Şehrimizde gecenin ne zaman başladığını hiçbir zaman bilmiyordum.
Belki de gece diye bir şey artık yoktu.
Gökyüzü karardığında bile binaların tepelerindeki beyaz ışıklar yanmaya devam ediyor, sokakları aydınlatan lambalar tek bir saniye bile sönmüyordu. Geceyle gündüz arasındaki farkı yalnızca gökyüzünün renginden anlayabiliyorduk. O da artık eskisi kadar belirgin değildi.
Otuz ikinci kattaki odamın penceresinin önünde durmuş, aşağıdaki şehri izliyordum.
Binalar yine aynıydı.
Aynı yükseklikte, aynı renkte, aynı kusursuzlukta dizilmişlerdi. Pencerelerin çoğu aynı anda kapanıyor, sokaklardan geçen insanlar belirlenmiş yolların dışına çıkmıyor, gökyüzünde dolaşan gözetleme dronları belirli aralıklarla ışıklarını şehrin üzerine tutuyordu.
Her şey düzenliydi.
Her şey sessizdi.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Belki de beni rahatsız eden tam olarak buydu.
Şehirde hiçbir şey yanlış görünmüyordu ama nedense içimde sürekli yanlış giden bir şey varmış gibi bir his taşıyordum.
Elimi sol bileğime götürdüm.
Tenimin üzerinde ince, metalik bir halka duruyordu. Duygu Düzenleyici.
Doğduğumdan beri benimleydi.
Hepimizin olduğu gibi.
Bileğimin üzerindeki küçük mavi ışık düzenli aralıklarla yanıp sönüyordu. O ışığı gördüğümde içimin sakinleşmesi gerekiyordu. Bize öğretilen buydu. Cihazlarımız doğru çalıştığı sürece öfkemiz, korkumuz, kaygımız ve kontrol edilmesi gereken diğer bütün duygularımız dengede tutuluyordu.
Ben de buna inanıyordum.
En azından uzun zamandır inanıyordum.
"Geç oldu."
Annemin sesini duyduğumda düşüncelerimden sıyrıldım. Başımı çevirdiğimde kapının yanında durduğunu gördüm. Üzerinde her zamanki açık renk kıyafetleri vardı ve yüzünde her zamanki sakin ifade bulunuyordu.
"Farkındayım."
Annem yanıma geldi. Pencerenin dışına baktıktan sonra gözleri bileğime kaydı.
"Bugünkü değerlerin biraz yükselmiş."
Bileğimi istemsizce arkamda sakladım.
"Ne kadar?"
"Önemli değil."
Annem bunu söylerken sesinde en ufak bir endişe yoktu. Zaten burada endişelenmek alışılmış bir davranış değildi. İnsanlar bir şeyden korktuklarında korkularını bastırır, öfkelendiklerinde sakinleşir, üzülmeleri gerektiğinde bunun nedenini sorgulamadan cihazlarının müdahalesine izin verirlerdi.
Ben de öyle yapıyordum.
Yapmam gerekiyordu.
"Yine de söyle."
Annem birkaç saniye sustu.
"Kalp ritmin normalin üzerinde seyretmiş."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
"Stres."
"Stresli değildim."
Cümleyi söylediğim anda annemin bana baktığını fark ettim.
Sessiz kaldım.
Belki de fazla hızlı cevap vermiştim.
Belki de bu kadar kesin konuşmamam gerekiyordu.
Annem perdeyi kapatırken yüzüme bakmadan konuştu.
"Son zamanlarda fazla düşünüyorsun."
Bir şey söylemek istedim ama vazgeçtim.
Düşünmek yasak değildi.
En azından kâğıt üzerinde değildi.
Fakat bazı düşüncelerin insanı nereye götürebileceğini herkes biliyordu.
"Anne."
"Efendim?"
Pencerenin kapalı camına baktım. Kendi yansımamı gördüm. Birkaç saniye boyunca gözlerime baktım ve sonra aklıma takılan soruyu sordum.
"Neden herkes aynı?"
Annem hareket etmeyi bıraktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"İnsanlar."
Camdaki yansımama bakmayı sürdürdüm.
"Hepsi aynı saatte işe gidiyor. Aynı saatte eve dönüyor. Aynı kıyafetleri giyiyorlar. Aynı şeyleri söylüyorlar. Sokakta kimse kimseye bağırmıyor, kimse kavga etmiyor, kimse ağlamıyor."
Annem bana döndü.
"Çünkü düzen güvenlidir."
"Bu, herkesin aynı olması gerektiği anlamına gelmiyor."
Annemin yüzündeki ifade değişti.
Çok küçük bir değişiklikti ama gördüm.
Korkuya benzeyen bir şey geçti gözlerinden.
"Nisan."
"Ne?"
"Bu cümleyi bir daha kurma."
Sesindeki ciddiyet yüzünden sustum.
Annem yanıma gelip bileğimi tuttu. Parmakları cihazın üzerine değdiğinde mavi ışık yeniden yanıp söndü.
"Burada herkes güvende," dedi. "Savaş yok. Suç yok. Kaos yok. İnsanlar birbirlerine zarar vermiyor. Bunun nedenini biliyorsun."
Bileğime baktım.
"Duygular."
"Evet."
"Duygular kontrol altında olduğu için."
Annem başını salladı.
"İnsanlar eskiden hissettikleri şeylerle hareket ediyordu. Öfkeyle, kıskançlıkla, korkuyla..."
Bir an sustu.
Sonra kelimeyi söyledi.
"Aşkla."
Nedense o kelime odanın içindeki havayı değiştirmiş gibi hissettim.
"Aşk neden bu kadar kötü?"
Annemin yüzü sertleşti.
"Çünkü insanın kendisine bile karşı gelmesine neden olabilir."
Bunu söyledikten sonra odadan çıktı.
Ben ise arkasından bakakaldım.
Aşk.
Bu kelimeyi daha önce defalarca duymuştum ama ilk defa gerçekten ne anlama geldiğini merak ettim.
Bir insan neden kendi aklına karşı gelirdi?
Bir başkasını neden kendisinden daha önemli görürdü?
Ve devlet neden bundan korkardı?
Bileğimdeki cihaz bir anda titredi.
Başımı çevirdim.
Mavi ışık bir saniyeliğine kırmızıya döndü.
Nefesimi tuttum.
Gözlerimi kırpıştırdım.
Işık yeniden mavi olmuştu.
"Ne..."
Elimi cihazın üzerine bastırdım.
Ekran açıldı.
DUYGU SEVİYESİ: NORMAL
KALP RİTMİ: NORMAL
STRES: DÜŞÜK
Ekrana birkaç saniye baktım.
Az önce kırmızı olduğunu biliyordum.
Bundan emindim.
Ama sistem aksini söylüyordu.
Ve burada sistem yanılmazdı.
Bize bunu yıllardır öğretmişlerdi.
Yine de kalbimin hızlı attığını hissedebiliyordum.
Cihazım bunun normal olduğunu söylüyordu.
Ben ise ilk defa cihazıma inanmak istemiyordum.
---
Ertesi sabah şehir yine kusursuzdu.
Saat tam yedide bütün binaların pencereleri aynı anda açıldı. İnsanlar evlerinden aynı saatlerde çıktı. Toplu taşıma araçları saniyesi saniyesine hareket etti.
Ben de okulun yolunu tuttum.
Her sabah geçtiğim caddede yürürken gökyüzündeki dronlardan birinin beni takip ettiğini fark ettim.
Başımı kaldırmadım.
Bunu yapmamam gerektiğini biliyordum.
Okulun girişine geldiğimde büyük ekranlardan biri açıldı. Devlet Başkanı'nın yüzü ekranda belirdi.
Altında her zamanki cümle yazıyordu:
DUYGULARINIZI KONTROL EDİN. GELECEĞİNİZİ KORUYUN.
Bu cümleyi o kadar çok görmüştüm ki artık okumadan geçebiliyordum.
Ama bugün gözlerimi ekrandan ayıramadım.
Duygularınızı kontrol edin.
Neden?
Gerçekten bizi korumak için miydi?
Yoksa bizden korktukları için mi?
Bu düşünce aklımdan geçtiği anda bileğimdeki cihaz titredi.
Elimi hemen indirdim.
Koridorda ilerlerken öğrencilerin yüzlerine baktım. Herkes sakindi. Fazlasıyla sakindi.
Kimse gülmüyor, kimse tartışmıyor, kimse bir arkadaşına sarılmıyordu.
Bir an, bütün bu insanların gerçekten ne hissettiğini merak ettim.
Belki onlar da benim gibi bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu.
Belki sadece bunu düşünmeye cesaret edemiyorlardı.
Ders başladığında öğretmen tahtaya tek bir soru yazdı.
İnsan neden duygularını kontrol etmelidir?
Sınıftaki herkes hemen yazmaya başladı.
Ben kalemimi parmaklarımın arasında çevirdim.
Cevabı biliyordum.
Hepimiz biliyorduk.
Çünkü duygular tehlikeliydi.
Çünkü geçmişte insanlar duyguları yüzünden savaşmıştı.
Çünkü öfke yıkıma, korku paniğe, aşk ise kontrol kaybına neden olabilirdi.
Ama nedense bugün bunların hiçbirine inanmak istemiyordum.
Öğretmen sıraların arasında dolaşırken önümde durdu.
"Nisan?"
Başımı kaldırdım.
"Efendim?"
"Neden yazmıyorsun?"
Tahtadaki soruya baktım.
Sonra sınıfa.
Sonra yeniden öğretmene.
Ağzımdan çıkacak cümleyi önceden düşünseydim belki söylemezdim.
Ama bazen insanın düşünmek için zamanı olmadığında gerçek düşüncesi ağzından çıkıyordu.
"Ya duygularımız bizi kontrol etmiyorsa?"
Sınıfta bir sessizlik oluştu.
Kalem sesleri bile kesildi.
Öğretmenin yüzüne baktım.
İfadesi değişmişti.
"Nereden çıkardın bunu?"
Cevap veremedim.
Çünkü bileğimdeki cihaz o anda şiddetle titremeye başladı.
Ekrana baktım.
UYARI.
Kalbim daha hızlı atmaya başladı.
Öğretmen de cihazımı görmüştü.
Sonra ekranın altında yeni bir yazı belirdi.
Kırmızıydı.
Ama bu kez bunun bir hata olmadığını biliyordum.
DUYGULARIN SİLİNEMEZ.
Nefes almayı unuttum.
Başımı yavaşça kaldırdım.
Sınıftaki kimse ekranımı görmemişti.
Herkes kendi masasına dönmüş, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
Sonra sınıfın en arkasındaki sırada oturan çocuğu fark ettim.
Daha önce onu hiç görmemiştim.
Koyu renk saçları alnına düşüyordu. Üzerinde okulun diğer öğrencilerinden farklı olmayan kıyafetler vardı ama bileğindeki cihaz kapalıydı.
Tamamen kapalı.
Bunu nasıl fark ettiğimi bilmiyordum.
Belki de artık her ayrıntıya dikkat etmeye başlamıştım.
Çocuk başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Ve o anda yüzünde hayatım boyunca görmeye alışık olmadığım bir ifade gördüm.
Gülümsüyordu.
Gerçekten gülümsüyordu.
Ne kontrollü ne ölçülü ne de cihaz tarafından izin verilmiş bir gülümsemeydi.
Gerçekti.
Bana doğru çok hafif eğildi.
Dudakları hareket etti.
Tek bir kelime söyledi.
"Koş."
Ne olduğunu anlayamadan arkamdaki kapının açıldığını duydum.
Öğretmen bana doğru ilerliyordu.
Bileğimdeki kırmızı ışık hızla yanıp sönüyordu.
Ve o an ilk defa, hayatım boyunca bana güvenmem gerektiği söylenen şeyden korktum.
Sistemden.
Ama nedense arka sıradaki çocuğa baktığımda korktuğum tek şey sistem değildi.
Çünkü içimde, yıllardır susturulduğunu sandığım bir şey uyanmıştı.
Bölüm Yorumları