Gözlerim, sanki kirpiklerim buzun içindeymiş gibi aralanmakta zorlanmıştı. Görüşümün bulanık olduğunu fark etmem birkaç saniyemi aldı. Bedenimi uyuşturan bir şey almışım gibi, uzuvlarımı hareket ettirmem de zordu. Neler olduğunu henüz anlamış değildim. Ancak çözmem uzun sürmeyecekti.
Kısa süre sonra bilincim yerine geldi. Birkaç şey hatırlıyordum. Eh, bu da hiç yoktan iyiydi.
Gözlerimi yavaşça kaldırdım. Hafif adım sesleri, cüsse bakımından daha küçük ya da hafif birinin bana yaklaştığının habercisiydi. Ve gördüm.
Tavanı, duvarları, zemini dahi bembeyaz bir odadaydım. Dizlerimin üzerinde oturduğumu sonra fark ettim. Karşımda, yaklaşık 23 yaşlarında görünen, bana göre ufak bir adam vardı. Elinde de metal bir tepsi. Neler oluyordu?
Adam yüzündeki hafif gülümsemeyle bana doğru yavaşça yürüdü. Elindeki metal tepsiyi yere bıraktı. Gözlerim gözlerinden ayrılmadı, bedenim tetikte şekilde gerilmişti. Metal tepside küçük parça etler ve çeşitli iğneler vardı.
Adam eğildiğinde gözlerimiz denk düştü. Kehribar rengi gözleri vardı. Yavaşça fısıldadığını işittim.
“Günaydın, sevgili canavar... Uyanmana sevindim. Testlerden mi başlamak istersin, yoksa önce yemek mi?”
Refleksle geri çekilmeye çalıştığımda el ve ayak bileklerimdeki kalın zincirlerle prangaları fark ettim. Nefesim tekledi. Anlık bir öfkeyle hırladım.
“Sende kimsin?”
Adam sadece güldü öfkeme. Sol elini göğsüne yerleştirdi. “Ben, Dr. Kennis Collectie. Memnun oldum tanıştığımıza.” İçimdeki göz devirme isteğini tuttum. Daha önemli işlerim vardı. Neden zincirli olduğumu öğrenmek gibi.
“Dr. Kennis...” Yavaşça tekrarladım. “Erkencisiniz, henüz tanışmış sayılmayız. Kim olduğumu biliyor musunuz?” Kennis gözlerini kıstı ve beni dikkatlice incelediğini hissettim. Fısıldadığını duydum. “Henüz kim olduğunu bilmiyorum... Hakkında tek bildiğim bir canavar olduğun.”
Kaşlarım hafifçe çatıldı. Bu adamın, söylediğine göre doktor oluşu dışında hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ama anlaşılan o ki, o benim hakkımda bir şeyler biliyordu. Gerçi, bilmemesine rağmen de bana canavar demiş olması olasıydı. İnsanların ön yargıdan başka işi yoktu.
Başımı yavaşça yana eğdim onu incelerken. “Bir canavar olduğum tanısını nereden çıkardığınızı sorabilir miyim?” Kennis eğilerek bana yaklaştığında nefesimi istemsizce tuttum. Boynuzlarımın sert köklerine hafifçe dokundu. Parmakları sıcaktı, benim doğama ters.
“Sevgili canavar... Söylesene, böylesine boynuzlara ve gözlemlediğim kadarıyla bir de kuyruğa sahip bir insan, canavardan başka ne olabilir?”
Kısa bir nefes verdim. Beni gerçekten insana benzetmişti. Her benzetmeyi kabul edebilirdim -canavarı bile- ama bir insana benzetilmek gururuma dokunurdu.
“Ben bir insan değilim. İnsan olarak doğmadığım o gün için Tanrılara minnettarım.” dedim. Bu cümlemle birlikte Kennis’in kaşları hafifçe kalktı. Bir anlık duraksamadan sonra laboratuvar önlüğünün iç cebinden onun avcu kadar bir not defteri çıkardı ve boş bir sayfaya birkaç not aldı.
“Hm...” Mırıldandığını duydum. “İnsan olmadığını kabul ediyorsun yani...” Gözleri tekrar sivri boynuzlarıma kaydı. “Belliydi.” Fısıldadı. Gözleri kısıldı, gözlerimi uzun uzun inceledi. Bende gözlerimi kaçırmadım. Sonunda, kendi kendine mırıldanmış gibi cümlesini işittim. “Nesin sen, sevgili canavar?”
“Bu bilgiyi sana vereceğimi düşündüren ne?” Sesim sertti. Ne olursa olsun, buradan bir an önce uzaklaşmak istedim. Ancak Kennis kıkırdadı. “Ne kadar direnirsen, o kadar eğlenceli olacak. Sen söylemesen de, ben öğreneceğim.”
“Dene de gör.” fısıldadım. Kuyruğum arkamda tehditkârca kıvrıldı. “Tabii” Kennis gülümsemesiyle hemen cümlesine ekleme yaptı. “Bunun için sana sorular sormalıyım, değil mi? Gerçi... Kitaplar da bana çok şey söyleyebilir. Türünü araştırabilirim. Üşeneceğimi asla düşünme, sevgili canavar. Bu yüzden ben tahminde bulunmaya başlamadan önce, sen aydınlat beni.”
Burnumdan verdiğim kısa nefesle hafif dumanlar yükseldi. Kennis bunu dikkatlice incelemişti. Sonra yavaşça, parmaklarımı pranga zincirlerime sardım. Saniyeler içinde çelik zincirler çatırdadı ve buz kütlesiyle kaplandı. Gücümü kırdım ve çelik zincirler de buzun içinde kırıldı.
Kennis kendini korumak için birkaç adım geri attı. Çünkü gözlerim hiç de iyi parlamıyordu, bunun farkındaydı. Sakin hareketlerle ayağa kalktım ve sırtımı dikleştirdim. Soğuk bir nefes verdim.
“Ben, Drake Komado’yum”
Kennis dudaklarından kaçan kelimelerin farkında bile değildi sanki. “Güçlerin var.” Şoku sesine yansıdı. “Nesin sen?”
Gözlerimi kıstım. “Baş edemeyeceğin bir varlık.” Korkmasını, hatta çığlıklarla kaçmasını beklemiştim havayı soğutan dumanlı nefesimle. Ama Kennis beni şaşırtarak bir kahkaha attı. Küçük not defterine hızla, düzensiz notlar alıyordu. Bir yandan da sayıklar gibiydi. “Harika... Bu harika... Çok işime yarayacaksın, canavar.”
Kaşlarım hafifçe çatıldı. Beni ciddiye almadığını düşündüm. Çünkü odanın soğuyan havasına bile aldırmadan, gizleyemediği gülüşüyle ve titreyen elleriyle sadece not alıyordu.
Aniden kaldırdı başını. Hızla bana yürüdüğünde ben ne olduğunu bile tam anlayamadan parmakları kollarıma yapıştı.
Şaşkınlıkla başımı eğip ona baktım. O da başını kaldırmış, kollarımı sıkıca kavramıştı. “Söyle bana. Ne olduğunu söyle...” diyordu bir yandan. Sonra hızlı hareketlerle benden ayrıldı ve odada volta atmaya başladı. Varlığım düşüncelerini bölmek için yeterli değildi anlaşılan.
“Tamam... Bulabilirim. Bulabilirim! Okuyacağım, araştıracağım, bulacağım! Ne olduğunu... sen söylemediğin sürece ben bulacağım.” Mırıldanıyordu sürekli.
“Dr. Kennis” sesimle dikkatini çektim. Bana baktı. “Şu anda kaçıyor olmanız gerekmez miydi?” Başımı yana eğdim. “Ne olduğunu bilmediğiniz bir varlık, artık zincirli değil.” Kollarımı açtım kırık prangaları gösterir gibi.
“Ah,” Kennis kendine gelmiş gibi gülümsedi ve bana doğru geldi. Sırtım dikleşmişti, bu yüzden bana bakarken başını kaldırdı. Ellerini birbirine vurdu. “Bence, burada kalman harika bir fırsat olacak, sevgili canavarım.” Ekledi. “Benim için tabii.”
Gözlerimi kıstım. “İnsanlara hiçbir konuda yardım etmem.” Sesim netti. Kennis de gözlerini kısıp benimkilere baktı. “Nereden geliyor bu insan nefreti? Herkes aynı değildir, Komado. Genelleme yapıyorsun.”
Benden uzaklaşıp eğilirken ve getirdiği iğneleri düzenlerken onu izledim. Mırıldandım “İnsanlar bencildir.” Kennis’in hareketleri duraksadı. Sonra kısık gülüşünü işittim işine devam ederken. “Evet, bu genellemede haklısın işte.”
Sonra elindeki iğnenin ucuna vurup bana döndü ayağa kalkarak. “Ama bence bana bir damla kan verebilirsin.” Adımları yaklaşırken hırladım ve geri çekildim. “İnsanlar bir damla kanıma bile değmez.”
Kuyruğumu kıvırarak tehditkâr şekilde ona doğrulttum. “Yaklaşma.” Kennis bana bakıp kıkırdadı elindeki iğneyle. “Önünde duran avcıyı fark etmiş savunmasız bir hayvana benziyorsun. Kendini korumaya çalışman...” dilini damağına vurdu “Çok acınası.”
Gözlerim vahşi bir parıltıyla keskinleşti. Kanım kaynıyordu. Hiçbir insan... Beni küçük görmeye cesaret etmemeliydi. Öfkeyle kükrediğimde uzun kuyruğumu ona savurdum ve Kennis’in iğneyi tutan kolunu sivri bir diken sıyırıp geçti, duvara saplandı.
İlk saniye ne olduğunu anlayamadı. Sonra acı içinde kolunu tutarak iğneyi düşürdü. Gözleri kolundaki ince yaraya bakarken acıdan yaşardı. En azından şimdi korkacağını düşündüm. Ama Kennis kısık sesiyle güldü. Kendi kendine fısıldadı. “Bu muhteşem... Sen, bu laboratuvarın en değerlisi olacaksın, sevgili canavarım.”
Kennis, aklında bir şeyler olduğunu belli eden gülümsemesiyle yerdeki kırık iğneye baktı. Sonra buzul kütlesi gibi olan gözlerime döndü. Hâlâ kolunu tutuyordu. Yüzüne yerleşmiş o gülümsemesiyle, bana doğru adımlarını yavaşça attı.
Sırtım hâlâ gerilmiş vaziyetteydi. Odanın duvarına dayadım bedenimi. Kennis önümde durduğunda, ellerini birbirine kenetledi. “İnsanlardan nefret ettiğini biliyorum...” Sonra aniden elini yukarı uzattı ve parmakları çenemi kavradı. “Ama burada kalmalısın, sevgili canavarım. Laboratuvarın en büyük kazancı zaten senin varlığın olacak. Bu yüzden, söyle. Ne istiyorsun, bu laboratuvarda kalmak için?”
Bana yakınlığında aldırmadan hırladım. “Benden resmen özgürlüğümü satmamı istiyorsun Kennis.” Hafif gülüşünü duydum buna karşın. “İnsanların bencil olduğunu söyleyen sendin... Ben en azından insaflıyım, değil mi?” Yavaş bir nefes verdim. Buna karar vermek, göründüğü kadar kolay olmayacaktı.
Sonunda gözlerimi gözlerine kaldırdım. Sesim de, şartlarım da tane tane ve netti. “Benden edindiğin hiçbir bilgiyi, sayemde elde ettiğin hiçbir gücü, beni kullanarak keşfettiğin hiçbir buluşu, insanlık yararına kullanmayacak ve insanlar için teknoloji üretmeyeceksin. Bilgileri ve varlığımı kamuoyuna da açmayacaksın. Şartım bu.”
Kennis’in nefesi hafifçe tekledi. Duraksadı gözlerime bakarken. “Bu...” Mırıldandı. “Büyük bir istek, sevgili canavar.” Gözleri önce odanın dışında, laboratuvarda gezindi. Sonra yavaşça beni inceledi. Boynuzlarımı, bedenimi, kuyruğumu, kollarımı ve gözlerimi...
Başını kaldırdı gözlerime bakabilmek için. Sonra elini uzattı. “Kabul, Drake.” İlk defa ismimi söylemişti. Elini yavaşça sardım. “Anlaştık, Kennis.”
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Güzel olmuş canım ilk defa böyle kurgular okuyorum biseksüel yani✨🌸
Yorum
Yorum bulunamadı.