Hayatımın değişeceğini biliyordum ama bunun tek bir cümleyle tepetaklak olacağını hiç düşünmemiştim.
Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından odaya sızarken gözlerimi açtım. Komodinin üzerindeki telefonun ekranı 08.17’yi gösteriyordu. İçimde günlerdir çöreklenen o ağır, sıkışmış his yine tam göğsümün ortasındaydı. Yatağımdan kalkıp pencereyi açtım. Yüzüme çarpan serin rüzgâr bile zihnimdeki gürültüyü susturmaya yetmiyordu.
Aşağıya, mutfağa indiğimde annem her zamanki gibi masada oturmuş, elindeki gazete sayfalarını çeviriyordu. Kahve kokusu bütün evi sarmıştı.
"Günaydın," dedim, sesimdeki yorgunluğu gizlemeye çalışarak.
"Günaydın."
Sadece bu kadar. Aramızda büyüyen o sessizlik duvarı artık bir yabancılık değil, alışkanlıktı. Sandalyeyi çekip oturduğum sırada cebimdeki telefon titredi. Ekranda beliren ismi görünce kalbim ritmini şaşırdı.
Babam.
Mesaj kısaydı: "Ne zaman istersen gelebilirsin. Kapım sana her zaman açık."
İçimde yıllardır bastırdığım ne varsa bir anda su yüzüne çıktı. Annemin bakışlarının üzerime devrildiğini hissettim.
"Kim o?" dedi, sesi anında savunma pozisyonuna geçti.
"Babam."
Fincanı masaya bırakırken çıkan tıkırtı, sessizliği bir bıçak gibi kesti. "Yine mi? Onur’la bu kadar sık konuşmanı istemiyorum Larin."
"Neden?" diye sordum. Bu soru yıllardır dilimin ucundaydı ama ilk kez bu kadar net çıkmıştı ağzımdan. "Gerçekten neden anne? Babam neden gitti? Neden yıllardır bir yalanın, bir belirsizliğin içinde büyüdüm ben?"
"Bazı şeyleri bilmen gerekmiyor. Seni korumaya çalışıyorum."
"Ben artık çocuk değilim!" Ayağa fırladığımda sandalyenin geriye kayma sesi odada yankılandı. "Beni korumak değil bu, beni kendi gerçeğimden uzak tutmak. Ama bitti. Ben babamın yanına gidiyorum."
Annem donakaldı. Yüzündeki o sarsılmaz ifade ilk kez çatladı. "Gidemezsin. İzin vermiyorum."
Acı bir gülümseme yayıldı yüzüme. "Artık izin istemiyorum."
Odaya dönüp valizimi yatağın üzerine koyduğumda ellerim titriyordu. Dolaptan kıyafetlerimi çıkarıp tek tek katlarken, aslında bu evdeki geçmişimi paketlediğimi biliyordum. Masanın üzerindeki çerçeveye gitti gözüm. Üçümüzün olduğu, benim henüz küçük bir çocuk olduğum o eski fotoğraf... Onu dikkatlice valizin ön gözüne yerleştirdim.
Valizi kapatıp fermuarı çektiğimde çıkan ses, bir devrin kapanışı gibiydi. Yıllardır yaşadığım bu oda, birkaç dakika içinde bana tamamen yabancı bir yere dönüşmüştü.
Koridora çıktığımda annem salondaydı. Televizyon açıktı ama gözleri boş duvara kilitlenmişti. Beni fark edince doğruldu. Az önceki öfkesi tamamen çekilmiş, geriye sadece omuzları çökmüş yorgun bir kadın kalmıştı.
"Gerçekten gidiyor musun?" dedi, sesi fısıltı gibiydi.
"Gidiyorum anne. Çünkü burada nefes alamıyorum. Benim kendi hayatım, kendi kararlarım olmak zorunda."
Aramızdaki son bağlar da o an kopup gitti. Birkaç saniye sadece baktık birbirimize. "Baban sandığın kişi olmayabilir Larin," dedi son bir çabayla.
"Sen de sandığım kişi olmayabilirsin," dedim. Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz içim cız etti ama geri almadım.
Tam kapıdan çıkacakken arkamdan fısıldadı: "Dikkatli ol."
Arkamı dönmeden cevap verdim: "Olacağım."
Havaalanına giden takside dışarıyı izlerken şehir sanki bir film şeridi gibi akıp gidiyordu. Yıllardır yürüdüğüm sokaklar ilk kez bu kadar yabancıydı.
Telefonuma gelen anons sesiyle bekleme salonundaki daldığım hayallerden sıyrıldım. Uçağa bindiğimde pencere kenarına oturdum. Motorlar çalışıp uçak pistte hızlanırken gözlerimi dışarıdan ayırmadım. Evimiz, sokaklar, şehir... Hepsi önce küçüldü, sonra bulutların beyazlığında kaybolup gitti.
Yıllardır zihnimde taşıdığım o tek cümleye tutundum: "Ne olursa olsun, seni bırakmayacağım." Babamın gitmeden önce söylediği son şey buydu. Şimdi o cümlenin peşinden gidiyordum.
Uçak tekerlekleri piste değdiğinde içimdeki heyecan yerini tatlı bir gerilime bıraktı. Valizimi alıp kalabalık çıkış kapısına doğru ilerlerken gözlerim sürekli üniformalı birini arıyordu.
Ve sonra onu gördüm.
Saçlarına aklar düşmüş, omuzları biraz daha genişlemiş ama duruşundaki o askeri disiplini hiç kaybetmemişti. Üzerindeki üniformasıyla kalabalığın ortasında bir kale gibi duruyordu.
Göz göze geldik. Zaman bir anlığına durdu.
Aramızdaki mesafeyi adımlarken gözlerindeki o yabancılık ve özlem karışımı ifadeyi gördüm. Yanıma kadar geldi. Birkaç saniye sessizlik oldu.
"Larin..." dedi. Sesindeki o hafif pürüz içimdeki bütün düğümleri çözdü.
"Baba," diyebildim sadece.
Kollarını açtığında tereddütsüz sarıldım. Yıllardır eksikliğini hissettiğim o güven duygusu, üniformasının üzerindeki hafif kışla ve rüzgâr kokusuyla birleşip ciğerlerime doldu.
Geri çekilip yüzüme baktı, hafifçe gülümsedi. "Çok büyümüşsün."
"Sen de biraz yaşlanmışsın sanki," dedim, dudaklarıma engel olamayarak.
Gür bir kahkaha attı. "Daha ilk dakikadan başladı fırçalar..." Valizimi elimden aldı. "Gidelim mi? Seni bekleyen yeni bir hayat var."
Arabaya doğru yürürken son kez arkama bakmadım. Neye doğru gittiğimi bilmiyordum ama artık geri döneceğim bir yer de yoktu.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çokk güzelll
Çok güzel olmuş emeğine sağlık 🫠
Yorum
Yorum bulunamadı.