Senin Rengin
Bölüm 2 — Aynı Masada
Ertesi sabah okula giderken aklımda tek bir şey vardı.
Fotoğrafçılık Kulübü.
Daha doğrusu, dün tanıştığım kız.
Clara.
Bunu düşünmek istemiyordum.
Gerçekten istemiyordum.
Çünkü Clara, Fotoğrafçılık Kulübü'ndeydi.
Ben de Sanat Kulübü'ndeydim.
Bu iki şeyi aynı anda düşünmek bile başımı ağrıtıyordu.
Okulun bahçesinden içeri girerken çantamın askısını düzelttim ve kendime sessizce bir söz verdim.
Bugün Clara'yla mümkün olduğunca az konuşacaktım.
Sadece gerekli olduğu kadar.
Sergi için.
Başka hiçbir şey için değil.
Koridorda ilerlerken sanat kulübünden arkadaşım Emma'yı gördüm.
Beni görünce hemen yanıma geldi.
“Lily!”
“Günaydın.”
“Dün ne oldu?”
Kaşlarımı çattım.
“Ne?”
“Fotoğrafçılık Kulübü'nden biri sanat sınıfına gelmiş.”
Bir an durdum.
“Evet.”
Emma gözlerini kıstı.
“Sen onunla konuştun mu?”
“Biraz.”
“Ne kadar biraz?”
Omuz silktim.
“Normal.”
Emma'nın yüzündeki ifade hiç normal değildi.
“Lily.”
“Ne?”
“Onlar hakkında iyi şeyler söyleme sakın.”
İçimden iç çekmek geldi.
“Kimse hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim.”
“Ben söyleyeceğim.”
Gözlerimi devirdim.
“Emma…”
“Fotoğrafçılar yine kendilerini sanatçı sanıyor.”
Tam o sırada koridorun diğer tarafından birkaç kişi geçti.
Fotoğrafçılık Kulübü.
Onların arasında Clara da vardı.
Bizi gördü.
Göz göze geldik.
Clara hafifçe gülümsedi.
Ben de istemeden başımı salladım.
Emma hemen bana baktı.
“Sen onu tanıyor musun?”
“Dün tanıştık.”
“Nasıl biri?”
“Bilmiyorum.”
Bu doğruydu.
Henüz bilmiyordum.
Clara'nın birkaç dakika içinde bile benim hakkımda benden daha fazla şey fark edebilmesi biraz garipti.
Ama onu tanımıyordum.
Belki de tanımak istemiyordum.
En azından kendime bunu söylüyordum.
İlk ders boyunca öğretmenin anlattıklarına odaklanmaya çalıştım.
Başarısız oldum.
Çünkü yaklaşık yirmi dakika sonra okulun hoparlörlerinden müdür yardımcısının sesi duyuldu.
“Sanat Kulübü ve Fotoğrafçılık Kulübü üyelerinin öğle arasında konferans salonunda bulunmaları rica olunur.”
Sınıftaki birkaç kişi aynı anda homurdandı.
Ben başımı sıraya yasladım.
“Harika.”
Yanımdaki Emma kıkırdadı.
“Bugün eğleneceğiz.”
“Senin eğlence anlayışın çok garip.”
“Bence seninki fazla sıkıcı.”
Öğle arasında konferans salonuna girdiğimizde iki kulüp karşılıklı oturuyordu.
Sanki savaş ilan edilmişti.
Sanat Kulübü bir tarafta.
Fotoğrafçılık Kulübü diğer tarafta.
Ortadaki boşluk bile bana fazla büyük görünüyordu.
Ben Emma'nın yanına oturdum.
Birkaç dakika sonra Clara da kendi kulübüyle birlikte içeri girdi.
Beni görünce yine gülümsedi.
Ben de karşılık verdim.
Sonra hemen önüme baktım.
Müdür yardımcısı kürsüye çıktı.
“Bu yıl okulun bahar sergisi diğer yıllardan farklı olacak.”
Salon sessizleşti.
“Yıllardır Sanat Kulübü ve Fotoğrafçılık Kulübü arasında bir rekabet olduğunu hepimiz biliyoruz.”
Arka taraftan biri mırıldandı:
“Rekabet değil, üstünlük.”
Herkes güldü.
Müdür yardımcısı gülümseyerek devam etti.
“Bu yıl iki kulüp aynı sergide birlikte çalışacak.”
Salon bir anda karıştı.
“Ne?”
“Şaka mı bu?”
“Kesinlikle olmaz.”
“Biz neden onlarla çalışıyoruz?”
Ben hiçbir şey söylemedim.
Sadece ellerimi kucağımda birleştirdim.
Dün Clara'nın söylediği şey artık resmen gerçekti.
Bir ay boyunca Fotoğrafçılık Kulübü'yle birlikte çalışacaktık.
Müdür yardımcısı elini kaldırdı.
“Lütfen sakin olun.”
Kimse sakinleşmedi.
“Bu serginin amacı iki kulübün farklı sanat anlayışlarını bir araya getirmek.”
Sanat kulübünün başkanı ayağa kalktı.
“Peki çalışmalar nasıl olacak?”
“Ortak.”
Bu kelimeyle herkes sustu.
Ortak.
Yani bizim resimlerimiz onların fotoğraflarıyla birlikte sergilenecekti.
Müdür yardımcısı grupları açıklamaya başladı.
Ben içimden sürekli aynı şeyi tekrarlıyordum.
Lütfen Clara olmasın.
Lütfen Clara olmasın.
Lütfen—
“Lily…”
Başımı kaldırdım.
Müdür yardımcısı bana bakıyordu.
“Sen fotoğraf serisiyle eşleşeceksin.”
Kalbim hızlandı.
Sonra karşı taraftaki listeye baktı.
“Clara.”
Clara'nın başı kalktı.
Bir saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra Clara gülümsedi.
Ben ise sadece gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Emma kulağıma eğildi.
“Geçmiş olsun.”
“Teşekkür ederim.”
Toplantı bittikten sonra herkes dışarı çıkmaya başladı.
Ben de çantamı almak için eğildim.
“Lily.”
Tanıdığım ses.
Başımı kaldırdım.
Clara karşımda duruyordu.
“Merhaba.”
“Merhaba.”
Bir an ikimiz de sustuk.
Clara elindeki kâğıda baktı.
“Sanırım artık ortak olduk.”
“Sanırım.”
“Bundan rahatsız mısın?”
Doğrudan sorması beni hazırlıksız yakaladı.
“Hayır.”
Sonra ekledim:
“Yani… biraz.”
Clara güldü.
“Dürüstlüğün hâlâ devam ediyor.”
“Ben yalan söyleyemem.”
“Bence bu güzel.”
Yüzümün ısındığını hissettim.
“Teşekkürler.”
Clara kâğıdı bana uzattı.
“Bugün okuldan sonra çalışabiliriz.”
“Bugün mü?”
“Evet.”
“Ben…”
Normalde hayır diyecektim.
Ama sonra serginin gerçekten hazırlanması gerektiğini düşündüm.
“Tamam.”
Clara gülümsedi.
“Sanat sınıfında buluşalım.”
“Olur.”
Öğleden sonraki dersler nasıl geçti bilmiyorum.
Zil çaldığında çantamı alıp sanat sınıfına gittim.
Sınıfın kapısını açtığımda Clara henüz gelmemişti.
İçeri girip masama oturdum.
Bir süre sonra kapı tekrar açıldı.
Clara.
Elinde fotoğraf makinesi ve birkaç fotoğraf vardı.
“Geç kalmadım.”
“Hayır.”
Masaya fotoğrafları bıraktı.
“Bunlara bakabilir misin?”
Fotoğraflara tek tek baktım.
Çoğu okulun farklı yerlerinden çekilmişti.
Eski merdivenler.
Bahçedeki büyük ağaç.
Kütüphanenin penceresi.
Boş koridor.
Gün batımında okulun çatısı.
Hepsi güzeldi.
Bunu söylemek istemedim.
Ama güzeldi.
“Bunları sen mi çektin?”
“Evet.”
“Güzeller.”
Clara'nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Teşekkür ederim.”
Bir fotoğrafı elime aldım.
“Bunun adı ne?”
“Bir adı yok.”
“Bence olmalı.”
“Neden?”
“Çünkü…”
Fotoğrafa tekrar baktım.
“Burada yalnızlık var.”
Clara sustu.
Sonra bana baktı.
“Sen de bunu gördün mü?”
“Evet.”
“Çoğu kişi sadece boş bir koridor görüyor.”
Omuz silktim.
“Ben boş koridor görmedim.”
Clara birkaç saniye konuşmadı.
Sonra fotoğrafı elimden aldı.
“Sen resimlerinde de böyle şeyler görüyorsun, değil mi?”
“Ne gibi?”
“Başkalarının fark etmediği şeyler.”
Bunu duyunca ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü benim hakkımda böyle konuşulmasına alışık değildim.
Genelde insanlar resimlerimi değerlendirirken renklerine veya tekniğine bakardı.
Clara ise başka bir şeyden bahsediyordu.
“Belki.”
Clara sandalyeye oturdu.
“Peki ne yapacağız?”
“Bilmiyorum.”
“Ben de bilmiyorum.”
İkimiz de güldük.
İlk kez birlikte gülüyorduk.
Garipti.
Ama kötü değildi.
Ben tuvalimi masaya yerleştirdim.
“Bir şey çizebilirim.”
Clara fotoğraf makinesini hazırladı.
“Ben de onu fotoğraflarım.”
“Bu kadar basit mi?”
“Belki.”
Fırçamı elime aldım.
Clara'nın yanımda durduğunu hissediyordum.
Normalde biri beni izlerken resim yapamazdım.
Ama nedense Clara'nın bakışı rahatsız edici değildi.
Sessizdi.
Sabırlıydı.
Bir süre sonra tuvalde ilk çizgileri oluşturmaya başladım.
Mor çiçekler.
Yine.
Clara hiçbir şey söylemedi.
Ben de söylemedim.
Yaklaşık yarım saat sonra fırçamı bıraktım.
“Bitti.”
Clara yaklaştı.
“Çok güzel.”
“Yine mi?”
“Yine.”
Gülümsedim.
Clara fotoğrafını çekti.
Sonra bir fotoğraf daha.
“Bu sefer neden iki tane?”
“İkincisini farklı açıdan çektim.”
Fotoğraf makinesinin ekranını bana gösterdi.
İlk fotoğraf normaldi.
İkincisinde ise tuvalin yanında benim elim görünüyordu.
Fırçayı hâlâ tutuyordum.
“Bu daha güzel.”
“Ben de onu sevdim.”
Clara fotoğrafı büyüttü.
“Ellerin boya olmuş.”
Ellerime baktım.
Gerçekten de parmaklarım mor ve mavi boyaya bulanmıştı.
“Her zaman böyle.”
Clara gülümsedi.
“Bence sana yakışıyor.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Boya mı?”
“Evet.”
“Yakışıyor mu?”
“Evet.”
Başımı eğdim.
“Teşekkür ederim.”
Clara'nın telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
“Gitmem gerekiyor.”
“Tamam.”
Çantasını aldı.
Kapıya doğru yürüdü.
Sonra geri döndü.
“Yarın yine çalışalım mı?”
“Olur.”
“Güzel.”
Kapıdan çıktı.
Ben sınıfta tek başıma kaldım.
Masaya baktım.
Sonra ellerime.
Sonra Clara'nın çektiği fotoğrafa.
Dün bana “Senin rengin mor,” demişti.
Bugün ise ellerimdeki boya lekelerine bakıp bana yakıştığını söylemişti.
Bunlar çok küçük şeylerdi.
Önemsiz şeyler.
Ama nedense bütün akşam aklımdan çıkmadılar.
Eve giderken kendime kızdım.
Ben Fotoğrafçılık Kulübü'nden nefret ediyordum.
Bunu biliyordum.
Yıllardır biliyordum.
Ama belki…
Belki Fotoğrafçılık Kulübü'nden nefret etmekle Clara'dan hoşlanmak aynı şey değildi.
Bu düşünce aklıma gelir gelmez durdum.
“Hoşlanmak mı?”
Kendi kendime fısıldadığımı fark edince etrafa baktım.
Kimse yoktu.
Yüzümü ellerimin arasına aldım.
“Lily, daha ikinci günden saçmalama.”
Sonra yürümeye devam ettim.
Ama ne kadar kendimi ikna etmeye çalışsam da aklımda tek bir şey vardı.
Yarın Clara'yla yine buluşacaktık.
Ve nedense…
Bunu düşünmek beni eskisi kadar rahatsız etmiyordu.
Bölüm Yorumları