Bazı hikâyeler büyük olaylarla başlamaz.
Ne yağmur yağar, ne biri koşarak gelir, ne de hayatını değiştirecek bir cümle duyarsın.
Bazen sadece bir gün batımı vardır.
Ve yanında, henüz tanımadığın biri.
O gün de öyleydi.
Okuldan çıktıktan sonra doğrudan sahile gitmiştim. Eve dönmek için acelem yoktu. Anneme biraz geç kalacağımı söylemiş, telefonumu çantama atmıştım.
Hava güzeldi.
Gökyüzünün rengi yavaş yavaş değişiyordu. Güneş, denizin üzerinde turuncu bir yol bırakmıştı.
Ben de her zamanki yerime oturdum.
Sahildeki eski taş duvarın üzerine.
Çantamdan defterimi çıkarıp boş bir sayfa açtım.
Ne yazacağımı bilmiyordum.
Zaten çoğu zaman ne yazacağımı bilmeden yazardım.
Kalemimi parmaklarımın arasında çevirirken yanımdan geçen insanları izledim.
Bisiklete binen çocuklar...
Koşan insanlar...
Birbirlerine bir şeyler anlatıp gülen arkadaş grupları...
Ve el ele yürüyen çiftler.
İç çekip tekrar defterime döndüm.
Tam o sırada yanımdaki boş yere biri oturdu.
Başımı kaldırmadım.
"Buraya oturabilir miyim?"
Sesini ilk kez o zaman duydum.
"Zaten oturdun."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra güldü.
"Doğru."
Başımı kaldırdığımda onu gördüm.
Kumral saçları rüzgâr yüzünden biraz dağılmıştı. Üzerinde açık renk bir sweatshirt vardı. Elinde de bir kitap tutuyordu.
Kitaba baktım.
"Sen de mi buraya kitap okumaya geliyorsun?"
"Hayır."
"Niye kitap taşıyorsun o zaman?"
Kitabı kaldırıp gösterdi.
"Çünkü kitap taşımakla kitap okumak arasında fark var."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne saçma."
"Ben de öyle düşünüyorum."
İstemeden güldüm.
O da gülümsedi.
"Ben Ege."
"Lara."
"Memnun oldum, Lara."
"Ben de."
Tekrar denize döndük.
Bu kez sessizlik garip gelmedi.
Bir süre sonra Ege, elimdeki deftere baktı.
"Yazıyor musun?"
"Evet."
"Ne yazıyorsun?"
"Henüz bilmiyorum."
Güldü.
"Yani boş sayfaya bakıyorsun."
"Hayır. İlham bekliyorum."
"İlham gelince haber ver."
"Neden?"
"Belki ben de beklerim."
Ona baktım.
Şaka yapıyor gibiydi.
Ama gözlerinde tuhaf bir ciddiyet vardı.
"Sen hep böyle misin?"
"Nasıl?"
"Tanımadığın insanlarla konuşup saçma şeyler söyleyen."
"Sen de tanımadığın biriyle konuşuyorsun."
Haklıydı.
Cevap veremedim.
Ege kitabını açtı ama okumaya başlamadı.
Ben de defterime birkaç kelime yazdım.
Gün batımı.
Sonra durdum.
Yanına bir kelime daha ekledim.
Tesadüf.
Ege göz ucuyla baktı.
"Tesadüflere inanır mısın?"
"Bilmem."
"Ben inanmam."
"Neden?"
Kitabını kapattı.
"Çünkü bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girmez."
Kalemim elimde öylece kaldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Ege birkaç saniye sustu.
Sonra gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Hiç."
"Az önce bayağı önemli bir şey söylemiş gibi yaptın."
"Belki de öyleydi."
"Sinir bozucusun."
"Yeni tanıştığın biri için ağır konuşuyorsun."
"Sen de yeni tanıştığın birine fazla gizemli davranıyorsun."
Bu kez ikimiz de güldük.
Güneş biraz daha aşağı indi.
Gökyüzü pembe ve turuncunun birbirine karıştığı bir renge büründü.
Ege ayağa kalktı.
"Gitmem gerekiyor."
"Tamam."
Bir an durdu.
Sonra bana baktı.
"Yarın yine burada olacak mısın?"
Omuzlarımı silktim.
"Belki."
"Ben olacağım."
Bunu söyledikten sonra yürümeye başladı.
Arkasından bakarken nedenini bilmediğim bir şekilde gülümsedim.
Sonra defterime tekrar baktım.
Az önce yazdığım iki kelimenin altına bir kelime daha ekledim.
Ege.
Kalemi bıraktım.
Ve o an henüz bilmiyordum.
Bazı karşılaşmalar gerçekten tesadüf değildir.
Bazı insanlar hayatına bir kez girer.
Ve bazı duygular...
Daha adını bile koyamadan saklanmaya başlar.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
ben yazdığım için çok güzel ejjssjkdkdkdk
Yorum
Yorum bulunamadı.