İlkbahara girdiğimi belli eden kuşların cıvıltıları ve çiçeklerin muazzam kokusuyla güne başladım. Perdenin arasından süzülen sabah güneşi yüzüme vururken, gülümseyerek uyandım.
— Aynen Ezgi, kandır kendini. Kızım, sen İstanbul’dasın. Bu sence mümkün mü?
Keşke öyle olsaydı.
Ama maalesef bu gerçek değildi.
Beni uyandıran kuşların cıvıltısı ya da penceremden süzülen bahar güneşi değil, alarmımın sinir bozucu sesi olmuştu. Gözlerimi güçlükle aralayıp telefona uzandım.
Alarmı kapatıp yeniden kafamı yastığa gömdüm.
Bugün günlerden pazardı.
Bütün tim izinliydi. Alarmı kapatmayı unuttuğum için izin günüm bile daha başlamadan zehir olmuştu.
Tam yeniden uykuya dalacakken sırtımda zıplayan küçük beden yüzünden uykunun bütün büyüsü bozuldu.
— " Of... Maymun, in sırtımdan!"
İstanbul'da, teyzemle beraber yaşadığım bir ev vardı. Görevlerimden dolayı eve pek gelemezdim ama ne zaman fırsat bulsam soluğu burada alırdım. Bu evde yakın arkadaşım gibi gördüğüm teyzemle kalıyordum. Teyzem, beş yıl önce başıma bela olacak küçük bir maymun dünyaya getirmişti.
Efe can
" İlerde bir gün fıtık olursam, hepsi bu maymun yüzünden!.” diye bağırdım.
Efe Can Hazretleri şu anda sırtıma çıkmış, kulağımın zarını patlatacakmış gibi bağırıyordu.
"Ezgi uyan!" Bu çocuk beni delirtecek.
Yirmi yedi yaşında koskoca bir kadın, bu çocuk yüzünden yaşlanacaktı.
Çok kilolu bir çocuk değildi ama o yumuşacık yanakları vardı ki... Pamuk şeker gibi. İnsan sıkıp sıkıp sevesi geliyordu.
Bir hareketle ayağından tutup yanıma çektim. Dirseğimden güç alarak biraz doğruldum ve yüzlerimizi aynı hizaya getirdim. Sarı, yumuşacık saçlarını karıştırıp alnına düşen birkaç tutamı geriye ittim.
— Ben şimdi sana ne yapayım, Maymun’um? dedim.
Efe Can, yüzüme bakıp kocaman gülümsedi
"Beni öpsene mesela,” dedi.
Sonra yanağını bana doğru uzattı. Gülerek yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. Geri çekildiğimde Efe, sanki az önce çok önemli bir görev hatırlamış gibi konuşmaya başladı.
“Annem dedi ki git teyzeni uyandır. Sabahtan akşama kadar ayı gibi uyumasın dedi. Bide, bide…”Yataktan indi. Sonra yüzüne kocaman bir heyecan yerleşti.
Annem sana ve bana çikolatalı süt ve krep yapmış!”
Bunu duyar duymaz yataktan fırladım. Çikolatalı süt mü dedin? Ben oradayım! Efe benden önce kapıya vardı. Bana dönüp sırıttı.
“Ama hepsini ben içicem!”dedi ve odadan çıktı.
“hele öyle bir şey yap balkonda seni halı gibi çırparım!” diye bağırdım.
Koşarak mutfağa gitti. Ben de hemen arkasından koştum.
Çünkü bu maymunun iki şeye zaafı vardı: Muz ve çikolatalı süt.
Boşuna maymun demiyordum buna. Ama şu an ikimizin de kutsal hazinesi mutfakta bizi bekliyordu. Ve ben Efe Can'ı tanıyorsam, o çikolatalı sütün tamamını tek başına bitirmeye niyetliydi.
Ama öyle bir dünya yok!
🤍 bu ilk bölüm olduğu için biraz kısa yazdım ama diğer bölümler daha uzun olacak beğeni bırakmayı ve yorum yapmayı unutmayın 🤍
Bölüm Yorumları