Sövalye'nin Son Emri
Bölüm 1 — Kızıl Saçlı Küçük Prenses
Kraliyet sarayının bahçeleri, sabah güneşinin altında her zamankinden daha güzel görünüyordu.
Mermer sütunların arasından süzülen ışık, çimenlerin üzerine altın rengi lekeler bırakıyor; çeşmelerden akan suyun sesi bahçenin sessizliğine karışıyordu. Uzakta birkaç hizmetçi çiçekleri suluyor, muhafızlar sarayın girişinde nöbet tutuyordu.
Bahçenin en sessiz köşesinde ise küçük bir kız, elbisesinin eteklerini kaldırarak çimenlerin arasında koşuyordu.
Arielle henüz dört yaşındaydı.
Kızıl saçları iki küçük örgü halinde omuzlarının üzerine düşüyordu. Yeşil elbisesinin eteği koşarken arkasından savruluyor, küçük ayakkabıları çimenlere her bastığında hafifçe toprak sıçratıyordu.
“Valen!”
Çocuğun sesi bütün bahçede yankılandı.
Bir ağacın altında duran on bir yaşındaki çocuk başını kaldırdı.
Valen, sarayın diğer çocukları gibi değildi.
Yaşı küçük olmasına rağmen yüzünde çoğu yetişkinde bile bulunmayan ciddi bir ifade vardı. Siyah saçları biraz dağınıktı. Üzerinde henüz şövalye zırhı yoktu; eğitim kıyafetleriyle ağacın altında sessizce oturuyor, elindeki tahta kılıcı inceliyordu.
Arielle onu görünce doğruca yanına koştu.
“Valen!”
Valen küçük prensesin kendisine doğru geldiğini görünce derin bir nefes aldı.
“Arielle.”
Arielle onun önünde durdu.
“Beni aramaya gelmedin.”
“Çünkü dersim vardı.”
“Ben de seni bekledim.”
Valen kaşlarını hafifçe çattı.
“Beklemene gerek yoktu.”
“Ama ben seninle oynamak istiyorum.”
Valen cevap vermedi.
Arielle onun önüne oturdu ve başını yana eğerek yüzüne baktı.
“Benimle oynar mısın?”
“Hayır.”
Arielle'nin yüzündeki neşeli ifade bir anda kayboldu.
Valen bunu görünce birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra tahta kılıcını yere bıraktı.
“Ne oynamak istiyorsun?”
Arielle'nin yüzü hemen aydınlandı.
“Koşmaca!”
“Az önce koşuyordun zaten.”
“Sen de koşacaksın.”
“Ben eğitim yapıyordum.”
“Şimdi benimle oynayacaksın.”
Valen ona uzun uzun baktı.
Arielle küçük ellerini uzattı.
“Lütfen.”
Valen'in sert yüzü bir anlığına yumuşadı.
Elini Arielle'nin küçük eline uzattı.
“Peki.”
Arielle sevinçle gülümsedi.
“Yaşasın!”
Bir anda Valen'in elini çekiştirmeye başladı.
“Yavaş.”
“Çabuk ol!”
“Düşeceksin.”
“Düşmem!”
Valen onun elini bırakmadı.
Arielle'nin küçük adımları hızlandıkça Valen de ona ayak uydurdu. Bahçenin yollarında birlikte yürüdüler, sonra Arielle bir anda koşmaya başladı.
Valen hemen arkasından gitti.
“Yavaşla!”
“Yakalayamazsın!”
“Bunu özellikle yapıyorsun.”
Arielle kahkahalarla güldü.
Bir süre sonra ayağı taşlardan birine takıldı.
Valen hemen kolundan tuttu.
Arielle sendeleyip ona çarptı.
Valen onu düşmeden dengede tuttu.
“Ne demiştim?”
Arielle başını kaldırdı.
“Düşmedim.”
“Çünkü tuttum.”
Küçük kız birkaç saniye ona baktı.
Sonra iki kolunu Valen'in beline dolayıp ona sarıldı.
“Teşekkür ederim.”
Valen şaşırdı.
On bir yaşındaki çocuk birkaç saniye ne yapacağını bilemedi.
Sonunda elini Arielle'nin başına koydu.
“Bir daha bu kadar hızlı koşma.”
Arielle başını kaldırmadan cevap verdi.
“Tamam.”
Fakat Valen onun bunu gerçekten yapmayacağını biliyordu.
Çünkü Arielle dört yaşındaydı.
Ve Arielle'in dünyasında kurallar, yalnızca başkalarının uyması gereken şeylerdi.
Sarayın balkonlarından birinde Isolde onları izliyordu.
Kraliçe, ellerini mermer korkuluğun üzerine koymuş, aşağıdaki iki çocuğa bakıyordu.
Yanında Kral Torren duruyordu.
Torren'in kızıl saçları rüzgârda hafifçe hareket ediyordu. Kalın sakalının altında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Yine Valen'in peşinde,” dedi Torren.
Isolde başını salladı.
“Her gün aynı.”
“Valen bundan şikâyet ediyor mu?”
“Hayır.”
Torren hafifçe güldü.
“Etse de Arielle onu dinlemez.”
Kraliçe, kızını dikkatle izledi.
Arielle yeniden Valen'in elini tutmuştu.
“Valen!”
“Ne?”
“Beni taşı.”
“Hayır.”
“Lütfen.”
“Yürüyebilirsin.”
“Ama yoruldum.”
Valen gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sonunda Arielle'nin önünde eğildi.
“Bin.”
Arielle'nin yüzü yeniden mutlulukla parladı.
Küçük ellerini Valen'in omuzlarına koydu ve sırtına çıktı.
Valen ayağa kalktı.
“Çok ağır değilsin.”
Arielle güldü.
“Ben prensesim. Prensesler ağır olmaz.”
Valen ilk kez belli belirsiz gülümsedi.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Bunu kim söyledi?”
“Ben.”
Valen başını salladı.
“Anladım.”
Balkondan onları izleyen Torren gülümsemesini saklayamadı.
“Valen'in ona karşı çok sabırlı olduğunu kabul etmeliyim.”
Isolde'nin yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
“Valen diğer çocuklarla böyle değil.”
“Belki Arielle'yi kardeşi gibi görüyordur.”
Isolde cevap vermedi.
Çünkü bunu o da düşünmüştü.
Valen saraya ilk geldiğinde sessiz, mesafeli ve içine kapanık bir çocuktu. Yaşıtları oyun oynarken o kılıç eğitimini izlemeyi tercih ederdi.
Fakat Arielle onun yanına gitmekten hiç vazgeçmemişti.
İlk başta Valen bundan rahatsız olmuştu.
Sonra alışmıştı.
Zamanla Arielle'nin saraydaki en güvenli oyun arkadaşı haline gelmişti.
Öğle saatlerinde bahçeye Marco da geldi.
Henüz küçük bir çocuk olan Marco, elinde tahta bir at tutuyordu.
“Arielle!”
Arielle, Valen'in sırtından indi.
“Marco!”
İki kardeş birbirlerine doğru koştu.
Marco, Arielle'ye tahta atını gösterdi.
“Bak! Bunu bana verdiler.”
“Ben de oynayabilir miyim?”
“Hayır.”
Arielle'nin yüzü düştü.
Valen kaşını kaldırdı.
“Marco.”
Marco ona baktı.
“Ne?”
“Paylaş.”
Marco birkaç saniye düşündü.
“Tamam.”
Arielle hemen oyuncağı aldı.
“Teşekkür ederim!”
Üçü bahçedeki büyük ağacın altında oturdular.
Arielle tahta atı çimenlerin üzerinde gezdiriyor, Marco ona hikâyeler uyduruyor, Valen ise ikisini sessizce izliyordu.
Bir süre sonra Arielle başını Valen'in koluna yasladı.
“Valen.”
“Efendim?”
“Sen büyüyünce ne olacaksın?”
“Şövalye.”
“Sonra?”
“Sonra da şövalye.”
Arielle düşündü.
“Ben büyüyünce kraliçe olacağım.”
Marco hemen araya girdi.
“Ben kral olacağım.”
Arielle ona baktı.
“Hayır! Ben kraliçe olacağım.”
“Ben de kral.”
“Olmayacaksın.”
“Olacağım.”
İkisi tartışmaya başladı.
Valen sessizce onları dinledi.
Sonunda:
“İkiniz de susun.”
İki kardeş aynı anda ona baktı.
Valen devam etti:
“Kraliçe ve kral olursanız önce kavga etmeyi bırakmanız gerekir.”
Arielle dudaklarını büzdü.
“Marco başlattı.”
“Sen başlattın!”
Valen başını iki yana salladı.
Sonra Arielle'nin saçlarından birinin yüzüne geldiğini fark etti ve nazikçe kenara çekti.
“Böyle daha iyi.”
Arielle gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
Akşamüstü sarayda şövalye eğitimleri vardı.
Valen, eğitim alanının kenarında durup Sebastian'ı izliyordu.
Sebastian yıllardır kraliyet ordusunda görev yapan deneyimli bir şövalyeydi. Valen'in eğitiminden sorumluydu.
“Dikkatin dağılıyor,” dedi Sebastian.
Valen hemen ona döndü.
“Hayır.”
Sebastian bakışlarını bahçenin diğer tarafına çevirdi.
Orada Arielle, bir hizmetçinin yanında oturmuş Valen'i izliyordu.
“Prenses sana bakıyor.”
Valen kısa bir süre Arielle'ye baktı.
Arielle onu görünce el salladı.
Valen de küçük bir baş hareketiyle karşılık verdi.
Sebastian hafifçe gülümsedi.
“Senin zayıf noktan bu çocuk olacak.”
Valen'in yüzü ciddileşti.
“O benim görevim değil.”
“Belki değil.”
Sebastian tahta kılıcını ona uzattı.
“Ama bir şövalyenin koruması gereken şey yalnızca kral değildir.”
Valen kılıcı aldı.
“Anlamıyorum.”
“Zamanla anlarsın.”
O gün Valen bu sözleri fazla önemsemedi.
Henüz on bir yaşındaydı.
Arielle ise dört.
Onların dünyası sarayın bahçesinden, tahta kılıçlardan, koşuşturmaktan ve çocukça oyunlardan ibaretti.
Henüz krallığın siyasi oyunlarını bilmiyorlardı.
Henüz siyasi evliliklerden söz edilmiyordu.
Henüz ölüm emirleri yoktu.
Henüz hiçbirinin hayatını değiştirecek kararlar alınmamıştı.
O gün yalnızca küçük bir prenses ve geleceğin şövalyesi vardı.
Arielle yine Valen'in elini tutmuştu.
“Yarın da benimle oynayacaksın, değil mi?”
Valen ona baktı.
Yüzü yine ciddiydi.
Ama sesi yumuşaktı.
“Eğer eğitimim bitmiş olursa.”
Arielle gülümsedi.
“Bitecek.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü ben bekleyeceğim.”
Valen birkaç saniye sustu.
Sonra elini biraz daha sıkı tuttu.
“Peki.”
Arielle'nin gülümsemesi büyüdü.
Ve ikisi sarayın uzun taş koridorlarına doğru birlikte yürüdüler.
O zamanlar hiçbiri bilmiyordu.
Yıllar sonra aynı ellerin birinin diğerini öldürmek için gönderileceğini...
Ve Valen'in hayatındaki en zor emrin, bir gün Arielle'i öldürmek değil, onu yaşatmak olacağını.
Bölüm Yorumları