Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Bu binaya taşınırken kimse bana buranın geceleri ses yaptığını söylememişti. Gerçi kimse bana hiçbir şey söylememişti. Emlakçı yalnızca “Sessiz bir apartman,” demişti. Adamın sessizden kastının ne olduğunu hâlâ çözebilmiş değildim. Çünkü saat gecenin ikisiydi ve tavandan gelen gürültü yüzünden yatağımda gözlerimi tavana dikmiş bekliyordum. Tak. Birkaç saniye sonra yeniden aynı ses geldi. Kaşlarımı çattım. “Harika,” diye fısıldadım kendi kendime. “İlk haftadan hayalet.”
Yorganı çeneme kadar çektim. Aslında hayaletlerden korkmuyordum. En azından kendime bunu söyleyip duruyordum. Tam üçüncü sesi beklerken yan odadan bir çığlık koptu.
“BİRİ MUTFAKTA BENİM ÇİKOLATALI PUDİNGİMİ Mİ YEDİ?” Gözlerimi kapattım. İşte bu, hayaletten daha korkunçtu. Dolunay'ın sesiydi.
“BEN YEMEDİM!” diye bağırdım. Koridordan hemen bir ses yükseldi.
“Sen daha önce de yemiştin Dolunay! Eğer yalan söylüyorsan şimdi itiraf et yoksa başından aşağı bir kova su dökerim!”
“Çünkü o zaman tatlı krizim tutmuştu!”
“BU BENİM UMURUMDA BİLE DEĞİL. YEDİN Mİ DOĞRUYU SÖYLE!”
“HAYIR!”
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra mutfaktan bir şeyin yere düştüğünü duydum. Derin bir nefes aldım ve yatağın kenarına oturdum.
Evde yaşamaya başlayalı sadece altı gün olmuştu. Altı gün. Ve ben şimdiden bu evin içinde bir hayalet, iki hırsız ve en az üç akıl hastası olduğundan şüpheleniyordum. Buna rağmen burayı seviyordum. Belki de biraz fazla seviyordum. Eski duvarlarını, gıcırdayan tahta zeminini, kışın pencerelerden içeri sızan soğuğu -ki yaz ayındaydık- ve kimsenin doğru düzgün kapatmayı öğrenemediği kapısını bile seviyordum. Çünkü ilk defa bir yer bana gerçekten aitmiş gibi hissettiriyordu.
Tam bunu düşünürken tavandan bir ses daha geldi. Tak. Bu kez diğerlerinden farklıydı. Daha yakından gelmişti. Başımı yavaşça kaldırıp tavana baktım. “Tamam,” diye mırıldandım. “Bunun açıklamasını yarın yapacağız.” O sırada kapının dışından birinin sesi duyuldu.
“Neyi açıklayacaksın yarın?”
Bir anda yerimden sıçradım. Kapının aralığında ev arkadaşlarımdan biri duruyordu. Tamay. Kıvırcık kahverengi saçları ve yeşil gözlerinin verdiği ışıltıyla karşımdaydı. Elinde hâlâ yarısı yenmiş puding kabı vardı. “Ödümü kopardın!” diye fısıldadım. O ise sanki gecenin ikisinde odamın kapısında dikilmek dünyanın en normal şeyiymiş gibi omuz silkti. “Sen niye gece iki buçukta tavana bakıp kendi kendine konuşuyorsun?” Tavana baktım. “Çünkü tavandan ses geliyor.” O da birkaç saniye tavana baktı. Sonra yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Yine mi?” dedi.
Kaşlarım çatıldı. “Yine mi ne demek?” Cevap vermedi. Sadece tavana bakmaya devam etti. Sonra hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp koridora çıktı. Birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım. Sonra yatağımdan kalkıp kapıya çıktım. “Bir dakika.” Koridorun sonuna doğru yürüyen kişinin arkasından baktım. “YİNE Mİ NE DEMEK?” Bu kez de cevap gelmedi. Sadece evin koridorunda, sabaha kadar sürecekmiş gibi duran o garip sessizlik kaldı.
Hilal elinde kahve bardağıyla parmaklarını kumral saçlarında gezdirirken yanımıza geldi ve tavana bakıp sessizliği bozdu.
"Sizce de bir bakmalı mıyız?" Hepimizin bakışı ona döndü. O da bakışlarını tekrar bize döndürdü ve ne oldu dercesine kafasını iki yana salladı. "Bence de bakalım" dedi Tamay omuz silkip ona destek çıkarak. Tamay, ne zaman Hilal bir söz söylese ona destek çıkardı. Hilal hadi camdan atlayalım! diye mükemmel bir karar verse Tamay tereddütsüz BENCE DE! diyerek hak verirdi.
Dolunay ile göz göze geldik. "Gidelim mi Serenay? Bence de artık orada ne olduğunu öğrenmemiz gerek" dedi. Sessiz kaldım. Ne yani, kendi ayaklarımızla riske mi gidecektik? Benim hayatım o kadar değersiz değildi. Aklım yok muydu benim? Bence benim değil, onşarın yoktu. Otursanıza oturduğunuz yerde!
Ama ne yapalım be sevgili okur... Üçe karşı bir.
Kafamı sessizce sallayıp iç sesimi yuttum. Bu yaptığımız saçmaydı bir kere! Hadi Serenay! Karşı çıksana be kızım! Neden konuşmuyorsun?
Ayağa kalktık. Onlar benden önce uyandıkları için hazırlardı ama ben değildim. Hızlıca unicornlu terliklerimi giyip banyoya koştum. Akşam banyo yapıp saç sosisi ile uyumuştum. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Makyaj, yüz bakımı falan yapmadan geri odama girdim. Dar beyaz kısa kollu bir tişört ve altına rahat, bol gri eşofmanımı giydim. Kafamdaki saç sosisini yavaşça çıkartıp saçımı düzelttim. Saçlarım dalgalı olmuştu ve bu en sevdiğim modeldi.
Sadece üst kata çıkacaktım ama öğleye doğru dışarıya da çıkabilirdim öyle değil mi? Bence her ihtimali düşünmek gerekliydi. Üst kata girmek bizim için rahattı çünkü orası çatı katıydı. 23. kat.
Hazırlandıktan sonra kızların yanına gittim. Dolunay yanağıma minik bir öpücük kondurdu. Günaydın seremonisi yaptıktan sonra merdivenlere yöneldik. Ben siyah ayakkabımı giydim. Kızlar ise pratik şekilde terliklerini giymişlerdi. Üst kata çıktık. Terasın kapısını açtığımızda bir şey yoktu. Ofladım. Bu muydu gerçekten?
Çatıyı yokladık. Yan tarafa doğru yöneldiğimde dört erkek görmemle irkildim. "Ay bismillah" diye mırıldandım korkuyla. Sonra derin bir nefes verdim. Dört erkek bana şaşkın gözlerle bakıyordu. Aramızdaki garip sessizliği Tamay böldü
"Dolunay! Ne yapıyorsun orad-" sözünü bitiremeden irkildi "AY BİSMİLLAH!" Benimle aynı tepkiyi vermesine istemsizce güldüm. Karşımızdaki kzıl saçlı erkekte gülmemek için zor duruyordu. "Korktum be ne yapıyorsunuz!" güldüğümü görünce koluma bir şamar çaktı. "Ne gülüyorsun be Ay Tanesi!"
Kızıl saçlı çocuk kaşını kaldırdı "Ay Tanesi?"
"Lakabım." Diye açıkladım kısaca. Çocuk başını salladı. Yanındaki kumral çocuk konuştu "Siz kimsiniz?" Yanlarındaki sarışın ve esmer çocuk pürdikkat bizim konuşmamızı dinliyorlardı. Dördü de 18-19 yaşlarında gösteriyorlardı. Bizim yaşıtımız gibilerdi
"Asıl siz kimsiniz" diye arkamızdan gelen Hilal'in sesiyle tekrar irkildim. Yüreğime indireceklerdi artık!
"Biz burayı keşfe geldik."
"Çatıyı mı?"
"Evet. Ne oldu, bir sıkıntı mı var?"
"Evet. Komik sadece"
"O zaman siz neden geldiniz?" Aramızda sessizlik oldu. Haklıydı çünkü. Komik dediğimiz şeyi kendimiz yapmıştık. Sahi, biz buraya neden gelmiştik?
Çocuk keyifle sırıttı. "Güzel... Ben anladım sizi, merak etmeyin" dedi alaycı şekilde. Tamay kaşlarını çattı ama konuşamadı. Dudakları aralanıp geri kapandı. Kumral çocuk onun bu hareketini izledi sırıtırken. Öylece kalakalması onu keyiflendiriyordu.
"Ee, tanışamadık" dedi Dolunay yanımıza gelip. Artık dört kız dört erkek karşı karşıya duruyordu.
Samimi olmayan, yapmacık bir tebessüme büründü yüzüm ve "Tanışmakta istemeyiz zaten. Biz en iyisi gidelim-" diyerek geçiştirmeye çalıştım ama kızıl çocuğun bileğimi tutmasıyla durdum. "Sadece isim." dedi zorlamadan. Rahatsız olmamıştım çünkü zorlama olmadığını hissediyordum.
"Ben Serenay." dedim kısaca.
"Serenay..." diye tekrarladı ismimi. Onaylayan bir mırıltı çıkardım. "İsmin nereden geliyor Serenay? Bir nedeni var mı?" dedi. İsmimi söylemeyi sevmiş gibiydi. "Ay gibi güzel, ay ışığı. Yani arattığımızda böyle çıkar. Ama hikayesi bu değil. Aslında hikayesi yok. Annem çocukken bir kızım olursa ismini Serenay koyacağım diye gezinirmiş etrafta. Güzel geliyormuş kulağa. Bana hamileyken babama bu ismi söylemiş. Babam onaylayınca Serenay olmuş ismim. Bu kadar."
Gülümseyerek başını hafifçe salladı. "Anladım" dedi. "Sen?" dedim merakla.
"İlkay. İlkay Demirel." dediğinde gülümsemesine karşılık verdim. Benim gibi isminde ay vardı.
Kumral çocuk öksürdü. Ona baktık. İlkay yavaşça elini bileğimden çekti. Kumral çocuk "Ben de Kuzey. Soy ismim Arslan. " dedi.
"Güney Arslan." dedi ardından sarışın olan. Şaşkınlıkla baktım "Kardeş misiniz?" dedim. "Hayır." diye açıkladı kumral çocuk. "Tesadüf sadece."
Tebessüm ettim. "Güzel tesadüfmüş"
"Teşekkürler."
Esmer olana döndüm. Anlamış olacaktı ki "Doruk Keskin" dedi. "Peki ya siz?" diye ekledi sonradan
"Tamay Aksoy"
"Ben zaten kendimi tanıtmıştım ama... Serenay. Serenay Yalın"
"Dolunay Aydın"
"Hilal Özeren"
"Yuh!" dedi Doruk şaşkınlıkla. Gözleri hafifçe büyümüş, bize bakıyordu "O zaman bende Yarımay" dedi kendini göstererek. İlkay burnundan gülmeye benzer bir nefes çıkardı. Ona döndüm ve tersçe baktım "Ne gülüyorsun?" diye vurdum koluna. Koluna baktı, sonra tekrar gözlerime. Ne vuruyorsun kızım adamın koluna! İki dakika önce tanıştınız!
Benimde kendimde en nefret ettiğim durum buydu işte. İki dakika önce bile tanışsam, böyle cıvıtabiliyordum. Panikledim. Bir an ne yapacağımı bilemedim. Koluna tekrar dokundum özür dileyerek sonra koluna dokunmamı anlamsız bulup geri çektim ve yine özür diledim. Elim ayağıma dolaşmıştı! Tek istediğim buradan ışınlanmaktı. Anksiyetem arşa ulaşmıştı.
Kolumu tutarak durdurdu tekrar. "Sakin ol" diye mırıldandı. Gülerek konuştu "Bu kadar panikleme. Refleksti sadece" ona baktım ve gözlerimi tamam anlamında kırptım. Sakinleşmiştim. Elini geri çekti ve arkadaşlarına geri döndü.
Hilal bir anda "Buradan güzel bir kafa dağıtma alanı çıkar"
Doruk "Bu bizim fikrimizdi" dedi.
"Bana ne? Bu benim sorunum değil"
Dolunay bilge bir ifadeyle karşımıza çıktı. "Arkadaşlar sakin olun. Alanı ikiye bölebiliriz"
İlkay ile aynı anda oflayarak "Ergen yaz dizisinde miyiz biz?" dedik. Sonra duraksayıp birbirimize baktık. İlginç bir sessizlik oluştu aramızda. Sonra sessizce gülmeye başladık.
Dolunay gülmemizi kesti. "İtiraz kabul etmiyorum. Bitti."
(Beş saat sonra. Saat; 17.48)
Üç saat sonra çatıdaki çöpleri atmış, temizlemiş ve mükemmel bir hale getirmiştik. Led ışıklar, yerde minder ve örtüler, yağmur yağma ihtimaliiyle kurduğumuz ahşap tavan. Yağmuru sorgulamadık, yaz yağmuru denen bir şey vardı. Birkaç atıştırmalığı da ihmal etmedik. Kızlar bir cümle yazmıştı siyah boya ile duvara. "Burası bizim. Kurallarımız da, anılarımızda..."
Tam film gecesi yapmalık yerdi. Yüzüm terliydi. Güney gururla kurduğumuz yere baktı.
"İyi iş çıkardık" diye mırıldandı. Onaylayan bir mırıltı çıkardım "Hı hı... Öyle" İlkay elini açıp bana uzattı. Bende kendi elimi açıp onun eline vurdum. Sekizimiz de güldük. Çok güzel olmuştu. Bak bak doyamıyorduk.
Buradda ne kadar güzel anılar birikilirdi şimdi... Özellikle yaz ayında bunun gibisi yoktu
Biz dört... Yani artık sekiz arkadaş, oluşturduğumuz bu düzenekte birikecek anılarımızı hayal ediyorduk...
Gökyüzü, kahkahalar, belki de bir Ay Tanesi ile Kızıl Gece'nin hikayesi...
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
"Gökyüzü, kahkahalar, belki de bir Ay Tanesi ile Kızıl Gece'nin hikayesi..." Umarım beğenmişsinizdir. Cumartesi veya Pazar günü yeni bölüm gelecek. Diğer kitabım Kandan Güller'e de göz atmayı unutmayınnn :)))
Yorum
Yorum bulunamadı.