Elif gözlerini açtığında burnuna yabancı ama son derece büyüleyici bir koku doldu; odunsu, baharatlı ve baskın bir erkek parfümü. Başındaki amansız zonklamayla yavaşça yatakta doğrulmaya çalıştı. Yüksek tavanlı, koyu renk ahşap mobilyalarla ve deri detaylarla döşenmiş devasa, lüks bir odadaydı. Üzerindeki ıslak kıyafetler çıkarılmış, yerine ipekten, yumuşak bir sabahlık giydirilmişti. Şaşkınlık ve panik dalgası bedenini sararken, pencerenin önünde sırtı odaya dönük duran heybetli silueti fark etti. Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı ve geniş omuzları alacakaranlık ışığında adeta bir kalkan gibi duruyordu.
"Uyanman uzun sürdü," dedi Aslan, arkasını bile dönmeden. Sesi karanlık, sakin ve odanın her köşesini dolduracak kadar baskındı. Elif panikle örtüyü göğsüne doğru çekti, kalbi kaburgalarını dövüyordu. "Neredeyim ben? Babam nerede? Sen... sen kimsin, benden ne istiyorsun?" Aslan yavaş adımlarla arkasını döndü. Çelik grisi gözleri Elif’in üzerinde, adım adım gezindi. "Baban hayatta. Şimdilik. Ama bana olan elli milyonluk kumar borcunu ödeyene kadar benim malikanemde, benim kurallarımla yaşayacaksın. Yani benim misafirimizsin."
"Misafir mi?" Elif bir hışımla yataktan fırladı. Bacakları hâlâ titriyordu ama gözlerindeki öfke korkusunu bastırmıştı. "Buna rehin tutmak denir! Beni burada zorla tutamazsın, polise giderim, seni şikayet ederim!" Aslan iki büyük adımla Elif’in dibinde bitti. Aralarındaki mesafe sıfırlandığında Elif adamın boyu ve heybeti karşısında nefessiz kaldı. Aslan elini uzatıp Elif’in çenesini kavrayacakmış gibi yaptı ama parmak uçları kızın sıcak tenine teğet geçip saçlarına dokundu. "Benim dünyamda polis yok, Elif. Sadece ben varım. Ve sen, babanın hayatına karşılık elimdeki tek ve en değerli teminatsın. Buradan çıkışın sadece benim iki dudağımın arasında."
Bölüm Yorumları