Gözlerimi sımsıkı kapatmış, "Şimdi çatur çutur yeneceğim, en azından ses çıkarmayayım da ziyafetin tadını çıkarsın" diye düşünürken, beklediğim o vahşi ısırık yerine yüzümde ıslaklık ve de salya hissettim. "Iyğğkkk!" diyerekten acı içinde kafamı öbür tarafa çevirdim. Galiba önce tadıma bakmak istedi. Ben olsam , bende önce yemeğimin tadına bakardım. Tekrar yüzümde ıslak salyayı hissedince yüzümü buruşturarak gözlerimi açtım. Gördüğüm şey tam olarak burnu burnuma değen kocaman kafaya sahip simsiyah bir kurt. Beni yemek yerine yüzümü yalıyordu. Gözümü açtığımı görünce bir an duraksadı ardından doğrulmamı yardım etmek istercesine kafasıyla dürttü beni. Zor bela doğrulup sırtımı düştüğüm ağaca yasladım. Her yerim ağrıyordu. Acı içinde yüzümü gözümü şekilden şekle soktum. Elimin beri ayağımın üzerinde diğeri kanıyan anlımın üstünde.
Kurt bana yavaş yavaş yaklaştı, boğazıma yapışacak galiba diye düşünürken tekrar yüzümü yaladı." Iyıııığğğkkk, iğrenç. Kes şunu artık. Ne biçim kurtsun sen! Beni parçalayıp yemen lazımdı. Ayrıca iğrenç kokuyor salyan. " Kafamı çok sert vurmuş olmam gerek ki bana bön bön bakan vahşi kurda beni neden yemediği için azarlıyordum. Elimdeki sıcak sıvıyı hissedince anlımın kanadığını anladım. Elimi zekamın sınırlarını zorlayarak kıyafetime sürttüm. Sonra karşımdaki kurda baktım. Gözlerimi kısarak incelerken kaşlarım havaya kalktı.
Bu kurt devasaydı diğer kurtlara oranla, hayvanat bahçesinde gezerken kurt görmüştüm bu onlardanda büyük. Anlında ise bembeyaz bir hilal vardı. Gözleri ise mordu! İyide mor gözlü kurt yoktu ki. Bu gerçekten kurtmu yoksa canavarmı diye düşünmeye başladım. Ben onu öyle ayrıntılı incelerken bunu fark etmiş olmalı ki yerinden kalktı. Sanki ifşa olmuş bir suçluymuş gibi arkasına bakmadan ağaçların içinden gözden kayboldu.
Ormanın ortasında kala kalmıştım üstelik yaralıydım. Gözlerimi kapatarak başımı ağaca yasladım. Biraz gücümü toparlayıp öyle eve gitmeliydim. Ailem beni böyle görmemeli yoksa evden çıkmama birdaha izin vermezlerdi. Acı,yorgunluk,dinlenme isteği vücudumda bir uyuşukluk hissi verdi. Oracıkta uyuya kaldım yada bayıldım. Hangisi olduğunu anlayamadım çünkü gözümü açtığımda nerdeyse akşam olacaktı.
Kendimi zorlayarak ayağa kalktım. Toplayarak evin yolunu tuttum. Eve vardığımda anne ve babam daha gelmemişti. Bu iyiydi . Çünkü beni böyle görmelerini istemezdim hızlıca odama geçtim ve üzerimi değiştirdim, tişörtümü çıkartırken acı içinde yüzümü buruşturdum. Aynaya baktığımda vücudumdaki morlukları gördüm of ya! Berbat görünüyordum. Sanki 30 kişiden dayak yemiş gibiydim. Bulduğum bir yanık kremini hiç düşünmeden sürmeye çalıştım tabii sürerken canım çok acıdı. Üstümü zar zor değiştirerek yatağıma uzandım gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Gözlerimi kapattığım an kendini yine o ormanın ortasında buldum. Ama hava gündüzkü gibi aydınlık değildi; gökyüzü simsiyah, üzerime üzerime gelen uğursuz bir bulut kümesiyle kaplıydı. Yerde yürümeye çalışırken, ormanın derinliklerinden gelen tuhaf bir uğultu duydum.
Korkuyla etrafıma bakındığımda, ağaçların arasından ardı arkası kesilmeyen bir hareketlilik başladı. Önce tavşanlar, sincaplar, tilkiler, ardından geyikler ve daha adını bile bilmediğim onlarca orman hayvanı etrafımı sardı. Kaçacak tek bir adım yerim kalmamıştı. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atarken, hayvanların üzerime saldırmasını bekledim. Ama saldırmadılar. Sadece durdular ve hepsi başını kaldırıp bana baktı.
İşte o an nefesim kesildi. Hayvanların hepsi, gündüz gördüğüm o kurt gibi mor mor parlayan gözlerle bana bakıyordu. Yüzlerindeki o boş ama bir o kadar da bilmiş ifade tüylerimi ürpertiyordu. Sanki bana bir şey anlatmaya ya da benden bir şey istemeye çalışıyorlardı.
Korkuyla geriye doğru bir adım attığımda, aynaya bakmış gibi aniden avuç içimi yanağıma götürdüm. Parmak uçlarımda ve yanaklarımda, ormanın o canlı yapraklarını hatırlatan yeşil, hafif sönük ama net bir parıltı yayılıyordu. Yanaklarım adeta karanlıkta parlayan yeşil birer neon gibi parlıyordu. Hayvanlar bu ışığı gördüklerinde aynı anda derin bir hırıltıyla başlarını öne eğtiler.
Tam o sırada binlerce hayvanın aynı anda çıkardığı o korkunç hırıltıyla birlikte göğsüm körük gibi inip kalkarak, nefes nefese ve çığlık çığlığa yatağımdan fırladım.
Ben elim kalbimde yağmurda ıslanmış gibi terlemişken odamın kapısını kırarcasına anne ve babam daldı. "Noldu,yavrum. İyimisin?! Korkma annen yanında." diyerekten boynuma sarıldı annem. "Kabus gördün herhalde Gece. Biz yokken bişeymi oldu?" babama baktığımda gözlerindeki o anlamsız ifadeyi daha önce hiç görmemiştim. Sanki birşeyleri sorgulamak yerine açığa çıkıcak sırları varmış gibi bakıyordu. Kafamı sallayarak kabus gördüğümü söyledim. İyi olduğumu söyleyerek anne babamı odamdan çıkarttım. Çalışma masama geçerek kafamı ellerimin arasına aldım. Bu nasıl bir rüyaydı ya. Sabah yaşadığım olaylardan dolayıydı galiba. Bilinçaltım benle oynuyor.
Sabah tamamlamam gereken günlüğümü elime alarak yazmaya başladım:
"Sevgili günlüğüm,bu gün çok tuaf şeyler yaşadım bu yüzden sana vakit ayıramadım, kusuruma bakma artık. Ne mi oldu? Anlatayım canım. Ormana gidiceğimi söyledim sana. Yüksek bir ağaca tırmanıp doğanın güzel manzarasını çekmek istedim tabi şansım yokki pat diye o yükseklikten düşmeyeyimmi bi görsen vücudum mosmor olmuş. Yarimde başkası olsa kesin öte dünyaya yolculuk yapıyordur. En garibi ne biliyor musun, ben yerde ölü gibi yatarken ,kocaman mosmor gözlü simsiyah bir kurt benim yüzümü yaladıkça yaladı ,bende öyle düşündüm tadıma bakıp yiycek sandım ama yemedi. Mor gözlü kurt varmı ya? Dur bi telefonumdan bakayım. Bu günlük bu kadar görüşürüz."
Telefonumu gözüm aradı mor gözlü kurt varmı bilmem gerek yoksa meraktan çatlardım. Odanın her yerini talan ettim ama telefonumu bulamadım. Dağınık odaya bakarken aklıma gelen şeyle alnıma vurdum." Aptalmısın Gece! Telefonun yüzünden düştün ya! Offf ,annem öğrense beni gebertir, hemen gidip almam lazım."
Aşağı sessizce inerek etrafı dinledim. Kimseler yoktu, annemlerin odasında babamın horultusu geliyordu. Uyumuş olmalılar. Saat gece 11.30 nerdeyse gece yarısı olacaktı. Yarın çıkamam aramaya, annem her pazar yaptığı gibi benim telefonumdan yemek vidoları izliyor babam onun telefonundan görüp laf söylemesin diye. Mecbur şimdi gitmeliyim. Cesaretimi toplayarak küçük bir çanta aldım yanıma, ne olur ne olmaz diye annemin bahçede kullandığı orağı , bir el feneri ve serin havada hasta olmamak için babamın giydiğimde içinde kaybolduğum kamuflaj montunu aldım.
Ormanın girişine geldiğimde derin bir nefes verdim. Uzaktan gelen baykuş sesleri beni tedirgin etsede içeriye daldım. Temkinli adımlarla sabahki yoldan gitmeye çalıştım. Her çıtırdıda her seste yerime mıhlanıyor etrafı dinliyordum. Her an herşey olabilir. Olası saldırılarda kendimi korumak için orağı sıkıca kavramıştım. Uzun ve korku dolu bir yürüyüşün ardından düştüğüm ağacın dibine geldim. Etrafı fenerin cılıc ışığıyla bakındım. Sonunda kurumuş yaprak ve kırık dalların arasında telefonumun beyaz kılıfını gördüm. Hızla yere çökerek elime aldım ve kırılmamış olması için dua ettim. Açılan ekranı görünce rahatça nefes verdim.
Sevinçle ayağa kalktığımda arkamda bir çıtırdı duydum. Hızla arkama dönüp fenerle etrafa bakındım. Eğer yine sabahki siyah kurtsa bu sefer kesin akşam yemeği olarak yerdi beni. Başka bir yönden gelen çıtırtıyla oraya döndüm ve hemen ardından başka bir çıtırdı. Etrafımda dönerek her sesin geldiği yere hızla bakınıyordum. Sanki birşey yada birşeyler etrafımda dolaşıyordu. Çıtırtı sesleri susmuştu. Orman ürkütücü bir şekilde sessizliğe bürünmüştü. Baykuş bile susmuştu. Soğuk buz gibi bir rüzgar yüzümü yaladı. Arkamdaki ağaçtan bir tıkırtı ve de bir hayvanın koklarken çıkardı ses gelince buz kesildim. Kalbim küt küt atıyordu, yavaşça ve titreyerek arkama döndüm.
Bölüm Yorumları