"Hayır, ben değildim kalmanı isteyen. Bir yanım hâlâ çekinse bile senden, diğer yanım kalmanı istiyordu."
🩹
(22.04)
Sinirle soluyup etrafıma bakarken hasta olmamak için ellerimi bedenime sarmıştım. Telefonumun şarjı olmadığı için annemi arayamıyordum. Bu da, işimi daha çok zorlaştırıyordu. Ne kadardır buradayım, bilmiyordum fakat yağan yağmur dayanılacak gibi değildi. Arden gittiğinden beri sadece biraz dinmiş, onun haricinde daha çok yağmıştı.
Beklemekten sıkıldığım için çantamdaki çikolataların iki tanesini yemiştim. Fakat yağmur onları da ıslattığı için devam edememiştim. Bir binanın kenarında duruyordum ve neredeyse beni biraz yağmurdan koruyabilmişti. Değişen bir şey yoktu. Hâlâ sırılsıklam bir haldeydim.
"Orada durmaya devam mı edeceksin gerçekten?"
Başımı sesin geldiği yöne doğru aniden çevirdiğimde Arden'in keyifle beni arabasının içinde izlediğini gördüm.
"Sabır! Evine mi gidiyorsun, bilmem ama defol git!"
Gerçekten bunca zamandır arabasının içinden beni mi izlemişti?
Gözlerimi kapatıp derin bir iç çektim. Yeniden gözlerimi araladığımda hâlâ orada durmuş, beni izleyen bir adet Arden vardı.
"Bak minik, hâlâ gelmek için bir şansın varken kaybetme istersen. Benim gibi yakışıklı erkeği nerede bulursun sonra?"
Son cümlesini duymamla kaşlarımı yeniden çattım. Tam laf verecektim ki, aniden gürleyen gök gürültüsü buna engel oldu. Yerimde sıçradığım için daha çok gülmüştü.
"Ne dedin sen?"
Koşarak arabasına doğru sert bakışlarımla ilerledim. Ceketimi başıma şemsiye gibi tuttuğum için bir yandan koşmak işimi zorlaştırıyordu.
"Senin benimle derdin ne? İşine baksana!"
Arabasının camı açık olduğu için eğilip bir küfür savururcasına konuştum.
"Bu yaptığın bir suç. Beni uzaktan izledin!"
"Kızım sende epey kendini beğenmişin. Altı üstü bir şaka yapalım dedik, boğazımdan getirdin."
Arabasının kapısını açıp şiddetlenen yağmurun altında benimle birlikte ıslanırken biraz uzağımda durup ellerini havaya kaldırdı.
"Hem yanlış mıyım? Yanıma kadar geldin işte."
Ceketimi arabanın açık kapısının içine fırlattığımda Arden bir küfür savurup arkaya doğru adımlarken hiç beklemeden peşinden koştum. İlerideki parka doğru hızla koşarken benim de ondan geri kalır yanım yoktu, ilkokulda birinciliğim bile vardı. Koşu genellikle benim işimdi. Fakat düşündüğüm şey şu an bu değildi.
"Dur dedim sana!"
"Neden duracakmışım? Elindeki biber gazını görmediğimi mi sanıyorsun?"
Elimdeki biber gazını daha çok sıkıp yanına doğru yaklaştığımda yağmurun bir an hafiflediğini hissettim. Evden bu kadar uzaklaşmışken yağmurun dinmeye başlaması çok...
Tuhaftı.
"Eğer durmazsan-"
Kaygan zeminden dolayı yürüyüş yolunun tam ortasına düşen Arden yüzünden daha ben duramadan ona takılıp düşmemle tiz bir çığlık attım. Arden sırt üstü, ben ise tam yanında cenin pozisyonunu almış bir şekilde inlerken gözlerimi, ellerimle kapattığım için hiçbir şey göremiyordum.
"Bu minik de çok hassas çıktı."
Bacaklarımın üstünde bir hareketlilik hissettiğimde ellerimi gözlerimden çektim.
"Ne yapıyorsun sen?"
Onu üzerimden itmeye çalışırken ne ara elimden aldığını fark etmediğim biber gazını çöpe doğru fırlatırken başarısız olsa bile umursamadı ve şaşkınca bana doğru eğildi.
"İyi misin?"
"Ben mi?"
Bedenini üzerimden ittirsem bile bunu pek umursuyor gibi durmuyordu. Sanki daha çok benimle ilgileniyor gibiydi.
"Burada sen ve benden başka kimse yok, Bade."
Pekâlâ, bu kadar yakınımdayken konuşmamı beklememeliydi, değil mi? İçimi kaplayan bir his vardı. Heyecan mı? Hayır. Olamaz, korkuydu bu.
"Üzerimden inmezsen daha kötü olacağım."
Önce halimize baktı, daha sonra şaşkınca ellerini ağzına götürüp bana baktı.
"Benden mi yararlanıyorsun sen?"
Kızaran yanaklarımı umursamak istemedim. Fakat bedenimdeki tüm kanın neredeyse yanaklarımda toplandığını hissediyordum.
"Üstümde olan sensin aptal!"
Onu ittirip nihayet derin bir nefes aldığımda, başımı yan tarafıma çevirip ona baktım.
"Şakaların hiç güldürmüyor, Aydın."
Aydın, Arden'in soy adıydı. Nereden bildiğimi sormayın, çünkü okulda onu tanımayan kimse yoktu.
Evet, onu okuldan tanıyordum. Aramızda geçen konuşmalar, aylar ve daha birçoğu bugün yaşandığı gibi saçmaydı.
"Daha iyisi gelene kadar en iyisi."
Yanıbaşımda duran çantamı alıp içinden iki tane çikolata aldım ve birini Arden'e uzattım. Bu çocuktan hep nefret ederdim, fakat şu an içimde bir şeyler değişmiş gibiydi.
"Bu ne?"
"Çikolata?"
"Bana neden veriyorsun?"
"Göz hakkına girmeyeyim diye."
Çikolatayı elimden alıp yanına koyduğunda yemesini beklemeden kendiminkini açıp iki ısırıkta bitirmemle, Arden'in şaşkınlıktan belerttiği gözlerini umursamadan elimdeki kabuğu çantamın içine koydum.
Aramızda uzun bir sessizlik vardı. İkimizden bile çıt çıkmazken Arden'in ayaklanmasıyla yönümü ona çevirdim.
"Nereye gidiyorsun?"
Bir an sorduğum soruyla dilimi ısırıp başımı çimenlere çevirdim.
"Saat on bir oldu, Bade. Ailen seni merak eder. Bırakayım eve kadar seni."
Doğrusunu söylemek gerekirse gitmek istemiyordum. Burada kalıp etrafı izlemek, gökyüzünü seyretmek istiyordum.
"Ben kalacağım."
İçimde garip bir his oluşmuştu.
Sanki iç sesim bana onun göründüğü gibi biri olmadığını söylüyordu.
Bilmiyordum.
Bana bakıp diliyle dudaklarını ıslattı ve yavaşça konuştu.
"Burada seni tek başına bırakamam."
"Başımın çaresine bakabilirim, Arden."
Çimenlerin üzerinde uzanırken yeniden ona baktım.
Az önce biraz sert konuşmuştum ona karşı.
Biraz değil, sert konuştun Bade.
Tam gitmek üzereyken son bir cümleyle onu susturmuştum, daha doğrusu durdurmuştum.
"Biraz daha kal..."
Bölüm Yorumları