Gözlerimi açtığımda, güneş yeni yeni doğuyordu. Şafağın efsane renk cümbüşü, pencereden baktığımda çok net görünüyordu. Pencereyi açarak derin bir nefes aldım. Mis gibi toprak kokuyordu. Dün yağan yağmur kokuyu ağırlaştırmıştı. Filmlerden fırlamış gibi karşı ormanı bir süre izledim. Derin bir iç çekerek çalışma masama yöneldim . Kendi tasarladığım (tasarımcıyımdır) sandalyeme oturarak elime günlüğümü aldım ve başladım yazmaya.
"Bu gün güzel bir sabaha uyandım. Umarım öylede biter. Yapmayı düşündüğüm şeyler var. Mesela ormanda keşif yapmak ardından gizli göletime gidip orda yazmaya devam etmek. Tabi önce anne ve babamı atlatmalıyım. Babam kolay o, fakat annem evde. Evet günlüğüm, aklımda bir takım planlar var. Örneğin ona dışarda yaralı bir tavşan gördüğümü söyleyebilirim. Aaaa bir dakika bu olmaz, geçen gün söylemiştim bunu. Başka birşey bulmalıyım. Hmmmm. Belki de ona yaprak koleksiyonu yapmak istediğimi söyleyebilirim. Evet bu daha mantıklı. Sevgili günlük, şimdilik bu kadar. Sonra görüşürüz."
Yerimden kalkarak kot şortumu giydim üstüne de yeni aldığım sweatshirtü. Aynanın karşısına geçerek saçlarımı gelişi güzel topladım. Hızla koşarak merdivenlerden atladım. Annem mutfaktan bağırarak " O merdiven basamakları üstünden atla diye yapılmadı. Bu kaçıncı uyarım. İlla bacağını, kolunu kırınca mı normal iniceksin!!" Yakalanmış bir suçlu edasıyla mutfak kapısında dikildim. Sesimi çıkarmadım çünkü ağzımı açarsam annem tüm gün konuşur. Kahvaltı masasına oturarak bir parça salamı ağzıma tıkıştırdım. Ardından büyük bir yudum çay. Annem elindeki tahta kaşıkla kafama vurarak " Kızım! Düzgün , terbiyeli ye. Önünden kaçıran mı var?! " Kafamı ovuşturarak " Ne vuroyon yağ? " Annem bir daha vurarak " Önce ağzında kini bitir, sonra konuş. Eşşek kadar kız oldun hala öğrenemedin bunları. " Anneme gözlerimi kısarak baktım ve inadına koca bir yumurtayı öylece ağzıma tıkadım. Annem şok olmuş gözlerle bakıyordu. Onu öyle görmek hoşuma gitmişti. Annemi böyle kızdırmak hoşuma gidiyordu.
Tabi haklı kızmakta, kızının cici bici uslu bir hanımefendi olmasını isterken ben isteklerinin tam tersiydim. Erkek çocuklardan beter bir çocukluğum vardı. Ağaçlara tırmanır, yükseklerden atlar, hiç birşeyden korkmaz , tiksinmezdim. Komşular sürekli beni şikayet eder, asla akıllanmaz bu kız derlerdi. Üniversiteye gidersem değişeceğimi düşünmüştü annem. Fakat ben mimarlık ve tasarım fakültesine gitmiş birçok değişik şey tasarlamıştım. Komşularımız bu sefer de kendi yetmiyor yaptığı şeylerde tuhaf ve işe yaramaz. Annem daha fazla dayanamadı ve çocukken bir kere tek geldiğimiz ormanda ki tarihi esere benzeyen evimize taşındık. Ben durumumdan gayet memnundum. Çünkü burası bana huzur ve özgürlük veriyordu . Babam işe gitmek için sabahın ilk ışıklarında yola çıkar, akşam karanlık çökünce gelirdi. Annem tarih öğretmeni, atanamadığı için evde özel ders verirdi. Ormanın ortasına kimse özel ders almaya gelmezdi. Bu yüzden ya internetten verirdi yada merkeze giderdi.
Bu gün hafta sonu olduğu için annem ev temizliği yapacaktı. Babamı merkeze eksikleri almaya göndermek istedi. Babam ne alacağını bilmediği için kahvaltıdan sonra annemide kendisiyle götürdü. Bu benim için bir fırsattı. Böylelikle yaprak koleksiyon yalanım yarına kaldı.Ebeveynlerim çıkar çıkmaz hızla sırt çantamı kaparak ormana koştum. Ağaçların arasında özgürce koşmak , yüzümü yalayan rüzgar, uçuşan kuşlar o kadar huzur verici ki anlatamam. Bir süre koştuktan sonra yavaşladım. Yorulmuştum , nefes nefese kalmıştım. Yavaş adımlarla, etrafımı inceleyerek yürüdüm. Dikkatimi çeken çok şey olurdu. Bazen değişik bir şekilde büyüyen bir ağaç bazen ise ilginç desenli kelebekler veya hiç duymadığım kuş sesleri. Orman çok büyüktü. Gezmem , araştırmam bitmiyordu bu yüzden.
Ağacın birine tırmanmış etrafımı tarzan edasıyla izliyordum. Biraz daha yukarı çıktım ve tam tepeye çıkınca gördüğüm manzara karşısında nutkum tutuldu. Binlerce , çeşit çeşit ağaçların ilerisinde kocaman bir göl, etrafında tepesi karla kaplı dağlar. Okadar güzel bir manzaraydı ki fotoğrafını çekmek istedim. Cebimden telefonumu çıkardım ve doğru açıyı yakalamaya çalıştım . Birtane fotoğraf çektim sonunda ama incelediğimde bulanık çekmiştim . Oflayarak yeniden çekmeye çalıştım ellimin biri düşmemek için ağaca tutunurken ötekisi telefonu tutuyordu. Telefonu tutan elim titriyordu dengeyi sağlayamadığı için. Aklıma gelen başka bir fikirle ağaca sarıldım ve iki elimle telefonu tuttum. İşte şimdi güzel fotoğraflar çekmiştim . Tamda kartpostallık fotoğraflardı. Sonuçtan memnun kalarak telefonu aldım yere koymak için ağaca sarılmayı bıraktım. Bir elim yine ağaca tutunurken telefonu cebime koymaya çalıştım. Tabi şansızlık işte , sen cebe girmek yerine pat diye 25 metreden aşağı düşme. Küçük bir çığlık attım sanki bağırsam geri gelecekmiş gibi. Çok geç, 4 yılı deviren telefonum aşağıda belkide paramparça olmuş beni bekliyor. Lanetler , beddualar okuyarak aşağı bakıyordum, gözlerimi kapatarak kafamı yukarı kaldırdım "Lahavlaeee" dedim ve gözlerimi açtım.
Gözümü açmamla tekrar çığlık atmam bir oldu. Burnumun ucunda bir sincap bana doğru eğilmiş ağzından salyası akarak gözümün içine bakıyordu . Aniden görmemle dengemi kaybetmem bir oldu. O korkuyla ağaca tutunduğum elimi bıraktım ve telefonumun yaşadığı kaderi yaşadım. Tabi daha acı bir şekilde. Düştükçe ağaç dallarına çarpıyo bedenim dalların kimisini kırıyor kimiside benim kemiklerimi. Sert bir şekilde yüz üstü yere çakıldım. İlk bir kaç dakika öylece acı içinde kaldım. Gözlerimi yavaşça açmaya çalıştım ama beceremedim. Vücudum sanki felç olmuştu, sadece kulaklarım çalışıyordu. Kuş sesleri , rüzgarla hışırtıyan ağaç dalları, köpeğe benziyen hırıltı... Bir dakika! Kulağımın dibinde , hırıltı, nefes alış veriş, koklayış! İşte şimdi ölecektim. Tepemde dikilmiş bir ayı yada kurt yada ne bilim dağ aslanı filan vardı. Ne fark eder sonuç olarak etçil bir hayvan tepemde dikilmiş yemeğini yemeden önce onu kokluyordu. Yani beni, yemek bendim. Ölümümün hiç böyle olacağını düşünmemiştim. Azrail yakında oturmuş benim yenilmemi bekliyordu. Gözlerimi zorlayarak açmaya çalıştım. En azından beni yiyecek olan aşçıyı görmek istedim . Simsiyah tüyler, parlaktı. Kafasını göremiyordum ama tahminimce bir panterdi. Tekrar gözümü kapadım ve ısırılıp parçalanmayı bekledim. Tam o sırada asla aklıma gelmeyecek o şey oldu. Bu bir kabustu...
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Güzel olmuşs
Yorum
Yorum bulunamadı.