Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
GİZLİ GÖREV
"EEeevet arkadaşlar bugünkü kombinimi nasıl buldunuz yorumlarda buluşalım" dedi. Arkadan gelen ses "geç kalıyoruz elis hazırlanmadın mı" bana aitti . Elisle birliktebyanıma sağ kolum şafak ve Doğa da geldi "Evet kızlar bugünkü göreve hazır mıyızzz" aynı anda "DAİMA" diyen sesler yükseldi
[...]
Küçük gecenin en büyük hayali bulutlara dokunmaktı şimdiki gece dokunuyordu bulutlara yaklaşıyordu yıldızlara, uzay holdingin varisi ve ceo suyum aynı zamanda da babamın pis işlerini yaptırdığı ve en çok güvendiği ajanlarından oluşan grubun lideriyim ve evet şimdi de göreve gidicez tabi elis makyaj vlogunu kapatırsa. Ha bu arada tanıştırayım takımım aynı zamanda da ailem "ANKA TİMİ"
"Tim lideri Gece UZAY namı diğer manolya "
"Lider yardımcısı Gecenin sağ kolu Güneş UZAY namı diğer şafak "
"Lider yardımcısı Gecenin sol kolu Elis ATEŞ namı diğer kızıl gül "
"Kıdemli Operatif Doğa AKTAN namı diğer zakkum"
ve biz ANKA TİM iydik her darbede yeniden doğar pes etmezdik daima kalbimiz gökyüzüne ,kalbimiz birbirimize emanetti
çünkü biz "ANKA TİM iydik"
[...]
görev yerine geldiğimizde üstümde dış hatlarımı oldukça belli eden deri lacivert bir tulum altımdaysa hilal desenli çizmelerim vardı tulumumun fermuarı açık olduğu için oldukça dik ve iri göğüslerimin çatalı belli oluyordu . herkes kendi tarzında giyinmişti ve doğa duygularıma tercuman oldu "arkadaşlar nasıl beceriyoruz bilmiyorum ama uymusuzluğun içindeki uyum gibiyiz" dedi. doğanın bu sözlerine karşılık tebessüm ederken doğa söze devam etti "bu arada bitkilerim için bir iki kişi almamda sakınca varmı " dediğinde gözleri şevhet doludu ve söze atılan şafak oldu "buraya bitkilerin için insan aramaya değil intikam almaya geldik zakkum ki ayrıca aldık diyelim onları koycak yerimizde yok ." "katılıyorum ayrıca ajansa giderken onları nerene sokup götürmeği düşünüyorsun " derken aynı andada atları bağlıyorduk doğa sözümü onayladığına dair bir baş hareketi yaptığında bankaya doğru ilerlemeye başladığımızda arkadan kızıl gülün sesi değdi kulaklarıma "isim fazla mı klas bana mı öyle geldi , kim bankasının ismini "KARACA BANK " KOYARKİ " derken elis rujunuu tazeliyordu elisin kızıl uzun saçlarıyla uyumlu çilleri ve mavi gözleri sayesinde tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Hayret edici bir şekilde bugün o da süslü elbiselerinden kurtukmuş siyah dei bir tulum giymişti o da , tulumu ile uyumlu siyah tonlarındaki göz makyajı gözlerinin rengini ortaya çıkarıyordu ve tam anlamıyla "mükemmeldi" "hazırsanız başlıyoruz anka" . Dedim ve hiç vakit kaybetmeden bankaya girdik bir müşteri gibi davrandığımız için bir kadına lavabonun yerini sordum kadın gittikten sonra hızla yöetici odasına ilerledim kapı kitliydi içimden hadi bakalım gece madem aşk dışında her kapıyı açıyorsun görelim bakalım mariftlerini diye homurdanırken tel tokayla kapıyı açıp içeri girdiğimde kasa karşımda bana sırıtarak bakıyordu paraları çantalara koyup camdan korumalara verdim görev bitti eve döndüğümüzdeyse babamla şiddetli bir kavga ederken sinir krizi geçirmek üzereydim "madem beceriksiz ve salağın tekiyim o zaman neden bütün malvarlığını koruyan şirketini ve arsalarını devrediyorsun diye adeta kükredim ve sonra kapıyı dank diye çarptım ahırlardan lunayı aldığım gibi dörtnala ilerledim karacaların ormanına giriş yapmış olmalıyımki bir anda etrafımı motorlu adamlar sardı ve silahlarını bana doğrulttular "siktir " demiş bulundum yanlışlıkla o sırada luna huzursuzlanmış şaha kalkmıştı luna yı kontrol etmeye çalışırken karşımda her zamanki gibi o küstah tavırlarıyla ortama ortama giren "obsidyen mit iydi " gördüm anka mit, iyiliği ve yeniden doğuşu temsil ederken obsidyen mit, karanlığı soğukkanlılığı ve kırılmaz iradeyi temsil eder obsidyen mitinde ilk defa gördüğüm ve en önde duran çocuk benim aksime koyu kahve gözlere sahipti sanki seni toprağıma gömücem der gibi bakıyordu ""siktir onun topraklarındaydım" sıkı ve dar kaslarını giydiği gömlek saklayamamış ve oldukça belli oluyordu altında lacivert kumaş pantolonve kolunda bir hilal dövmesi vardı bakışlarım o yöne kaydı hilal sembolünü severdim simsiyah atımın bile alnının ortasında beyaz bir hilal vardı bu yüzden bende sağ omzuma onun için bir hilal dövmesi yaptırmıştım çocuğa bakacak olursak tipsiz değildi tipsiz dersek kahinata ayıp olur du o derece yakışıklıydı ama bu nasıl yakışıklılık oğlum ormandaki ağaçlar bile böyle yüz görmemiştir insan gözlerine baktıkça korkuyor vücuduna baktıkça bir sıcaklama hissi geliyordu kesinlikle çok yakışıklıydı ona olan bakışlarımı fark etmiş olacak ki "bakıyorumda gözlerini benden alamadın anka kuşu " pardon anan alamadı neyse tamam bende biraz olamamı ne diyorum ben çocuk zaten konuşucam diye bönbön bakıyor "evet , daha önce obsidyen mitin de görmedim yeni mi katıldın" " genelde görevlere katılmam ama anka mitinin lideri bölgeme destursuz ve yalnız gelmesinin sebebini merak ettim açıkçası"
"siz kimsiniz" dediğimde az çok kim olduğunu tahmin ediyordum ama salağa yatmaya karar verdiğimde boranın tiptip bakışları ile karşılaşmıştım adının alaz olduğunu tahmin ettiğim kişi " Beni gerçekten tanımıyor musun yoksa tanımamazlıktan mı geliyorsun " diye bir soru yönellti hemen ardından bora " onu tanımayacak kadar aptal mısın Gece aa pardon manolyaydı dimi " dediğinde sinirim tepeme attı boğazımdaki damarlar belirginleşti " Bana mal diyecek cesareti ya da yüzü nerden buluyorsun boraccııık "dedim eskilere takılarak eminim buradaki kimse kuzen olduğumuzu bilmiyordur boranın başı umutsuzca yere eğilince alazın gözleri ikimizde gezindi ve aramızdakii sessizliği bozdu "Hadi bakalım kızı attan indirin bugün evimde misafir edicem arkadaşı dediğinde obsidyen miti şaşkınlıkla alaza bakıyordu alaz kızı attan indirin demesiye bana yaklaşan mit üyelerinin bana dokunmasına izin vermeden hızlı bir u dönüşü yaptım ve ormanın ilerisine doğru dört nala ilerledim.
ALAZ DENİZ KARACA
"Yakalayın " diye kükredim ve obsidyen miti ile motorlara atıldık son sürat manolya denen kadını takip ederken arkadan alevin şaşkınlıkla dolu bakışlarla "olum bir at nasıl bu kadar hızlı olabilir lan , bu kadın atın bir yerlerine motor takmış olmasın patron" dediğinde bakışları borayı buldu ve sözüne devam etti bu kızla bir geçmişiniz mi var soytarı " evet bir geçmişimiz var ama bu sizi zerre ilgilendirmez ilgilendiren şeyse manolya tanıdığım en iyi ve hızlı at binicisidir eskiden kara şimşek derlerdi ona göre esin yoksa esmeniz hortum olarak teper size haberiniz olsun dedi ve ortama ağır bir sessizlik çöktü "kesin zırvalığı kız kaçıyor o kız bana lazım etrafını sarın hemen dedim ve bora anında hızlandı sanki motoru zorluyordu gecenin yanına geçtiğinde ona ne söylediyse at yavaşladığında fırsatı kaçırmadan atın etrafını sardık ve atın durmasını sağladık ben atın önüne , soytarı sağında, taşkıran arkasında şimşek sağında duruyordu "yeter artık dur gece "diyen kişi soytarıydı gerçekten geçmişlerini merak etmeye başlamıştım ki atın şaha kalmasıyla motorun üstünden atlayacaktı ki bora atın yularını tutup ata atladığında herkes şok içinde boraya bakıyordu ata atladı dizginleri tuttu " alaz malikaneye gidiyoruz diye tahmin ediyorum benim motor kalsın adamlar alır "dedi ve sanki profösyonel bir binici gibi atı sürmeye başladığında alev "bora at mı biniyor yoksa ben mi şizofrenim " hayır şizofren değildi bora akıncı gerçekten ata biniyordu
GECE UZAY
Bora atın üzerine binip göğsüne çektiğinde o ferah kokuyla birlikte rahatlama geldi ama atı bizim malikaneye sürmediği çok açıktı "ne yapıyorssun boracıııııık ayrıca nereye gidiyoruz" derken esskisi gibi cilveyle konuşmuştum bora ikimizin benzer kehribarlarına baktı ve "karacaların malikanesine gidiyoruz Gecemmm" ne ne yapıyorduk kime gidiyorduk kime nasıl karacalara ya "ne saçmalıyorsun ben oraya gitmem demem ve dizginleri kavramam daha doğrusu kavramaya çalışmam bir olmuştu kontrol eskiden bende olurdu ama artık dizginleri sıkıca ve kararlılıkla tutan boraydı malikanenin önünde durduğumuzda arkamızdan obsidyen miti de gelmişti , borayla attan indik ve yine alazın küstah bakan bakışlarıyla karşılaştığımda göz devirdim onun ise dudakları usulca yana doğru kıvrılmıştı "evime hoşgeldin anka kuşu" dediğinde yine gözlerimi devirdim
"kes zırvalığı benden ne istiyorsun söyle de bilelim karaca "diye sert bir şekide çıkıştım
"sakin ol anka kuşu " derken aramızda sadece yarım adım kalacak şekilde ilerledi ve hiç çıkarmadığım uçak kolyemi avuçlarının içine alıp dikkatle baktı neden bu kadar imalı baktığını anlamamıştım herkes bilmezdi bu kolyenin anlamını o biliyor muydu diye düşünürken" özgürsün " dedi anlamını bilmesine şaşırmıştım ama özgür değildim özgürlüğümü arıyordum bu kolyede bana geçmişten kalan bir simgeydi anlamı benim için oldukça derin bir kolyeydi "değilim" dedim ve adımımı gerilettiğimde tam boraya sesleniyordumki çizmeme sıkıştırdığım telefonum çalmaya başlamıştı "şafak bir dakika bora lunayı güvenli bir yere götürür müsün" "bi bi bir dakika bora mı dedin sen acaba neden onunla konuştuğunun bir açıklaması vardır umarım gece"
"karacaların evindeyim orada karşılaştık önemli değil"
"kızım karacaların evinde ne işin var aklınımı kaçırdın GECE UZAY" derken soyadımı vurgulamıştı ve söze devam etti "ya sen gelirsin ya ben gelirim ama bu sefer babanı durdurabilir miyim bimiyorum " derken sesi otoriter ve emri vaki çıkıyordu
"bu kadar emir verrdiğin yeter Güneş UZAY" dedim onun az önceki sözlerine misilleme yaparak
"babamın burda olduğumdan haberi olmayacak şirketler hakkında konuşmaya geldim " derken yalan söylüyordum ama yapacak birşey yoktu söze devam ettim "ve siz buraya gelmeyeceksiniz karacaların sınırı geçilmeyecek anlaşıldı mı" bu sefer benim sesim otoriter ve emri vaki çıkmıştı "bu bir emirdir şafak " dedim ve telefonu kapattım ona yalan söylemek hoşuma gitmiyordum ama kaçırıldığımı söyleseydim ortalık ayağı kalkardı ki kaçırılmış sayılmazdım hangi tutsak zorla tutulduğu evde çay içerdi ki salona geçtik "benden ne istiyorsun karaca " dediğimde "soytarı yengenin arkadaşları var mı" yenge derken eben yenge lan senin arkadaşım falan yokta ayrıca hoşt alevin bu sorusuna karşılık borayla aynı anda " tövbe estafirullah, senin o çatallı evin ne diyor lan , taşkıran ben sence buna mı bakarım, kes, lan sesini kuzenim o benim." dedik sanki bluetootlanmıştık küçükkende böyleydik biz obsidyen miti aynı anda "kuzenin mi" diye sorduklarında tahminlerimde haklı olduğumu anladım ve sorularına cevap verdim.
"Evet kuzenimdi ama..."
"ama" diye soran alazdı .
"Ama bizi satıp sizle yani karacalarla iş birliği yaptığından beri kuzenim değil."
"Kendimce haklı sebeplerim vardı gece , sanki bilmiyormuş gibi konuşma, evden attılar lan beni evsiz kaldım babam annemi öldürdü evletlıktan reddedildim ben sen hala ne diyorsun." dediğinde ortama ağır bir sessizlik çöktü " ama sen ne yaptın sessizce izledin"dedi oysa sessizce izlememiştim "ne sessizce izlemesi lan benim özgürlüğüm alındı özgürlüğüm şurdan şuraya gidemez oldum, sence gelebilseydim gelmez miydim , izin verirmiydim evsiz kalmana evime alırdım seni,ben olurdum evin , baban, annen ,ablan ben olurdum , bana gelip hiçbir şey yapmadın diyemezsin , babamla kavga ettim ben o adamın önünde diz çöküp yalvardım ağlayarak ayaklarına kapandım eve al nolur diye kardeşim evsiz kaldı üşür o hasta olur hemen diyip yalvardım anca işine geleni biliyorsun ama senin için babama yalvardığımı gururumu siktir ettiğimi bilmiyorsun Bora AKINCI " diye haykırdım gözlerim dolmuştu "obsidyen miti şaşkın bakışlarla bize bakıyordu .
"hop hop hop sakin ol anka kuşu" dedi ve alaz beni belimden çekti , sırtım Alazın sıkı kaslarına değdiğinde irkildim ve hemen kendimi toparlayıp
"çek o pis ellerini üstümden" dedim
"Tamam sakin ol manolya çok geç oldu hadi içeri" diyen ses alaza aitti içeri girdiğimde çalışanlardan biri bizi oturma odasına doğru yönlendirdi salona geldiğimizde bora yanıma oturmaya çalıştı ama alaz onu yanına alarak odadan ayrıldı uzun süre çıkacak gibi durmuyorlardı.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları