanaştık mı şehirli hanım?"
Bu bölümün ilk 2 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Süperdi... Eline sağlık canım 💖💖
Harikaa
Çok güzel olmuş aşkım 🤍🤍🫶🏻
Yorum
Yorum bulunamadı.