ELİF DEMİR
Aybars'ı hafife almak yaptığım en büyük hata değildi.
Çünkü ben hata yapmam.
Ben sadece bazen insanların vereceği tepkileri yanlış hesaplarım.
Aybars'ın tepkisini de yanlış hesaplamıştım.
İki yıl boyunca onu uzaktan izledim.
İzel'in mezarına gidişini.
Kimseyle konuşmadan oradan ayrılışını.
Eskiden yanında olan insanlardan yavaş yavaş uzaklaşmasını.
Ve en önemlisi...
Değişmesini.
Aybars artık eskisi gibi değildi.
İki yıl önce İzel için gözünü kırpmadan kendini tehlikeye atabilecek bir adam vardı.
Şimdi ise etrafındaki herkes onun adını duyduğunda iki kere düşünüyordu.
Şehirde onun hakkında konuşulan şeyler vardı.
İnsanlar ona doğrudan yaklaşmıyordu.
Bir yere girdiğinde konuşmalar kesiliyordu.
Telefonu çaldığında yanında duranlar bile sessizleşiyordu.
Aybars artık sadece Aybars değildi.
Kendi düzenini kurmuştu.
Ve o düzenin içinde kimsenin hata yapmasına izin vermiyordu.
Ben ise tam olarak onun düzeninin ortasına girmeye karar vermiştim.
Çünkü bazı oyunlar uzaktan oynanmaz.
Telefonumu elime aldım.
Numarasını iki yıl boyunca silmemiştim.
Ekrana baktım.
Sonra yazdım.
"İzel hakkında yeni bir şey öğrendim."
Gönder.
Mesajın okunduğunu gösteren işaret birkaç saniye sonra belirdi.
Cevap gelmedi.
Gülümsedim.
Aybars'ın en büyük zaafı sabırsızlığı değildi.
Merakıydı.
İzel'in adı geçtiğinde her şeyi bırakırdı.
Tam beş dakika sonra telefonum çaldı.
Aybars.
Açtım.
"Konuş."
Sesi soğuktu.
"Merhaba bile yok mu?"
"İzel hakkında ne biliyorsun?"
İşte bu.
Tam olarak beklediğim tepki.
"Çok özlemişsin."
"Elif."
Ses tonundaki değişikliği fark ettim.
"İki yıl önceki Aybars olsaydı şu an çoktan buraya gelmişti."
"İki yıl önceki Aybars öldü."
Bir an sustum.
Sonra güldüm.
"İzel'le beraber mi?"
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Gülümsemem kaybolmadı.
"Ağzından çıkan kelimelere dikkat et."
"Yoksa?"
"Sonra anlarsın."
Telefon kapandı.
Ben birkaç saniye ekrana baktım.
Sonra kahkaha attım.
"İşte şimdi eğlenceli oldu."
Ertesi akşam eski depoya girdiğimde içeride üç kişi vardı.
Aybars ortada duruyordu.
Yanında iki adam.
İkisini daha önce görmemiştim.
Ama üzerlerindeki tavır yeterince şey anlatıyordu.
Aybars bana baktı.
"İzel nerede?"
Doğrudan konuya girdi.
"Ne kadar değişmişsin."
"Sen de hiç değişmemişsin."
"Yanılıyorsun."
Başını hafifçe eğdi.
"Ben çok değiştim."
Bir adım attı.
"Ve sen bunu henüz anlamadın."
Gülümsedim.
"İzel'i soruyorsun."
"Son kez soruyorum."
"Ya cevap vermezsem?"
Aybars'ın yüzündeki ifade değişmedi.
İşte bu beni şaşırttı.
Eskiden öfkelenirdi.
Şimdi öfkelenmiyordu.
Sadece bakıyordu.
Ve bazen insanın karşısındaki kişinin bağırmasından daha korkutucu olan şey, sessiz kalmasıydı.
"Sen İzel'in öldüğünü düşünüyorsun."
"Öyle."
"Yanılıyorsun."
İlk defa gözlerindeki o küçük değişimi gördüm.
"Ne dedin?"
"Ben sadece yanıldığını söyledim."
Aybars bana doğru yaklaştı.
"Elif."
"Efendim?"
"Benimle oyun oynama."
Gülümsedim.
"Ben oyun oynamıyorum."
"Yalan."
"Belki."
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra cebimden küçük bir fotoğraf çıkardım.
Masanın üzerine bıraktım.
Aybars'ın gözleri fotoğrafa kaydı.
Bir ev.
Bir pencere.
Ve pencerenin önünde duran bir kadın.
Yüzü görünmüyordu.
Ama saçları...
Aybars'ın nefesi değişti.
Fotoğrafı eline aldı.
"Bu nerede?"
"Önemli olan nerede olduğu değil."
"Kim bu?"
"Sen söyle."
Aybars fotoğrafa birkaç saniye daha baktı.
Sonra başını kaldırdı.
"Elif."
"Efendim?"
"Bu fotoğrafı nereden aldın?"
Gülümsedim.
"Bir yerden."
"Kim çekti?"
"Bilmek istemezsin."
Aybars fotoğrafı buruşturmadı.
Yırtmadı.
Sadece cebine koydu.
"Artık benimle oyun oynadığını sanıyorsun."
"Sanmıyorum."
"Ne sanıyorsun?"
"Senin de artık oyunun içinde olduğunu düşünüyorum."
Yüzündeki ifade ilk kez değişti.
"Ben zaten oyunun içindeydim."
Aybars çıktıktan sonra odada yalnız kaldım.
Telefonum titredi.
Mesaj gelmişti.
"Bunu yapmamalıydın."
Gülümsedim.
Cevap yazdım.
"Ben ne yaptığımı çok iyi biliyorum."
Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.
"Aybars seni bulacak."
Ekrana baktım.
Sonra yazdım.
"Biliyorum."
Telefonu masaya bıraktım.
Çünkü asıl mesele Aybars'ın beni bulması değildi.
Asıl mesele...
Beni bulduğunda ne göreceğiydi.
Üç gün sonra Aybars'ın arabası evimin önünde durdu.
Perdenin arkasından baktım.
Arabadan indi.
Tek başınaydı.
Kapıya yürüdü.
Zile bastı.
Açmadım.
Bir daha bastı.
Sonra telefonu çaldı.
Benim telefonum.
Açtım.
"Kapıyı aç."
"Niye?"
"Konuşacağız."
"Buradan da konuşabiliriz."
"Elif."
"Efendim?"
"Fotoğraftaki kadın kim?"
Gülümsedim.
"Gerçekten bilmiyor musun?"
Sessizlik.
Sonra çok düşük bir sesle konuştu.
"İzel."
İlk kez gülümsemem durdu.
Aybars devam etti.
"İzel yaşıyor."
Cevap vermedim.
"Sen onu saklıyorsun."
Hâlâ sessizdim.
"İki yıldır."
Kalbim hızlanmıştı.
Ama korkudan değil.
Heyecandan.
Çünkü oyun artık gerçekten başlamıştı.
"İyi geceler, Aybars."
Telefonu kapattım.
Perdenin arkasından tekrar dışarı baktım.
Aybars hâlâ kapının önündeydi.
Başını kaldırıp doğrudan benim pencereme baktı.
Sanki beni gördüğünü biliyordu.
Sonra telefonuna bir mesaj geldi.
Aybars ekrana baktı.
Ben de kendi telefonuma gelen bildirime baktım.
Bilinmeyen Numara:
"Artık yeter."
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
"Onu buraya getirme."
Aybars'ın yüzündeki ifadeyi uzaktan bile görebiliyordum.
Ve o an anladım.
İzel'in iki yıldır saklanmasının bir sebebi vardı.
Ama o sebebi henüz Aybars bilmiyordu.
Ben biliyordum.
Ve bunu ona söylemeye hiç niyetim yoktu.
Çünkü bazen bir insanı cezalandırmanın en iyi yolu...
Onu sevdiği kişiye yaklaştırıp tam ulaşacakken geri çekmekti.
Ben pişman değildim.
Hiç olmadım.
Olmayacaktım.
Ama ilk kez...
İzel'in ne zaman ortaya çıkacağını ben de bilmiyordum.
Ve bu, oyundaki en tehlikeli şeydi.
Bölüm Yorumları