Güneş, sahil kasabasının üzerine yavaş yavaş yükselirken sokaklar çoktan hareketlenmeye başlamıştı.
Denizden gelen hafif rüzgâr, sıcak havayı biraz olsun serinletiyor; sahilin kenarındaki renkli dükkânların önünden geçen insanların seslerine martıların çığlıkları karışıyordu.
Kasaba, yazın ilk günlerini yaşıyordu.
Ve bu yaz, henüz kimsenin bilmediği bir hikâyenin başlangıcıydı.
Sokağın başında duran beyaz araba yavaşça kaldırıma yanaştı.
Arabanın kapısı açıldığında Ada dışarı çıktı.
Uzun, koyu kahverengi ve hafif dalgalı saçları rüzgârla yüzüne doğru savruldu. Ada, bir eliyle saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken diğer eliyle gözlerini güneşten korumaya çalıştı.
Uzun bir yolculuğun ardından sonunda yazlık kasabasına gelmişti.
Arabanın arkasından bavulunu alan Ada, etrafına baktı.
Her şey tanıdık geliyordu.
Denizin kokusu, uzaktan gelen çocuk sesleri, sokakların kenarında duran bisikletler...
Yaz tatili gerçekten başlamıştı.
Tam o sırada karşı kaldırımdan bir kızın koşarak geldiği görüldü.
"ADAAA!"
Ada başını çevirdi.
Defne, elinde renkli bir çantayla ona doğru koşuyordu.
Ada daha ne olduğunu anlayamadan Defne ona sarıldı.
"Sonunda geldin!"
Ada gülerek karşılık verdi.
"Zaten geleceğimi söylemiştim."
"İnsanlar çok şey söyler."
Defne geri çekilip Ada'ya baktı.
"Ama sen gerçekten gelmişsin."
Ada kahkaha attı.
"Buradayım işte."
Defne'nin omuzlarında biten açık kahverengi saçlarının arasında birkaç küçük renkli toka vardı. Üzerinde rengârenk bir tişört, kot şort ve spor ayakkabılar vardı.
Her zamanki gibi enerjikti.
Ada ise daha sade bir görünümle beyaz bir tişört ve açık renkli bir şort giymişti. İnce bilekliğinin yanında, yıllardır bileğinden çıkarmadığı küçük ip bileklik dikkat çekiyordu.
Defne bavula baktı.
"Bir ay kalacaksın, değil mi?"
"Evet."
Defne'nin gözleri parladı.
"Harika!"
Ada kaşlarını kaldırdı.
"Nesi harika?"
"Bir ay boyunca beraberiz."
"Zaten her yaz beraberiz."
"Bu yaz farklı."
"Nasıl farklı?"
Defne cevap vermeden gülümsedi.
"Göreceksin."
Ada onun bu gizemli tavrına anlam veremese de daha fazla sormadı.
Eşyalar eve bırakıldıktan kısa süre sonra Defne yeniden kapının önünde belirdi.
Elinde bir voleybol topu vardı.
Ada kapıyı açtığında topu havaya kaldırdı.
"Sahile gidiyoruz."
Ada şaşkınlıkla ona baktı.
"Daha yeni geldim."
"Tam olarak bu yüzden."
"Üstümü bile değiştirmedim."
"Üzerindekiler gayet güzel."
"Defne..."
"Hayır."
"Neye hayır?"
"İtiraz etmene."
Ada gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Defne'nin onu ikna etmeye çalışmasına gerek yoktu.
Birkaç dakika sonra ikisi de sahile doğru yürüyordu.
---
Sahilde hava daha da sıcaktı.
Denizin üzerinde parlayan güneş, suyu neredeyse gümüş renginde gösteriyordu.
Defne, voleybol sahasını görünce hızlandı.
"Bak!"
Ada onun gösterdiği yere baktı.
Saha boştu.
Defne'nin yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Tam zamanında geldik."
"Sen gerçekten voleybol oynamaya mı geldin?"
"Hayır, topu yanımda süs olarak taşıyorum."
Ada güldü.
İkisi sahaya geçti.
İlk birkaç dakika oldukça sakindi.
Sonra Defne'nin attığı top Ada'nın üzerine geldi.
Ada topu karşılamaya çalışırken top yön değiştirdi ve sahanın dışına çıktı.
Defne ellerini beline koydu.
"Top kaçtı."
Ada ona baktı.
"Ben de fark ettim."
"Git al."
"Neden ben?"
"Çünkü sen attın."
"Sen vurdun."
"Ama sen karşıladın."
Ada başını iki yana salladı.
"Tamam."
Topun peşinden yürüdü.
Top, sahilin biraz daha kenarında oturan üç kişinin yanına kadar gitmişti.
Ada birkaç adım daha attı.
O sırada gruptaki erkeklerden biri topu yerden aldı.
Atlas.
Koyu kumral, hafif dağınık saçları güneşin altında daha açık görünüyordu. Buğday teni ve sakin yüz ifadesi, onu çevresindeki kalabalıktan biraz ayırıyordu.
Üzerinde sade bir tişört ve şort vardı.
Atlas topu elinde tutarak Ada'ya baktı.
"Bu sizin mi?"
Ada başını salladı.
"Evet."
Atlas topu ona uzattı.
Ada topu aldı.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
İkisi de birkaç saniye daha konuşmadan durdu.
Sonra Ada arkasını dönüp Defne'nin yanına gitti.
Atlas da arkadaşlarının yanına geri döndü.
İkisi de birbirlerinin adını bilmiyordu.
Aslında birbirleri hakkında bildikleri tek şey, birkaç saniyelik bu karşılaşmaydı.
Ama o birkaç saniyede Atlas'ın gözü Ada'nın bileğine takıldı.
Küçük, sade bir ip bileklik.
Atlas farkında olmadan kendi sol bileğine baktı.
Orada da benzer bir bileklik vardı.
Eski ve biraz yıpranmıştı.
Bileğinde yıllardır taşıdığı bu küçük bilekliğin hikâyesini o da bilmiyordu.
---
Atlas'ın yanında oturan Ege, arkadaşının bileğine baktığını fark etti.
Ege, kısa koyu kahverengi saçları ve bal rengi gözleriyle her zamanki rahat hâlindeydi. Elinde taşıdığı güneş gözlüğünü parmaklarının arasında çeviriyordu.
"Ne oldu?"
Atlas başını kaldırdı.
"Bir şey yok."
Ege kaşını kaldırdı.
"Bir şeye bakıyordun."
Atlas omuz silkti.
"Öyle."
Bora hemen konuşmaya karıştı.
"Kesin bir şey var."
Bora'nın dağınık siyah saçları rüzgârla daha da karışmıştı. Bileğindeki renkli bilekliklerle oynarken sırıttı.
"Atlas bir şeyi fark ettiyse kesin önemlidir."
Atlas ona baktı.
"Sen her şeyi fazla büyütüyorsun."
"Ben mi?"
Bora şaşkın bir ifadeyle Ege'ye döndü.
"Ege, duyuyor musun?"
Ege başını salladı.
"Maalesef."
Bora kahkaha attı.
Atlas ise tekrar denize döndü.
Bir süre sonra Ege, voleybol oynayan kızlara baktı.
"Yeni geldiler galiba."
Bora gözlerini kısarak sahaya baktı.
"Ben daha önce görmedim."
Atlas cevap vermedi.
Ama gözleri kısa bir anlığına Ada'ya kaydı.
---
Öte tarafta Defne, Ada'nın yanına yaklaşmıştı.
"Çocuk topu verdi."
Ada başını salladı.
"Evet."
"Başka?"
"Başka ne?"
Defne sırıttı.
"Hiç."
Ada gözlerini devirdi.
"Defne, topu verdi sadece."
"Ben bir şey demedim."
"Ama yüzünden belli."
Defne gülmeye başladı.
"Tamam, tamam."
İkisi yeniden oyuna döndü.
Bir süre sonra güneş biraz daha aşağı inmeye başladı.
Sahildeki kalabalık da yavaş yavaş azalıyordu.
Ada ve Defne voleybolu bırakıp kumların üzerine oturdular.
Defne yorgunluktan kendini geriye bıraktı.
"Ben bittim."
Ada gülümsedi.
"Az önce bir saat daha oynarım diyordun."
"İnsan değişebilir."
"Beş dakika içinde mi?"
"Evet."
Ada kahkaha attı.
İkisi bir süre sessizce denizi izledi.
Ada'nın bileğindeki küçük ip bileklik güneş ışığında yeniden göründü.
Aynı anda birkaç metre ileride Atlas da kendi bilekliğine baktı.
İki bileklik birbirinin aynısıydı.
İki farklı insan.
İki farklı hayat.
Ve ikisinin de henüz bilmediği ortak bir geçmiş.
O gün içinse bu sadece bir tesadüftü.
Ada, Defne'yle birlikte sahilden ayrılırken Atlas da Ege ve Bora'yla birlikte başka yöne doğru yürüdü.
Birbirlerinin isimlerini bile bilmiyorlardı.
Henüz.
Ama bu, uzun bir yazın sadece ilk günüydü.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Heyecanlı, tatlı şirin bir hikaye başlıyor sanırım okudukça göreceğiz 🌸
Yorum
Yorum bulunamadı.