Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
PROLOG
Son Kış
Astrava Takvimi 754 yılında Tempest Krallığı düştü.
O gece gökyüzü alevlerle kırmızıya boyanırken, Prens Boris Lorean kraliyet arşivlerinde saklanan ihanet kayıtlarını öğrendi. Bu savaş bir anda çıkmamıştı; Tempest'in sahip olduğu kutsal kristal uğruna krallıklar çok önceden anlaşmıştı. Saray düşerken Boris son kez babasını savaş meydanında gördü ve yalnızca tek bir emri hatırladı:
"Krallığını koru."
Tempest yanarken Boris kristalin yanlış ellere geçmesini engellemek için yasaklı bir mühür ritüeli gerçekleştirdi. O geceden sonra kristal dört parçaya ayrıldı, Tempest kül oldu ve genç prens ortadan kayboldu. İnsanlar yıllar boyunca onun öldüğünü düşündü.
Ama bazı mezarlar gerçekten sessiz kalmazdı.
Krallıklar
Yaşam sadece gördüklerimiz midir, yoksa geride bıraktıklarımız mı?
Katena Ryhs
Güne uzanan gecenin en gürültülü saatlerinde her şeyden habersiz uzun vadide dalgın dalgın yürüyen Katena gökyüzünün ona sunduğu güzelliklere dalmıştı. Soğuk havanın esintisi eşliğinde arkasından gelen adım seslerini işitti. Adım sesleri ince ve tok bir ahenk yaratıyordu. Ardından omzuna örtülen ince bir kumaşın varlığını hissedince bedeni titredi ve arkasındaki kişiye döndü.
"Ah baba, iyi akşamlar."
Babasını gören Katena gülümsemiş, karanlıktaki yıldızları izlemeye devam ederek konuşmuştu.
"Sana da iyi akşamlar Katena. Burada tek başına olmamalısın. Tehlikeli canavarlardan artık korkmuyor musun yoksa?" Genç kız gülmesine engel olamadan yaşlı adama baktı."O hikâyeleri anlattığınızda henüz sekiz yaşımı yeni doldurmuştum.""Doğru, bizim prensesimiz büyüdü. O yüzden yeni insanlara şans vermelisin."Katena sessizce başını sallayıp hafifçe eğildi."Teşekkür ederim kontum ama yarın için hazırlansam iyi olacak. Kont Avis Ryuu ile görüşmem var. İyi geceler."
Genç kız, esen tatlı rüzgâr eşliğinde evin içine girip yavaşça üst kata çıktı ve odasına geçti.Her zaman odasında sakladığı Tempest Krallığı'na ait anı defterini ellerinin arasına aldığında eski kaplamanın dokusu tenine işlerken içindeki duyguları da hissediyordu. Kont Avis ona bu defteri hediye ettiğinde krallığı hayali bir karakter gibi değil gerçekten tanıyacağını söylemişti. Bu yüzden Katena defteri açarak kaldığı sayfaya döndü.
Boris Lorean
Tempest Krallığı
Genç Boris, herkes tarafından ölümün habercisi olarak bilinir. İnsanlar onun kana bulanmış gibi kırmızı gözlerinden daima kaçardı. Kalabalıkların içinde yalnızlık hissini dolu dizgin yaşarken Boris kendisini lanetli görenlere ne tamamen inandı ne de bunu inkâr etti.
Annesinin ölümünden sorumlu tutuluyordu ve bu düşünce onu derin bir karanlığa iterken babası, sanılanın aksine, onun en büyük idealist kahramanı olmuştu. Boris, hayatında bir kez olsun doğru olanı yapabilmek içim kendini bulmak ve lanetli olmadığını kanıtlamak istiyordu. İçinde büyüyen iradenin ve büyünün gücünü göstermek istiyordu.Adım adım gerçeğe doğru ilerledi.
Genç yaşlarının baharındaki prens tüm gözlerden uzak çalışır ve sanıldığı gibi kötü biri olmamak için çabalardı. Yine adımları antrenman sahasına geldiğinde çocukluk arkadaşı Akira Ryuu ve kuzeni Talay ile göz göze geldi.
Akira her zamanki gibi açık renkli kıyafetler içindeydi. Talay ise ona zıt olarak lacivert tonlarda giyinmişti.
"Erkencisiniz."
Boris dikildiği yerden tahtaların üzerinde oturan iki çocuğa bakıyordu.
"Aslında seni yakalamak için erkenden uyandık. Çünkü sürekli buraya gelip duruyorsun. Burasının senin için uygun olduğunu düşünmüyorum. Burası askerler için eğitim sahası değil mi?" diye konuşan Akira, doğrudan karşısındaki siyah saçlara tezat kırmızı irislerin sahibine baktı.
"Evet, burası yeni askerler için eğitim yeri. Ancak ben veliahtım ve ileride askerlerimize önderlik edeceğim. O yüzden daha çok öğrenmeliyim. Ya sus ya da kılıcını çek Akira."
Boris yaşıtı olan arkadaşına tahta kılıçların olduğu düzeneği gösterdi."O zaman ikimize karşı savaşmalısın. Sonuçta abim benim koruyucum ve bana eğitim vermeli," dedi Talay.
Boris cevap vermedi. Düzeneğe gidip tahta kılıçları aldı, çocukların gelmesini bekledi. Ardından kılıçları onlara atarak karşılarına geçti.
"Talay, böyle şeyleri her yerde söylememelisin. Hiçbir veliaht kimseye koruyuculuk yapmaz."
"Ama sen beni koruyacaksın, değil mi? Sonuçta kardeş sayılırız."
"Sen öz kardeşim olmasan bile her zaman benimle yürüyeceksin. O yüzden kendini iyi yetiştirdiğinden emin ol." Boris'in sözlerinin ardından antrenman başladı. Adımları seri
hareketlerle birbirini karşıladı, tahta kılıçların darbeleri yankılandı.
Talay sağ taraftan saldırdığında Boris darbeyi blokladı. Arka bacağını yere sağlam basarak destek aldı ardından boşta kalan eliyle kılıcı bastırıp kuzeninin dengesini bozdu ve onu yere düşürdü.
O an Boris bu antrenmanın aslında üç kişilik olmadığını fark etti. Çünkü Akira tahta kılıcı kenara bırakmış, bariyerlere yaslanmış onları izliyordu.
"Fazla boş kaldın galiba Akira."
Kılıcının ucunu Akira'nın boynuna doğrulttu.
"Pes edecek misin?"
"Zaten bu maç en başından adaletsizdi. O yüzden pes ediyorum. Ama büyüdüğümüzde unutma, senin silah arkadaşın olacağım. Ben senin için bilgi bulurken sen bizim için savaşacaksın."Boris gülmüş, kılıcı yere atıp onun yanına yaslanmıştı.
"Uzak bir gelecek gibi görünmüyor. O yüzden benim silah arkadaşım kalacağının yeminini unutma. Krallığa verilen sözler kan yemini sayılır."
"Elbette, genç efendim."
Bakışlarında yatan derinlik, onları alevlerin içine sürükler gibiydi. Ancak genç efendi Boris, bu yaşına rağmen herkes üzerinde bir otorite kurmayı başarmıştı. Lanetin kırdığı adımlar birer kılıç darbesiyle kesilmiş ve ortadan kaldırılmıştı.Ancak yaşam bir bulmaca olsa bile yaşam dediğin çizgi zehirli oklardan başkası değildir. Her şey seni tüketmeye başladığında en büyük kurtuluş onların esiri olmadan kendi varlığını kurtarabilmektir.O sırada adım sesleriyle birlikte içeri bir beden girdi.
"Genç efendi Boris, sizi burada eksiksiz görmek onur verici."
Orta yaşlardaki kahya, üç delikanlıya doğru bakıyordu.
"Teşekkürler. Antrenman için gelmiştim ancak çıkardığımız gürültü için üzgünüm."
Kahya gülümseyerek yere düşen tahta kılıçları topladı ve yerlerine koyarken konuştu
"Genç efendimizsiniz. Sizin için her şeyi yapmaya hazırız, sadece söylemeniz yeterli."
"Peki ya ileride sizin için kötü bir kral olursam, yine de kızmayacak mısınız?"
Kahya işini bitirdiğinde yavaşça genç efendinin önünde tek dizinin üzerine çöktü.
"Sizin kanınız bizi dipsiz kuyudan kurtarmıştı. Krallığın gücü yıkılsa bile bu insanlar sizden asla vazgeçmez."
Genç efendisinin tozlanmış kıyafetlerini düzeltirken sözlerine devam etti.
"Bana inandığınız için teşekkür ederim. Bir gün bunun karşılığını ödeyebilmek için çok çalışmalıyım. Babam gibi güçlü hatta ondan daha iyi olmam gerekiyor."
"Merak etmeyin efendim. Gücünüz size bu yolda yardımcı olacaktır. Sadece kendinize inanarak adım atmaktan çekinmeyin."
"Öyle yapacağım. Pes etmeyeceğim."
Katena RyhsDük'ün Sarayı
Katena, elindeki sayfanın yüzeyini okşarken yüzünde buruk bir gülümseyiş belirmişti.
"Prens gerçekten genç bir delikanlıyken bile içindeki otoriteyi belli ediyormuş."Kaldığı yeri işaretleyerek defteri masanın üzerine bıraktı.
"Sizin için yaşayan çok insan var Prens Boris. Emanetinizi korurken bana bu yolda yardım etseydiniz fena olmazdı."
Kendi kendine konuşurken içeri sızan gökyüzü parıltısına baktı."Bir kez daha bu gökyüzünü görmelisiniz. O yüzden Avis ile birlikte size yardım edip sizi koruyacağız."
Üzerindeki ağır kıyafetleri çıkarıp dolabına yerleştirdi. Geceliğini omuzlarından bırakıp soğuk yatağına uzandı ve sıcak battaniyeye sarıldı.
Umarım orada güzel yıldızlar görüyorsundur Boris Lorean.Katena sıcak yatağında sessizce uzanırken geceye yayılan sessizlik omuzlarına çöktü. Gerginliği yavaşça hafifledi ve uykunun derinliğine daldı.Dünya bu kadar kötüyken iyilerin yok olmasına izin verilmemeliydi. Bu görev, insanların aradığı kaçış yoluydu. Sadece kabullenmek acıyı daha da acımasız hâle getiren bir gerçektir....Saatler ilerleyip ay yerini güneşe bırakırken hafif sabah esintisi zeminleri okşadı. Genç kız göz kapaklarını aralayarak içeri süzülen güneşe baktı. İçindeki heyecanla yatağından hızlıca kalkıp
hazırlanmaya başladı.
Gezi için uygun kıyafetlerini giydi. Kapıdan çıkıp ana salona indiğinde ortalıkta kimse olmadığını görünce sessizce malikaneden ayrıldı ve buluşma yerine doğru ilerledi.Sınır bölgesinde yaşadıkları için dikkat çekmeden hareket edebilecekleri tek zaman dilimi sabahın erken saatleriydi. Umutları onları tapınaktaki kalıntılara götürüyordu belki bir çözüm bulabilirlerdi.
Ağacın gölgesine geldiğinde altın işlemeli cep saatine baktı ve bekleyen Avis'i gördü.
"Günaydınlar kontum." Reverans yaptığında Avis başını kaldırdı.
"Size de günaydın Katena. Sanırım prensin tapınağına gitme fikri sizin için cazipti."Katena gülümsedi.
"Doğru, sonuçta hepimiz bir zamanlar o krallığa aittik."
"Ama şu an hepimiz işe yaramaz köleler ya da kuklalardan ibaretiz. Boris uyansa bile hiçbir şey değişmeyecek. Tek bir kişi bunca düzeni değiştiremez. Bunu sadece senin için yapıyorum ve krallıkların sarsılmaz gücünü aklında tut."Katena başını salladı.
"O yüzden ona bir kez bu şansı tanımalıyız. Anlatılandan farklı bile olsa kimse mahkûm olmayı hak etmiyor."
Bir süre yürüdükten sonra Avis sordu
"Bana nasıl inandın? Elinde hiçbir şey olmayan bir adama."
"Çünkü Boris Lorean'ın varlığı bir sır değil. En antik kitaplar bile ondan bahseder. Ama oyuncaktan farksız birini kurtarmak kolay değil. Bu yüzden teklifini kabul ettim. Bu hayatı bizden sonrakiler için değiştirelim."Avis gülünce ağaç dallarındaki kuşlar ürkerek uçuştu.
"Bu hayatı daha yaşanır hâle getireceğiz. En azından birilerinin mutluluğu için."
Köprüleri ve ormanı geçtikten sonra taşlardan yapılmış tapınağa ulaştılar. Girişi bulmakta zorlandılar ama sonunda içeri girdiler. Keskin bir koku burunlarına çarptı fakat şikâyet edecek lüksleri yoktu.Soğuk ama kasvetli olmayan bir güç etrafı sarıyordu.
"Burası tahminimden daha eski."
"Neredeyse üç yüz yıllık bir tapınak. Normal." Heykelin önünde durdular. Katena ismin yazılı
olduğu bölümü sildi.
"Elimin altında yatan isim... Bu, aradığımız kişi olabilir."Heykelin yüzüne uzun uzun baktı.
"Yakışıklı bir adammış."
"Öyleydi. Ama bu onun sonunu getirdi. Yazıtlar ileride olmalı."
Eski dilde yazılmış yazıtların önüne geldiler. Katena'nın yanında taşıdığı kristal parlamaya başladı.
"O gerçekten kendini mi mühürledi insanları korumak için?"
"Evet, kristal için büyük bir güç savaşı vardı."
Katena yazıtları okşadı."Zamanında zayıf düşmüş bir krallığın en büyük umudu tanrıçalar tarafından kutsanmış bir prensti..."Katena yazıtları okurken elindeki kristali sıktı ve taşı dışarı çıkardı ve Avis'e döndü.
"Kristal dedikleri taş bu değil mi?"
Avis, kızın avucundaki taşa bakarken sesi istemsizce sertleşti.
"Sen o taşı nereden buldun?"
"Ailem verdi. Bir gün taşın görevini anladığımda bana yol göstereceğini söylediler."
Sözlerinin arasında kristal kısa bir parıltıyla yanıp söndü. Avis derin bir nefes alıp başını salladı.
"Taş, sanıldığının aksine bir mekanizmaya sahip. Gücünü en iyi bilen Prens Boris'ti. Onu uyandırmak için sadece taşa ihtiyacımız olduğuna inanıyorum."
"Bu büyüler hakkında kitaplar bulamaz mıyız?"
Avis, çenesini ovuşturarak düşündü.
"Bulabiliriz. Ama taş herkes tarafından lanetli biliniyor. İşimize yarayacağının garantisi yok. Prensin bedeninin yerini bulmak daha güvenli olabilir."
Bir an durdu. Zihninde eski hikâyeler canlandı.
"Sanırım onu nasıl bulacağımı biliyorum."
"Nasıl?"Tam o sırada ayak sesleri yankılandı. Avis, Katena'nın kolunu tutup onu tapınaktaki kral heykellerinin arkasındaki bölmeye çekti. Aralarında mesafe bırakarak parmağını dudaklarına götürdü.
"Onlardan öğreneceğiz." diye fısıldadı. "Rütbeli askerler her şeyi bilir."
Gölgeler taş zemine vururken iki asker konuşarak içeri girdi.
"Her seferinde bu yıkılmış tapınağa gelmek zorunda mıyız?"
"Evet. Herkes prensin kralın himayesinde olduğunu sanıyor. Kimsenin aklına tapınakta olabileceği gelmez."Diğeri iğrenç bir kahkaha attı.
"Boris Lorean sanıldığının aksine korkak bir prensten başka bir şey değildi."
Katena'nın elleri yumruk oldu. Avis, bunu fark edip hafifçe başını salladı.Askerlerden biri boynundaki zincirden bir anahtar çıkardı. Kapının üzerindeki büyü mühürleri soluk bir ışıkla çözülürken ağır taş kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden bayat kan kokusuna karışmış nemli bir hava yayıldı.Kapı aralandığında içerideki bedeni görebildiler.Avis'in kalbi öfkeyle kavruldu ama kendini zorla tuttu.
"İşte 'kahraman' prensleri," dedi asker alayla. "Halkını bırakıp kaçan bir korkak."
Avis, Katena'nın bileğini kavrayarak onu sessizce geri çekti. Askerler içeri girerken ikili tapınağın arka geçidine doğru ilerledi.Dışarı çıktıklarında Katena fısıltıyla ama titreyen bir öfkeyle konuştu
"Onu orada mı bırakacağız, Avis? Prens orada! Onu kurtarmamız gerek!"
Avis bir anda elini Katena'nın dudaklarına götürdü. Gözleri ciddiydi.Adrenalin Katena'nın nefesini hızlandırmış, bedeni titremeye başlamıştı. Korku, öfke ve hüzün gözlerinden okunuyordu.
"Onun öldürülmesini istemiyorsak beklemeliyiz." diye fısıldadı Avis. "Onlar büyü yapabilen koruyucular. Şimdi saldırırsak ikimiz de ölürüz. Geri döneceğiz ama doğru zamanda. Onun için tekrar geleceğiz, tamam mı?"
Katena birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra yavaşça başını salladı."Tamam, anlaştık."
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Güzel olmuş canımm
Yorum
Yorum bulunamadı.