Telefonu yatağın üzerine bırakmıştım ama gözlerim hâlâ ekrandaydı.
Kapatmam gerekiyordu.
Biliyordum.
Ama yapamıyordum.
Lucian'ın telefonu üç aydır kullanılmıyordu.
Buna rağmen hâlâ çalışıyordu.
Ve içinde yüzlerce fotoğraf vardı.
Tekrar galeriyi açtım.
Parmağımı ekranda aşağı doğru kaydırmaya başladım.
İlk başta gördüklerim normaldi.
Lucian'ın arkadaşları.
Arabası.
Çocukluğumuzdan kalma fotoğraflar.
Aile yemekleri.
Eski tatiller.
Sonra benim fotoğraflarım çıkmaya başladı.
Bir tanesinde bahçede oturuyordum.
Başka birinde marketten çıkıyordum.
Bir diğerinde otobüs durağında bekliyordum.
Kaşlarımı çattım.
Bunların bazılarını hatırlamıyordum.
Fotoğrafın üzerine dokunup büyüttüm.
Uzaktan çekilmişti.
Lucian'ın beni gizlice çekmiş olması mümkündü.
Ama neden?
Bir sonrakine geçtim.
Bu kez odamdaydım.
Uyuyordum.
Bir anda parmağım ekranda durdu.
Fotoğrafı biraz daha büyüttüm.
Yüzümü, yatağımı, pencereyi tek tek inceledim.
Bu fotoğrafı Lucian'ın çekmiş olması mümkün değildi.
Çünkü fotoğrafın tarihine baktığımda kaşlarım çatıldı.
17 Ekim.
Başımı kaldırdım.
O tarihi biliyordum.
Lucian'ın ölümünden üç gün sonraydı.
Bir süre ekrana sadece baktım.
Sonra telefonun tarihine baktım.
Doğruydu.
Tekrar fotoğrafa döndüm.
"Hayır..."
Belki tarih yanlıştı.
Belki telefonun saati bozulmuştu.
Belki...
Kendime bahane bulmaya çalışıyordum.
Ama fotoğraf oradaydı.
Ben uyuyordum.
Ve Lucian üç gün önce ölmüştü.
Bir sonraki fotoğrafa geçtim.
Yine bendim.
Bu kez evin salonunda.
Tarih:
19 Ekim.
Bir sonraki:
22 Ekim.
Sonra:
27 Ekim.
Hepsi Lucian'ın ölümünden sonraydı.
Telefonu elimden indirdim.
Kalbim hızlanmaya başlamıştı.
Ayağa kalkıp odanın içinde birkaç adım attım.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Cevap yoktu.
Telefonu tekrar aldım.
Galeriyi açtım.
Fotoğraflara tek tek bakmaya devam ettim.
Bazıları evin içindendi.
Bazıları dışarıdaydı.
Bazılarında yalnızdım.
Bazılarında arkadaşlarım vardı.
Ama fotoğrafların hiçbirinde fotoğrafı kimin çektiğini anlamama yardımcı olacak bir şey yoktu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Tam o sırada gözüm ekrandaki bir fotoğrafa takıldı.
Fotoğraf diğerlerinden farklıydı.
Ben yine vardım.
Ama bu kez fotoğraf çok uzaktan çekilmişti.
Sanki biri beni bir binanın karşısından izliyordu.
Yaklaştırdım.
Arkamda tanımadığım bir bina vardı.
Fotoğrafın tarihine baktım.
2 Kasım.
Lucian'ın ölümünden haftalar sonraydı.
Boğazım düğümlendi.
Fotoğrafı kapattım.
Telefonu elimde tutarken odanın içine baktım.
Bir anda her şey farklı görünmeye başlamıştı.
Pencere.
Kapı.
Koridor.
Hepsi.
Sanki biri beni uzun zamandır izliyordu.
Ve ben bunu fark etmemiştim.
Telefonun ekranına tekrar baktım.
Galeride yüzlerce fotoğraf vardı.
Ama artık hiçbirini görmek istemiyordum.
Telefonu kapatmaya hazırlanırken bir şey fark ettim.
Galerinin en altında küçük, kilitli bir klasör vardı.
Adı yoktu.
Sadece bir kilit işareti.
Parmağımı üzerine götürdüm.
Bir saniye tereddüt ettim.
Sonra dokundum.
ŞİFRE GİRİN
Karşıma çıkan yazıya baktım.
Kendi adımı denedim.
VERA
Yanlış.
Bir kez daha denedim.
Yine yanlış.
Tam telefonu bırakacakken ekranın altında küçük bir yazı belirdi:
Bu klasör yalnızca doğru şifreyle açılabilir.
Kaşlarımı çattım.
"Lucian, sen benden ne saklıyordun?"
Cevap yine yoktu.
Ama bu kez sessizlik eskisi gibi gelmiyordu.
Çünkü artık biliyordum.
Lucian'ın telefonu sadece eski fotoğrafları saklamıyordu.
Benim bilmediğim bir şeyi de saklıyordu.
Ve ben ne olduğunu öğrenmeden o telefonu bırakmayacaktım.
Bölüm Yorumları