İpek'le yürürken hâlâ çoraplarımdan biri siyah, biri beyazdı.
İpek her baktığında gülüyordu.
“Bir daha söylüyorum,” dedim. “Bu moda.”
“Tabii. Dünyanın en yeni modası.”
“Sen anlamıyorsun.”
“Evet, çünkü beynim henüz sabah kahvesini içmedi.”
“Sen kahve içmiyorsun ki!”
İpek durdu.
“Doğru.”
İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra aynı anda kahkahaya başladık.
Tam yürümeye devam edecekken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bir bildirim vardı.
Ama ne olduğunu anlamadan telefon elimden kaydı.
“Yine mi?” diye bağırdı İpek.
“Telefon benim elimden kaçıyor!”
“Telefon senden kaçıyor olabilir mi?”
“Bence aramızda güven problemi var.”
Telefonu yerden aldım.
Ekrana baktığımda yanlışlıkla bir yere bastığımı fark ettim.
“Eyvah.”
“Ne oldu?”
“Bilmiyorum.”
“Harika.”
“Bir şey olmadı.”
“Sen ‘bir şey olmadı’ dediğinde kesin bir şey olmuştur.”
Telefonu tekrar kontrol ettim.
Sonra yanlışlıkla ses açma tuşuna bastım.
Telefon bir anda son ses çalmaya başladı.
İpek şaşkınlıkla bana baktı.
“Telefonun da mı bağırıyor?”
“Sus!”
“Ben sustum, telefon susmuyor!”
Panik içinde telefonu kapatmaya çalıştım.
Sonunda sustu.
İkimiz de rahatladık.
Sonra İpek bana baktı.
“Bugün daha sabah.”
“Biliyorum.”
“Ve şimdiden bu kadar olay oldu.”
“Bence günün geri kalanında hiçbir şey yapmayalım.”
İpek gülümsedi.
“Bence de.”
Tam o anda telefonum yeniden titredi.
İkimiz de telefona baktık.
Ben iç çektim.
“Tamam…”
İpek güldü.
“Bugün hiçbir şey yapmama planımız…”
Telefonuma bir kez daha baktım.
“…beş saniye sürdü.”
Ve ikimiz de yeniden kahkahaya boğulduk.
O an fark ettim:
Bazen en güzel günler, planladığın günler değil…
Hiç beklemediğin kadar saçma başlayan günlerdi.
Bölüm Yorumları