Ama öyle bir dünya yok!
Mutfak çok büyük değildi ama masa ve sandalyelerin rahatça sığabileceği kadar genişti. Masaya baktığımda gözlerim resmen bayram etti. Krepler, bal, sucuklu yumurta, peynir, domates… Ama bir şey eksikti.
Çikolatalı süt.
Efe’ye baktığımda, Elif teyzemin bacağına sarılmış, bana bakıp sırıttığını gördüm.
Ona doğru sinsi adımlarla yaklaştım. “Bir kere soracağım, bir daha sormayacağım. Çikolatalı süt nerede?” Efe bana baktı. Cevap yok. Bir adım daha yaklaştım. Sonra ayak bileklerinden tutup havaya kaldırdım. “Nereye sakladın?”
-Bana biraz abartıyorsun falan demeyin sakın. Ben çikolatalı süt için kurşun yerim, kurşun!
Tam o sırada teyzem araya girdi. “kız, indir çocuğumu! Ezgi, indir dedim!” Teyzem bana ne kadar korkmuş gözlerle baksa da umursamadım.
Bu canavara hiçbir şey olmazdı. “Kız indir! Dolapta ya, dolapta!” Efe’yi bırakmadan buzdolabına doğru ilerledim.
“Ya Ezgi abla, indir beni yaaa! Bak ısırırım, görürsün hee!”
“hele bir ısır bak ben sana ne yapıyorum bücür.” Dolabın önüne geldim. Efe’nin gösterdiği yeri açtım. Ve evet. Hazinem oradaydı.
Karşımda: sürahinin içinde ev yapımı Çikolatalı süt.
Efe’yi sırtımdan indirdim. Sonra Elif teyzeme baktım. Efe Can gibi onun da saçları sarıydı. Omuzlarına kadar uzanan saçlarını normalde açık bırakmayı sevmezdi ama bugün açık bırakmıştı
“Günaydın Elif Sultan,” dedim ve sandalyeye oturdum. O da gülerek başını salladı. Masaya oturup Kahvaltı yapmaya başladık.
Normalde bu evde sadece teyzemle ben yaşardık. Sonra Elif teyzem, Akif abiyle evlenip ayrı bir eve taşındı. Ben de burada tek başıma yaşamaya devam ettim. Ta ki Efe’ye hamile kalana kadar. Elif teyzemin hamileliği boyunca bazı sorunlar yaşanınca ve hastanede yeterince ilgilenilmediğini düşündükleri için buraya geri dönmüşlerdi. O zamanlar ben de görevlerim yüzünden eve pek gelemediğimden, onların burada kalması benim için sorun olmamıştı.
Sonrasında Efe Can’ın gelişimiyle ilgili bazı sıkıntılar ortaya çıkınca buradaki hastaneye düzenli olarak gitmeleri gerekti. Böylece zaman su gibi akıp geçti. Ev aslında küçük değildi. Akif abiyle Elif teyzem yatak odasında, Efe Can'la ben ise diğer odada tekli yataklarda yatıyorduk. Herkes kendi alanında rahatça yaşıyordu.
ça yaşıyordu.
Ben buraya ilk geldiğimden beri bana sahip çıkmış, kapısını bana sonuna kadar açmıştı. Ne zaman ihtiyacım olsa yanımda olmuştu. Her şeye rağmen beni hiç yalnız bırakmamıştı. Teyzeye anne yarısı derler ya… Benim için gerçekten öyle olmuştu. O günden beri buradaydım. Şimdi ne mi olmuştum;
Üst teğmen Ezgi Nur Kaya
ikinci ismimi sevmediğim için çoğu kişi bilmez ve nur diye kimsenin seslenmesinden hoşlanmazdım.
Bir tek babamın seslenmesinden severdim nur ismini.
14 yıl önce şehit olduğu için artık bana nur diyen babamda yoktu...
ben İstanbul'a babamın şehit haberini aldıktan 1 ay sonra gelmiştim.
Annem hâlâ Ankara’da, abimle beraber yaşıyordu. Babamın şehit haberi hepimizi yıkmıştı. En çok da annemi…
Ben düşüncelere dalmışken teyzemin sesiyle kendime geldim.
“Ben diyorum ki siz ikiniz bugün parka gidin, kafanız dağılır. Ben de siz yokken evi falan süpüreyim. Ne dersiniz?” Yan gözle Efe’ye baktım. Efe de hemen yalakalık moduna geçti.
“Ezgi ablam…” M harfini uzata uzata kollarını boynuma doladı ve yanağıma sulu bir öpücük kondurdu.
-Ezgi gel de buna erime…
“Parka beraber gidelim mi?”
Gülmemek için kendimi zor tuttum. Uzun zamandır Efe’yle baş başa vakit geçirmemiştim. “İyi, gidelim o zaman. Kalk, dişlerini fırçala, üstünü giy. Ben de hazırlanayım, sonra çıkarız.” Ayağa kalkıp odama girdim. Telefonumu elime alıp ekrana baktım. Arayan soran yoktu.İyi.
......
Efe’yle beraber evden çıktık. Bu küçük adamın yine çenesi düşmüştü. Yol boyunca susmak bilmedi. Parkta birkaç dakika geçmeden kendine bir arkadaş bile edinmişti. Ben de banklardan birine oturup onun eğlencesini izlemeye başladım. Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekrana baktığımda abimin aradığını gördüm.
Bu beni şimdi durup dururken neden arıyordu? Telefonu açmadan önce beynim bin türlü ihtimal üretmeye başladı.
-Yani… Bugün kimsenin bir yerini kırmadık. Laf da atmadık. Kimseye artistlik yapmadık… Ee ezgi ne yaptık ki bu arıyor… hıı ,kız yoksa dün trafikte kornaya salak salak basan adamın önünü kesip sopayla dövdük onumu öğrendi?
- sende hemen kötüyü çağırma be!
“Allah’ım sen yardım et. Hadi… Bismillah.”
Telefonu açtım. Hiç bir şey yokmuş, her şey normalmiş gibi konuşmaya başladım.
“Nurcum, nasılsın? Abini niye aramıyorsun sen?” dedi
Bir an sessiz kaldım. Demek hiçbir şey bildiği yoktu. Canı sıkılmış, aramış. Boşuna ter dökmüşüz yine.
“Birincisi, ben Nur değilim. Ezgi benim ismim. İkincisi de işim var canım. Senin gibi evde horlayarak uyumuyorum. Kapatıyorum, işim var.”
Tam telefonu kapatacaktım ki sesi yeniden geldi.
“Bana yalan söyleme! Elif teyzemi aradım, konuştum. Senin bugün izinli olduğunu söyledi. Hâlâ utanmıyor musun abine yalan söylemeye?”
İşte başladı bizim mesai.
Bu adam var ya… yaşlı teyzeler gibi susmak bilmez. Köpek'e kemik atsan havlamayı bırakır. Buna ne atsan boş.
“Abicim, sen yaşlandıkça çenen açılıyor ama ya! Kim canını sıktıysa git ağzını burnunu kır, sonra benim yerime de vur, sakinleş öyle ara beni.”
“Ay tamam be! Sana da bir şey demeye gelmiyor güzelim ya.”
Ya Allah’ım…
Erkeklerin hepsi aynı olur mu ya. Önce sinirlendirirler, sonra insan tam sinirden köpürmüşken iki güzel kelime söyleyip bütün öfkelerini unuttururlar.
“Nasıl gidiyor? Seni rahatsız eden bir durum var mı?”
Efe’ye baktım. Hâlâ arkadaşıyla oynuyordu. “Yok abi. Normal işte, her şey.” Sesim buruk çıkmıştı.
Uzun zamandır Ankara’ya gitmemiştim. En son annemle abim buraya gelmiş onları çok özlemiştim.
Arkadaşlarımı, annemi, abimi… Hatta Ankara’nın havasını bile özlemiştim.
“İyi… Benim işler de iyi bu aralar. Çok iş yok. Önceden en bayağı yorucuydu ama.”
Abim otuz yaşındaydı ve başarılı bir komiserdi. İşini gerçekten severdi ama son zamanlarda onun da yorulduğunu sesinden anlayabiliyordum. Fark etmeden sol gözümden bir damla yaş süzüldü. Hemen yüzümü çevirdim.
“Abicim, ben şimdi kapatayım. Markete gidip evin ihtiyaçlarını alacağım. Annem de komşuya gitmiş. Akşam uyumadan önce annemi aramayı unutma.” dedi
-Ezgi, sakın ağlama. At şu boğazındaki düğümü. Dolmasın gözlerin.
“Yalancı…” dedim sesim sitemliydi. Bir an sustum. “Derya yengemle buluşacaksın, değil mi?” diye devam ettim. Derya yengem Ankara’da hemşireydi. Abimle de uzun zamandır birlikteydiler. Hatta bu yıl içinde evlenmeleri bile mümkündü.
“Ezgi, abicim, ben Derya’nın gönlünü almam lazım. Bana yar—”
Ya ben ilişki meleği miyim kardeşim? İnsanlar benim yanımda ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor.
“Hiç benden yardım falan isteme ben derya yengemle konuştum. Yengem haklı. Yapmasaydın öküz şuanda benden yardım istemezdin Hadi abicim, ben Efe’yi parka getirdim. Onunla ilgileneceğim. Hadi, görüşürüz.”
Telefonu kapattım. Bir süre ekrana baktım. Sonra derin bir nefes aldım. Gözlerimi hızlıca sildim. Efe’ye baktım.
-Kendine gel. Daha parkta bir maymunun peşinden koşacağız.
Bölüm Yorumları