Asil
Bugün bize eğitmemiz için 3 kız çaylaklar gelecekti, kızlar askerlikten ne anlar amına koyayım! Onlar evlerinde oturup örgülerini örsün, kocalarına yemek pişirsinler. Burası onlara göre değil, anlamiyorum Albay'ım neden böyle bir şey istedi bizden?
Alparslan pek memnun olmamıştı bu durumdan, genelde kızlarla gününü gün eden biriydi, onun için kızlar tek gecelik olmalıymış, gerisi sorunmuş dır dır çekemez kızlardan pek haz etmez, onu da anlıyorum askeriye burasi pek kıza denk gelmedik burda.
Kadirhan için sorun yoktu, o tam bir öğretmen edasıyla Serhan Albay'a “Sorun yok komutanım, benim için çocuk oyuncağı.” demişti bir kızı eğitmek sorumluluk almak demektir, bunun farkına ne zaman varacak ben bilmiyorum açıkçası, gerçi öğretmeyi pek sever Kadir.
Ben onların tersi biriydim, kızlarla aram hiç yoktur genelde onlar peşimden koşar ben pek yüz vermem, genelde yapışkan olurlar sülük gibi peşimi bırakmazlar, Alparslan ve Kadir içeriye girdiler ben postallarımı giyerken.
“Gelmedi mi bu kızlar biraz eğlenmiş oluruz.”
“Sen işin gırgırındasın, bize ne görevi verdiklerinin farkında mısın Alparslan? 3 tane çaylak kıza eğitim vereceğiz ve sen bunun ciddiyetini hala kavrayamadın.” dedim.
“Tamam haklısın, haklısın da kızlara eğitim vermek eğlenceli olacak onu sende kabul et bence.” dedi Alparslan.
O 3 kıza, gerekli eğitimleri verirken eğlenme konusunda haklıydı, henüz daha hiç bir şeyin eğitimini almamış 3 çaylaklar! Birazdan 3 kız burda olacaklardı o yüzden hazırlanıp eğitim alanına doğru yol aldık...
Dilek
Kızlarla karargaha girmiştik, ilk başta biraz korkutucu bulsam da bir şey belli etmedim kızlara, Lavin Ebru, biz genelde Lavin deriz ama kendisi Ebru ismini seviyordu, o yüzden ona Ebru demeye başladık, bazen Lavin diye ağzımdan kaçıyordu ama olsun.
3 adam karşımıza çıkmıştı, hepsi de çok yakışıklı, rütbeleri vardı 3 üsteğmen bize bakıyordu sanırım bizim eğitim alacağımız kişiler yani komutanlar bunlardı, bize doğru yaklaşmışlardı. Kumral yeşil gözlü adam bana doğru geldi önümde durdu.
“Hoş geldiniz, ben Asil Karakut, seninle bizzat ben ilgileneceğim, eğitimini ben vereceğim sana. Hazır mısın?”
“Hazırım komutanım.” dedim.
Yüzü hiç gülmüyordu neden acaba, bu asık suratlı bana eğitim verecekse hiç vermesin daha iyi. Elini kaldırdı cebinden çıkardığı çakmakla sigarasını yaktı, dumanını bana doğru üfleyince elimle yelledim dumanını. Sinirle baktim.
“Ben Alparslan, seninle de ben ilgileneceğim, hazir mısın Feride?”
“Hazırım komutanım.” dedi.
Feride etkilenmiş gibi bakıyordu Alparslan'a Asil gibi değildi hiç olmazsa onun yüzünün güldüğünü görebilmiştim, Asil sigarasını yere atıp postalıyla ezmişti.
“Sen... Lavin olmalısın, ben Kadirhan, ama Kadir diyorlar genelde. Eğitimin için ben sana yardımcı olacağım.”
“Çok aşırı memnun olurum Komutanım.” dedi.
Lavin askerlere aşık bir kızdı, yolda giderken gördüğü her erkeğin boynuna bakar asker künyesi var mı diye, saçma bir takıntı biliyor bunu ama engel olamıyordu kendine, hepimiz eğitim alanina yürüdük.
“İlk olarak 15 tur başlayın!” dedi Asil.
Koşmaya başladık, daha çok koşar gibi hızlı yürüyorduk, biz yürürken onların kendi aralarında konuşutuklarını görüyordum, ne konuşuyorlar anlamıyordum keşke dudak okuma yeteneğim olsaydı.
Yarım saatin ardından 15 turu tamamlamıştık yorulup oturmuştum, Asil beni böyle görünce kıkırdamıştı, ona döndüm sert bakışlarımla.
“Siz 15 turda böyle yoruluyorsanız 30 tur da ne yapacaksınız çok merak ediyorum.” dedi Asil.
“Ne 30 tur mu!” diye bağırdı Lavin
“Evet, siz ne sandınız? Bir sey yapmayıp oturacağınızı mi?” dedi Alparslan.
“Bunlar 15 turda böyle pert oldularsa 30 tur da sanırım yerden kalkamazlar.” dedi Kadir.
“Hadi kalkın bakalım, bomba atma eğitimi başlıyor.” dedi Asil ve yürüyüp çıkmıştı.
“Bu Asil'i öldürsem kaç yıl yatarım?” dedim.
“Abla sakin ol, buraya bunun icin geldik sabırlı olmak gerekiyor.” dedi Feride.
“Delirmek üzereyim, üzerime bu kadar gelmeye hakki yok, biz çaylaklarız bu kadar da olmaz.”
“ÇAYLAK HADİ!” dedi Asil bağırarak.
Eğitim alanına yürüdük, bir sandık vardı koca bir tahtadan sandık, içinde el bombaları vardı, Lavin eğilip içinden bir bomba aldı ve bakmaya incelemeye başladı, üzerindeki yuvarlak halkayı çekmişti birden.
“Lan ne yaptın! Çabuk at onu elinden!” dedi Kadirhan.
“Niye bakıyorum nasıl bir şey, sonuçta bunun eğitimini vermeyecek misiniz bana?” dedi.
“Lavin sen gerçekten... amına koyayım patlayacak at şunu!” dedi Kadirhan elinden aldı ve attı bombayı.
Atar atmaz bomba patlamıştı.
“Ana patladi harbiden, niye söylemiyorsun baştan?” dedi Lavin sitem edercesine.
“Sen bana sayıyla mi verdin bunlari?” dedi Kadir.
Bombayı elime tutuşturdu Asil, bombayı elime alınca ağır olduğunu anlamıştım, aslında bunu Asil'in götünde patlatmak vardı ama dua etsin kardeşlerim yanımdaydı, acaba diger askerler neredeydi?
“Bakma yüzüme salak salak, elindekine bak!” az önce ben yapmayacağım demiştim demi?
Bombayı onun eline pimi çekip verdim, Asil bana şaşırarak bakıyordu, çünkü bu Bombayı az da olsa İnternetten bakmıştım ne olduğuna
“Geri zekalı! Ne yaptığını sanıyorsun!” dedi Bombayı savurdu karşıya. “Al şunu adam gibi beni dinle eğitimdesiniz, sakin ol Asil sakin.” dedi kendi kendine.
Lavin Bombayı aldı tekrar pimini çekti yine, incelerken elinden düşürmüştü, gözlerim büyüdü! Asil hemen bombayı aldi atti karşıya
“Ya bir şeye elinizi sürmeyin! Bekleyin biz ne yapıyoruz...” bombayi eline aldi elinde tarttı sonra pimini çekti elini geriye omzuna değecek şekilde durdu sonra karşıya atti...
★★★
Sonunda eğitim bitmişti, koğuşumuza gelmiştik, çokta yorulmuştuk bugün el bombası eğitimini ve 15 turumuzu tamamladık acaba bizi neler bekliyordu yarın inşallah bu kadar yorulduğumuza değecekti.
Duşun altından çıktığımda üzerimdeki yorgunluk bir nebze olsun azalmıştı ama Asil’in o üsten bakan tavırları hâlâ aklımdan çıkmıyordu.
Saçlarımı havluyla kurulamaya çalışırken koğuşun ortasında bağdaş kurmuş oturan Lavin ve Feride’ye baktım. Lavin, sanki az önce bombanın pimini çekip Kadirhan’ın ecel terleri dökmesine neden olan kendisi değilmiş gibi gayet rahat bir şekilde tırnaklarını inceliyordu.
“Lavin, sen gerçekten aklını peynir ekmekle mi yedin?” dedim kendimi yatağa bırakırken. “O bomba elinde patlasaydı ne yapacaktın? Adamın gözleri yuvalarından fırladı senin yüzünden.”
“Abla ya, ben nereden bileyim o halkanın o kadar kolay çekileceğini?” dedi Lavin omuz silkerek. “Hem bak Kadir Komutan nasıl da havada kaptı bombayı. Bence baya karizmatik hareketti, tam bir asker gibi.”
“Kızım adam asker zaten!” diye araya girdi Feride, yastığını düzeltirken. “Ayrıca Asil Komutan’ın sana bakışını gördün mü Dilek? Bir an seni oraya gömecek sandım. Pimi çekip eline vermek ne demek? Nasıl bir cesaret var sende?”
“Hak etti o asık suratlı,” dedim dişlerimin arasından. “Bize çaylak deyip durması, o dumanı yüzüme üflemesi... Neymiş, kızlar askerlikten ne anlarmış! Yarın o eğitim sahasını ona dar etmezsem bana da Dilek demesinler.”
Tam o sırada koğuşun kapısı sertçe çalındı ve içeriye nöbetçi er girdi. “Komutanlar sizi içtimaya çağırıyor, iki dakikanız var!” deyip hemen çıktı.
Birbirimize bakakaldık. “Bu saatte ne içtiması ya?” diye sızlandı Feride.
Niyetimiz uyumaktı ama çaresizce üzerimize nöbetçi üniformalarımızı geçirip dışarıya, karanlık ve soğuk avluya koştuk.
Asil, Alparslan ve Kadirhan elleri arkalarında bağlanmış şekilde bizi bekliyorlardı. Asil’in elinde yine o lanet sigarası vardı. Yanlarına varıp hizaya geçtik, nefes nefese kalmıştık.
“Geç kaldınız,” dedi Asil, sesindeki o buz gibi tonla. “Askeriyede iki dakika demek, koca bir birliğin yok olması demektir. Henüz ilk günden bu kadar gevşek olmanızı kabul edemem.”
“Komutanım, zaten yatma saatindeydik ve bütün gün...” diye söze başladım ama Asil adımlarını bana doğru yöneltince sustum.
Tam önümde durdu, boyu benden uzun olduğu için başımı hafifçe yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım.
“Sözümü kesme çaylak,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Sizin o hülyalı kadın dünyanız burada sökmez. Yarın sabah saat 05.00’te engel parkurunda olacaksınız. Bir saniye bile gecikeni o parkurda süründürürüm.”
Alparslan arkadan hafifçe kıkırdadı. “Asil, kızları fazla korkutma kankam, bak Feride’nin rengi attı bile.”
Feride gözlerini devirip çenesini dikleştirdi ama bir şey söylemedi. Kadirhan ise Lavin’e bakıp derin bir iç çekti.
“Lavin, yarın mühimmat depolarının yanından bile geçmeyeceksin, anlaşıldı mı? Sadece vücut ağırlığınla eğitim yapacaksın.”
Lavin dudak büktü. “Aşk olsun Kadir Komutanım, bir kaza oldu diye hemen harcadınız beni.”
“Gidin yatın! Ve...” diye bağırdı Asil aniden. Sesinin şiddetiyle üçümüz de irkildik. “...Yarın sizi ağlatacağım, ona göre dinlenin.”
Arkamızı dönüp koğuşa doğru yürürken Asil’in arkamdan bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. İnat değil miydi, yarın o parkuru ağlamadan, dimdik bitirecektim. O asık suratlı Asil Karakurt’a kızların da ne kadar güçlü olabileceğini kanıtlayacaktım.
Yarın büyük bir savaş başlayacaktı, hissediyordum...
Bölüm Yorumları