SAHNE IŞIKLARININ ARDINDA
BÖLÜM 1 — Tesadüf
Alarmın sesiyle gözlerimi açtım.
Elimi uzatıp telefonu bulmaya çalıştım. Ekrana baktığımda alarmı üç kez ertelediğimi fark ettim.
“Harika…”
Yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım.
Sabahları erken kalkmayı sevmezdim. Aslında kim seviyor ki?
Aynanın karşısına geçtiğimde saçlarımın her zamankinden daha dağınık olduğunu gördüm. Kumral saçlarımı düzelttim ve açık bırakmaya karar verdim.
Bugün özel bir yere gitmeyecektim.
Bu yüzden fazla uğraşmadım. Günlük makyajımı yaptım, rahat bir pantolon ve sade bir bluz giydim. Aynada kendime son kez baktıktan sonra çantamı aldım.
“Tamam. Hazırım.”
Evden çıkıp üniversiteye doğru yürümeye başladım.
Hayatımın oldukça sıradan olduğunu söyleyebilirdim.
Dersler, arkadaşlarım, ara sıra kafede oturmak, eve dönmek…
Ben böyle yaşamayı seviyordum.
Dikkat çekmekten hoşlanmıyordum.
Belki de bu yüzden ünlü insanların hayatlarına hiçbir zaman fazla ilgi göstermemiştim.
Tabii son zamanlarda her yerde karşıma çıkan bir isim vardı.
Serena.
Yirmi iki yaşında genç bir şarkıcıydı. Şarkıları radyolarda çalıyor, konserleri tamamen doluyor, fotoğrafları dergilerde çıkıyordu.
Onu tanıyordum.
Ama hayranı değildim.
Şarkılarından birkaçını dinlemiştim, o kadar.
Onun hayatıyla ilgili ayrıntıları bilmiyordum.
Ve açıkçası bilmeye de ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum.
Kafeye girdiğimde Mia'yı hemen gördüm.
Elini havaya kaldırıp beni çağırdı.
“Sonunda!”
Yanına oturdum.
“Abartma. Sadece birkaç dakika geç kaldım.”
“Birkaç dakika mı?”
Telefonunu çıkarıp bana gösterdi.
“On iki dakika.”
“Bu kadarını hesaplamana şaşırdım.”
“Ben dakik bir insanım.”
Gülerek başımı salladım.
Mia benim en yakın arkadaşımdı. Bazen fazla meraklı, fazla konuşkan ve fazlasıyla enerjik olabiliyordu.
Ama onu seviyordum.
“Bu arada,” dedi, “sana dün bir şey gönderdim.”
“Ne?”
“Serena'nın konser tarihlerini.”
Ona baktım.
“Yine mi Serena?”
“Ne var?”
“Son birkaç gündür sürekli ondan bahsediyorsun.”
“Çünkü konseri yakında!”
Omuz silktim.
“Ben gitmeyeceğim.”
“Biliyorum.”
“E o zaman?”
“Belki fikrin değişir.”
“Değişmeyecek.”
Mia gözlerini devirdi.
“Seninle konuşmak bazen duvara konuşmak gibi.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Tam o sırada telefonum titredi.
Adrian'dı.
Neredesin?
Mesajı görünce cevap verdim.
Mia'yla kafedeyim.
Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.
Akşam görüşelim mi?
Kısa bir süre düşündüm.
Olur.
Telefonu masaya bıraktığımda Mia bana bakıyordu.
“Adrian mı?”
“Evet.”
“Onu hâlâ seviyorsun, değil mi?”
Sorusu beklemediğim bir anda gelmişti.
“Tabii ki.”
Mia dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ne?”
“Hiç.”
“Mia.”
“Tamam.”
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bazen sana hak ettiğin gibi davranmadığını düşünüyorum.”
İç çektim.
Adrian'ın bazı huylarını ben de biliyordum.
Fazla sosyal olması…
Kızlarla gereğinden fazla samimi davranması…
Bazen sınırları aşması…
Ama yine de onunla birlikteydim.
“Dikkat ederim.”
Mia başını salladı.
“Umarım.”
Konuyu değiştirdik.
O an bunun önemli olmadığını düşünmüştüm.
Keşke bazı şeylerin hayatımda ne kadar büyük bir yer kaplayacağını önceden bilebilseydim.
Akşam Adrian'la buluşmak için hazırlandım.
Üzerimi değiştirdim ve saçlarımı düzelttim.
Kapı çaldığında onun geldiğini anladım.
Kapıyı açtım.
“Selam.”
“Selam.”
Sarışın saçları her zamanki gibi özenliydi.
“Hazır mısın?”
“Evet ama nereye gittiğimizi hâlâ bilmiyorum.”
“Öğrenirsin.”
Gizemli davranmayı seviyordu.
Arabaya bindik.
Bir süre sonra şehrin daha sakin bir bölümüne geldik.
“Burası neresi?”
“Bir kafe.”
Arabadan indiğimde etrafa baktım.
Burası daha önce hiç gelmediğim bir yerdi.
Adrian kapıyı açtı.
Tam içeri girecekken dışarıdan bağırışlar duyuldu.
“Serena!”
“Buraya bak!”
“Serena, bir fotoğraf!”
Başımı çevirdim.
Kalabalığın arasından bir kız çıkıyordu.
İlk dikkatimi çeken kahverengi saçları oldu.
Saçları iki yandan toplanmıştı.
Üzerinde oldukça şık bir kıyafet vardı. Renkli takıları ışıkların altında parlıyordu.
Ve gözleri…
Uzaktan bile dikkat çekiciydi.
Sonra kim olduğunu anladım.
Serena.
Televizyonda gördüğüm Serena.
Gerçek hayatta ilk kez karşıma çıkmıştı.
Etrafındaki herkes telefonlarını çıkarmıştı.
Ben ise olduğum yerde duruyordum.
Serena kalabalığın arasından ilerlemeye çalışırken bir an dengesini kaybetti.
Düşeceğini düşündüm.
Refleksle elimi uzattım.
Kolundan tutup dengesini toparlamasına yardım ettim.
“İyi misin?”
Serena bana baktı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra gülümsedi.
“İyiyim. Teşekkür ederim.”
“Elbette.”
Serena bana biraz daha dikkatli baktı.
Sonra beklemediğim bir soru sordu.
“Beni tanıyor musun?”
Şaşırdım.
“Evet.”
Yüzünde küçük bir rahatlama oluştu.
“Sen Serena'sın.”
“Evet.”
“Şarkıcı olan.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Serena güldü.
“Bunu söyleyişin çok komik.”
“Nasıl söylemem gerekiyordu?”
“Bilmiyorum.”
Ben de gülümsedim.
O an nedenini bilmiyordum ama Serena'nın televizyondaki görüntüsünden çok farklı olduğunu düşündüm.
Kameraların karşısındaki özgüvenli şarkıcı gitmişti.
Karşımda sadece biraz şaşkın, biraz yorgun görünen genç bir kız vardı.
Tam o sırada Adrian yanıma geldi.
“Zoe, iyi misin?”
Başımı ona çevirdim.
“Evet.”
Sonra tekrar Serena'ya baktım.
“Tanıştığımıza memnun oldum.”
“Ben de.”
Adrian'la birlikte içeri girdim.
Birkaç adım attıktan sonra istemsizce arkama baktım.
Serena hâlâ oradaydı.
O da bana bakıyordu.
Göz göze geldiğimiz anda hemen önüme döndüm.
Neden tekrar baktığımı bilmiyordum.
Sonuçta o sadece ünlü bir şarkıcıydı.
Ben de sadece sıradan bir kızdım.
O gece bunun hayatımdaki en önemsiz karşılaşmalardan biri olduğunu düşünüyordum.
Henüz bilmiyordum.
Serena'yla karşılaşmam, hayatımın eskisi gibi kalmayacağı anlamına geliyordu.
Bölüm Yorumları