Sandalyemden kalkamadım.
Bacaklarımın titrediğini hissediyordum ama bunun korkudan mı, yoksa bileğimdeki cihazın verdiği uyarıdan mı kaynaklandığını bilmiyordum. Öğretmen birkaç adım daha attığında arka sıradaki çocuğa yeniden baktım.
Öğretmen masamın yanına geldi.
"Nisan, benimle geleceksin."
Sesindeki sakinlik beni daha çok korkuttu.
Çünkü burada insanlar bağırmazdı.
Bağırmak gereksiz bir duygusal tepkiydi.
Bize bunu öğretmişlerdi.
"Ben ne yaptım?"
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum.
Öğretmen yüzüme baktı.
"Biraz önce söylediklerini tekrar et."
Kalbim yeniden hızlandı.
"Ne söylediğimi?"
"Sen de biliyorsun."
Gözlerimi kaçırdım.
Bileğimdeki cihaz hâlâ kırmızı ışıkla yanıp sönüyordu.
Tam o sırada arka taraftan bir sandalye sesi geldi.
Çocuk ayağa kalkmıştı.
Öğretmen ona döndü.
"Sen otur."
Çocuk ellerini cebine koydu.
"Ben de geleyim."
Öğretmenin kaşları çatıldı.
"Gerek yok."
"Var."
Sesinde garip bir rahatlık vardı. Sanki karşısındaki öğretmen değilmiş gibi konuşuyordu.
Öğretmen birkaç saniye ona baktı.
"Adın?"
Çocuk gülümsedi.
"Alaz."
Soyadını söylemedi.
Öğretmen bileğindeki cihaza baktı.
"Arman."
Bunu duyduğumda istemsizce ona baktım.
Alaz Arman.
İsim zihnime yerleşti.
"Sen de otur," dedi öğretmen.
Alaz yerinden kıpırdamadı.
"Onu yalnız götürmeyeceksiniz."
Sınıftaki hava bir anda değişti.
Öğretmen bu kez daha sert konuştu.
"Bu senin karar vereceğin bir şey değil."
Alaz'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Benim karar vereceğim bir şey olmadığı doğru."
Bir adım attı.
"Ama sizin de onun hakkında karar vermeye hakkınız yok."
İçimde bir şey kıpırdadı.
Belki korkuydu.
Belki şaşkınlık.
Belki de yıllardır hissetmediğim başka bir şey.
Öğretmen alarm düğmesine uzandı.
Alaz bunu gördüğü anda bana baktı.
Gözleri ilk defa ciddileşti.
"Şimdi."
Ne yapacağımı anlamadım.
"Ne?"
"Koş."
Bu kez sesi daha alçaktı.
Kapının dışından ayak sesleri gelmeye başlamıştı.
Birileri buraya geliyordu.
Öğretmenin eli alarmın üzerindeydi.
Ben ise birkaç saniye boyunca olduğum yerde kaldım.
Sonra nedenini bilmeden ayağa kalktım.
Ve koştum.
Koridora çıktığımda arkamdan bağırışlar yükseldi.
İnsanların bağırmasına alışık değildim.
Bu yüzden sesler bana yabancı geldi.
Koridorun sonundaki merdivenlere yöneldim. Asansörleri kullanamazdım. Sistem her hareketimizi kaydediyordu.
Merdivenlerden inerken ayak seslerini arkamda duydum.
Alaz.
"Yavaşlama."
"Sen neden peşimden geliyorsun?"
"Çünkü seni yakalamaya çalışıyorlar."
"Neden?"
"Bunu sonra anlatırım."
"Ne zaman?"
"Hayatta kalırsak."
Bir an ona baktım.
Bu cümleyi söylerken yüzünde en ufak bir şaka ifadesi yoktu.
İlk defa gerçekten korktum.
Merdivenlerin sonuna geldiğimizde Alaz kolumdan tuttu ve beni yan koridora çekti.
Elinin sıcaklığını hissettiğim anda irkildim.
Bana hemen baktı.
"İyi misin?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Yalan söyleme."
"Ben yalan söylemiyorum."
"Kalbin öyle söylemiyor."
Bileğime baktı.
Kırmızı ışık hâlâ yanıyordu.
Alaz'ın gözleri cihaza takıldı.
Sonra yüzüme baktı.
"Demek sende de başladı."
"Ne başladı?"
Bir an sustu.
Sanki söylememesi gereken bir şeyi söylemeye hazırlanıyordu.
"Uyanış."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek o?"
Alaz koridorun başına baktı.
Uzaktan ayak sesleri geliyordu.
"Burada konuşamayız."
"Ben hiçbir şey anlamıyorum."
"Anlaman gerekmiyor."
Bana doğru biraz yaklaştı.
"Şimdilik sadece bana güven."
Bu cümleyi duyunca içimde tuhaf bir his oluştu.
Bir yabancıya güvenmek...
Bize öğretilen ilk kurallardan biri, insanlara körü körüne güvenmememizdi.
Özellikle de duygularını kontrol etmeyenlere.
Ama karşımdaki çocuk, herkesin kaçındığı şeyi yapıyordu.
Hissediyordu.
Korkuyordu.
Öfkeleniyordu.
Ve bana yardım ediyordu.
"Alaz."
"Efendim?"
"Sen neden korkmuyorsun?"
Bir an yüzüme baktı.
Sonra çok hafif gülümsedi.
"Korkuyorum."
"Öyle görünmüyorsun."
"Çünkü korkmakla korkunun beni yönetmesine izin vermek aynı şey değil."
Bu cümleyi uzun süre unutamayacağımı o an bilmiyordum.
Alaz kapıyı açtı.
Dışarı çıktığımızda soğuk hava yüzüme çarptı.
Şehrin arka tarafındaki dar bir sokağa çıkmıştık.
Gökyüzünde üç gözetleme dronu vardı.
Alaz başını kaldırmadan yürümeye başladı.
Ben peşinden giderken bir kez daha bileğime baktım.
Kırmızı ışık sönmüştü.
Ama artık bunun bir hata olmadığını biliyordum.
Çünkü Alaz da görmüştü.
Ve ilk defa biri bana, sistemin söylediklerinden daha fazla güvenmem gerektiğini hissettirmişti.
Belki de annemin dün gece söylediği şey doğruydu.
Bazı duygular insanın kendisine bile karşı gelmesine neden olabilirdi.
Ben sadece henüz bunun neden bu kadar korkutucu olduğunu bilmiyordum.
Alaz birkaç metre ileride durdu.
Arkasını dönüp bana baktı.
"Nisan."
"Ne?"
"Bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Bölüm Yorumları