ELİF DEMİR
İnsanlar ölümden sonra vicdanın başladığını düşünür.
Yanılıyorlar.
Bazı insanların içinde vicdan diye bir şey yoktur.
Benim içimde de yoktu.
İzel'in öldüğü gün herkes benim değişeceğimi düşündü.
Değişmedim.
Ağlamamı beklediler.
Ağlamadım.
Pişman olmamı beklediler.
Olmadım.
Benden özür dilememi, dizlerimin üzerine çöküp yaptığım şeyin ağırlığını kabul etmemi beklediler.
Onlara hiçbirini vermedim.
Çünkü ben İzel'i kaybetmemiştim.
Ben sadece onun hayatımdan çıkmasını sağlamıştım.
Aradaki farkı kimse anlamadı.
İki yıl geçti.
İki yıl boyunca herkes aynı hikâyeyi anlattı.
"Elif, ablasını öldürdü."
Ne kadar kolaydı.
Bir cümleye koskoca bir insanın hayatını sığdırmak.
İzel öldü.
Aybars yıkıldı.
Ben suçlu oldum.
Ve herkes kendi tarafını seçti.
Ben ise sessiz kaldım.
Çünkü bazı gerçekleri anlatmak için doğru zamanın gelmesini beklemek gerekiyordu.
Benim zamanım henüz gelmemişti.
İki yıl sonra...
Saat gece yarısını geçmişti.
Mutfakta tek başıma oturuyordum.
Önümde soğumuş bir kahve vardı.
Pencereden dışarı baktım.
Şehir aynıydı.
İnsanlar aynıydı.
Ama bazı şeyler değişmişti.
Mesela Aybars.
Onu birkaç kez uzaktan görmüştüm.
Eskisi gibi değildi.
İzel'in mezarına gittiğini biliyordum.
Her hafta.
Bazen çiçek götürüyordu.
Bazen sadece oturuyordu.
İnsanlar onun hâlâ İzel'i sevdiğini söylüyordu.
Ben ise sadece başımı çeviriyordum.
Çünkü bilmedikleri bir şey vardı.
İnsan bazen bir mezara giderken gerçekten orada olduğunu düşündüğü kişiyi ziyaret etmez.
Bir hatırayı ziyaret eder.
Aybars'ın yaptığı da buydu.
Ben ise gerçeği biliyordum.
Ve bu yüzden mezarlığa hiç gitmedim.
Gitmeme gerek yoktu.
Çünkü bazı insanlar mezarlıklarda değildi.
Bazıları başka yerlerde yaşıyordu.
Telefonum masanın üzerinde titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen Numara.
Mesaj tek cümleydi.
"Her şey hâlâ aynı mı?"
Gülümsedim.
Cevap yazmadım.
Telefonu ters çevirdim.
İnsanlar bunu görseydi ne düşünürdü acaba?
Belki İzel'in hayaleti bana yazıyordu.
Belki biri benimle oyun oynuyordu.
Belki de geçmiş geri dönüyordu.
Ama ben kim olduğunu biliyordum.
İki yıldır biliyordum.
Ve hâlâ tek bir kere bile pişman olmamıştım.
Telefon tekrar titredi.
Bu kez başka bir mesaj geldi.
"Onu hâlâ izliyor musun?"
Başımı kaldırdım.
Pencereden dışarı baktım.
"Hayır," diye fısıldadım.
Sonra kısa bir süre sustum.
"Artık o beni izliyor."
Ertesi gün eski binaya gittim.
Kimsenin uğramadığı bir yerdi.
İnsanların unutmayı tercih ettiği yerlerden biri.
Kapıyı açtığımda içerisi karanlıktı.
Koridorda yürürken ayak seslerim yankılandı.
İki yıl önce burada olanları düşündüm.
Bağırışları.
Paniği.
Aybars'ın yüzünü.
İzel'in bana son kez baktığı anı.
Herkes o anı farklı hatırlıyordu.
Aybars, onu kaybettiği an olarak hatırlıyordu.
Ben ise planın tamamlandığı an olarak.
Aramızdaki fark buydu.
Bir odaya girdim.
Masanın üzerinde küçük, eski bir kutu vardı.
Kutuyu açtım.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
İzel.
Fotoğrafa baktım.
"İki yıl oldu," dedim.
Sonra fotoğrafı tekrar kutuya koydum.
Tam kapatacakken...
Arkamdan bir ses geldi.
"İki yıl olmuş."
Donup kalmadım.
Şaşırmadım.
Çünkü o sesi tanıyordum.
Yavaşça arkamı döndüm.
Kapının yanında biri duruyordu.
Yüzünü göremiyordum.
Sadece siluetini.
"Geç kaldın," dedim.
Siluet cevap vermedi.
"Onu özledin mi?" diye sordum.
Sessizlik.
Sonra çok tanıdık bir ses...
"Ben hiçbir yere gitmedim."
Gülümsedim.
İşte o anda iki yıl boyunca sakladığım sırrın ağırlığını ilk kez gerçekten hissettim.
Ama korkmadım.
Çünkü korkacak olan ben değildim.
Ben zaten kazanmıştım.
O gece eve döndüğümde kapının önünde küçük bir zarf buldum.
Üzerinde isim yoktu.
Sadece tek bir kelime yazıyordu:
ELİF.
Zarfı açtım.
İçinden bir kâğıt çıktı.
Tek cümle.
"Aybars hâlâ beni ölü sanıyor."
Kâğıdı elimde tuttum.
Sonra güldüm.
İki yıl boyunca herkes aynı yalana inanmıştı.
Aybars.
Arkadaşları.
Bütün şehir.
Hatta belki de okuyan herkes.
Ama bir şeyi bilmiyorlardı.
Bazı insanlar öldüğünde geride bir mezar bırakır.
Bazıları ise bir sır.
İzel'in geride bıraktığı şey...
İkincisiydi.
Kâğıdı yaktım.
Küller yere döküldü.
Sonra telefonum çaldı.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Açtım.
Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.
Sonra fısıltı gibi bir ses duyuldu.
"Elif."
Gülümsedim.
"Ne var, abla?"
Sessizlik.
Sonra telefon kapandı.
Ben ise hâlâ gülümsüyordum.
Çünkü iki yıldır herkes İzel'in öldüğünü düşünüyordu.
Ben ise iki yıldır onun yaşadığını biliyordum.
Ve artık...
Onu saklamak zorunda değildik.
SON DEĞİL.
Bölüm Yorumları