İstanbul'da bazı geceler diğerlerinden farklıydı.
Şehrin ışıkları aynı şekilde yanar, vapurlar aynı sulardan geçer, sokaklarda insanlar aynı telaşla yürürdü. Fakat gece yarısından sonra, özellikle eski binaların ve dar sokakların gölgelerinde, zamanın kendisi sanki birkaç saniyeliğine dururdu.
Kimse bunu fark etmezdi.
Kimse, şehrin bazı köşelerinde geçmişin hâlâ nefes aldığını bilmezdi.
Ve dört farklı insan, aynı gece birbirlerinden habersiz bir şekilde uyanmak üzereydi.
Dördünün de aynı şeyi görmesiyle.
Bir mühür.
Dört parçaya ayrılmış siyah bir mühür.
Ve mührün tam ortasında, birbirine bağlanan dört sembol:
Gölge.
Ateş.
Su.
Rüzgâr.
NOXEN
Noxen, geceleri uyumayı sevmiyordu.
Aslında uyuyamıyordu.
Saat 02.17'de gözlerini açtığında odası tamamen karanlıktı. Pencereden sızan İstanbul ışıkları duvarın üzerinde soluk çizgiler oluşturuyordu.
Bir süre tavana baktı.
Sonra nefesini tuttu.
Yine aynı rüyayı görmüştü.
Hatırlamak istemediği bir rüyayı.
Yavaşça yatağından kalktı ve pencereye yürüdü. Üzerindeki siyah gömleğin kollarını dirseklerine kadar sıvadı.
Camdaki yansımasına baktı.
Dağınık siyah saçlar.
Solgun ten.
Keskin yüz hatları.
Ve insanın gözlerinin içine baktığında bile ne düşündüğünü anlayamadığı koyu renk gözler.
Noxen, kendisini yıllardır böyle görüyordu.
Mesafeli.
Sessiz.
Kontrollü.
İnsanlarla arasına görünmez bir duvar koyuyordu.
Çünkü insanlara güvenmenin bedelini bir kez ödediğini düşünüyordu.
Oysa bilmediği bir şey vardı.
Bu, onun ilk hayatında da yaptığı bir şeydi.
Masasının üzerinde eski bir defter duruyordu.
Defterin kapağı yıpranmış, kenarları kararmıştı. Noxen onu birkaç yıl önce eski bir dükkândan satın almıştı.
Neden aldığını bilmiyordu.
Sadece kapağına dokunduğunda tuhaf bir his yaşamıştı.
Sanki defteri daha önce görmüştü.
Defteri açtı.
Boş bir sayfaya baktı.
Sonra parmaklarını sayfanın üzerine koydu.
Bir anda gözleri büyüdü.
Kısa bir görüntü.
Kanlı olmayan ama karanlık bir oda.
Eski kıyafetler.
Çığlıklar.
Bir adam.
Ve kendisine uzanan bir el.
Noxen elini hızla geri çekti.
Defter yere düştü.
"Yine mi?"
Sesindeki öfke kendisineydi.
Bir an sonra yerdeki defterin sayfalarından biri kendiliğinden çevrildi.
Noxen yaklaşmadı.
Sayfada daha önce olmayan bir sembol vardı.
Hilal şeklinde bir gölge.
Noxen'in yüzündeki ifade değişti.
Çünkü sembolü tanıyordu.
Nereden tanıdığını bilmiyordu.
Ama tanıyordu.
Ve o gece ilk kez şu düşünce zihnine yerleşti:
Belki de bazı anılar unutulmaz. Sadece bekler.
AUREN
Şehrin başka bir yerinde, Auren'in gecesi çok daha sıcaktı.
Bir spor salonunun çıkışında tek başına yürüyordu.
Kulaklıkları boynundaydı.
Üzerinde siyah bir tişört ve koyu renk bir ceket vardı.
Kızıl-kahverengi saçları gün boyunca yaptığı antrenmandan dolayı dağılmıştı.
Auren dışarıdan bakıldığında kolayca fark edilen biriydi.
Konuşkan.
Kendinden emin.
İnsanlarla hızlı bağ kuran.
Ve çoğu zaman sorunları bir şakayla geçiştiren biri.
Ama onu gerçekten tanıyan biri, bütün bunların altında başka bir Auren olduğunu bilirdi.
Koruyucu olan.
Sevdiklerini kaybetmekten korkan.
Ve yanlış bir karar vermekten fazlasıyla çekinen.
Telefonu çaldı.
Bir arkadaşından mesaj gelmişti.
Auren mesajı okuyup gülümsedi.
Tam telefonu cebine koyarken eli durdu.
Avucunun içinde hafif bir sıcaklık hissetti.
Kaşlarını çattı.
Sıcaklık birkaç saniye içinde arttı.
Auren elini açtı.
Parmaklarının arasında çok küçük bir alev belirdi.
Gözleri büyüdü.
Alev bir anda kayboldu.
Auren etrafına baktı.
Kimse görmemişti.
"Bu da neydi?"
Avucuna tekrar baktı.
Kalbi hızla çarpıyordu.
Sonra geçmişinden gelen bir görüntü zihninde belirdi.
Bir savaş alanı.
Duman.
Ateş.
Uzakta duran bir insan.
Auren ona ulaşmaya çalışıyordu.
Koşuyordu.
Ama yetişemiyordu.
Görüntü bir anda kayboldu.
Auren dizlerinin üzerine çöktü.
Nefesini düzenlemeye çalıştı.
Bir süre sonra başını kaldırdığında karşısındaki dükkânın camında kendi yansımasını gördü.
Fakat yansımasının arkasında başka bir şey daha vardı.
Alevlerle çevrili eski bir adam.
Auren döndü.
Kimse yoktu.
Tekrar cama baktığında görüntü kaybolmuştu.
Auren ayağa kalktı.
İlk kez korkmuştu.
Çünkü o görüntüyü daha önce hiç görmemişti.
Ama içindeki bir şey ona fısıldıyordu:
O adamı tanıyorsun.
MAREON
Mareon için gece her zaman daha sessizdi.
Deniz kenarında oturmuş, dalgaları izliyordu.
Beyaz gömleğinin birkaç düğmesi açıktı. Koyu saçları rüzgârla yüzüne düşüyordu.
Diğerlerinden farklı olarak Mareon sessizliği seviyordu.
İnsanları gözlemlemeyi, onların söylemediklerini anlamayı seviyordu.
Birinin yüzüne baktığında üzgün olduğunu anlayabilir, bir insanın sesindeki küçücük değişiklikten yalan söyleyip söylemediğini fark edebilirdi.
Ama kendisi hakkında konuşmayı sevmezdi.
Özellikle ailesi hakkında.
Çünkü onun en büyük yarası ailesiydi.
Geçmiş yaşamından kalan en güçlü his de buydu.
Ayrılık.
Denizden ayrılmak zorunda kalmıştı.
Bir yerden başka bir yere sürüklenmişti.
Ve yıllar boyunca gerçek ailesinin yüzünü hatırlamamıştı.
Mareon o gece elini suya soktu.
Deniz soğuktu.
Bir an hiçbir şey olmadı.
Sonra suyun yüzeyi titreşti.
Mareon'un gözleri değişti.
Denizin üzerinde görüntüler oluşmaya başladı.
Bir ev.
Bir kadın.
Bir çocuk.
Bir gemi.
Ve ardından...
Karanlık.
Mareon elini sudan çekti.
Görüntü kayboldu.
Ama bu kez gördüğü şey kendi geçmişi değildi.
Başka biriydi.
Siyah giyinmiş bir genç adam.
Elinde eski bir mühür taşıyordu.
Mareon onu tanımıyordu.
Fakat görüntüdeki kişinin gözlerine baktığı anda kalbi sıkıştı.
Sanki yıllardır onu tanıyormuş gibi.
"Sen kimsin?"
Deniz cevap vermedi.
Ama dalgaların arasından küçük, metalik bir parça kıyıya vurdu.
Mareon eğilip onu aldı.
Eski bir kolye ucuydu.
Üzerinde su damlasına benzeyen bir sembol vardı.
Parmakları metale değdiği anda başka bir ses duydu.
Bir erkek sesi.
Çok uzaklardan geliyordu.
"Dördümüz yeniden bir araya gelmeden mühür tamamlanmayacak."
Mareon'un nefesi kesildi.
"Dördümüz mü?"
VAELEN
Vaelen ise yüksek bir binanın çatısındaydı.
Şehrin tamamı ayaklarının altındaymış gibi görünüyordu.
İstanbul'un ışıkları gecenin karanlığını parçalıyordu.
Vaelen korkulukların yanında durmuş, rüzgârın yüzüne vurmasına izin veriyordu.
Rüzgârı seviyordu.
Çünkü rüzgâr hiçbir yerde kalmazdı.
Vaelen de öyleydi.
Bağlanmaktan hoşlanmazdı.
Sürekli hareket ederdi.
Yeni yerler görür, yeni insanlarla tanışır ve hiçbir yerde uzun süre kalmazdı.
Çünkü bir yere bağlanırsa onu kaybetmekten korkuyordu.
Bu korkunun nereden geldiğini bilmiyordu.
Ta ki o geceye kadar.
Rüzgâr aniden yön değiştirdi.
Vaelen başını kaldırdı.
Gökyüzünde bulutlar hızla hareket etmeye başladı.
Sonra hava çevresinde dönmeye başladı.
Ceketinin kenarları havalandı.
Vaelen bir adım geri çekildi.
"Tamam..."
Ellerini kaldırdı.
Rüzgâr durdu.
Vaelen birkaç saniye boyunca ellerine baktı.
Sonra güldü.
Sinirli bir gülüştü.
"Harika."
Tam arkasını dönecekken bir ses duydu.
Fısıltı gibi.
Ama çok net.
"Sessiz kaldığın şeyi hatırlıyor musun?"
Vaelen dondu.
Gözlerinin önüne bir görüntü geldi.
Eski bir oda.
Dört kişi.
Ortalarında mühür.
Ve kendisi.
Konuşmak üzereydi.
Fakat konuşmadı.
Bir sır biliyordu.
Ve susmuştu.
Sonra görüntü değişti.
Birinin yere düştüğünü gördü.
Vaelen gözlerini kapattı.
"Hayır..."
Görüntü kayboldu.
Ama artık bir şeyden emindi.
Geçmiş yaşamında yaptığı en büyük hata konuşmamak değildi.
Kimin karşısında sustuğunu hatırlayamamasıydı.
DÖRT AYNI GECE
Saat 03.03 olduğunda dört karakter aynı anda aynı şeyi gördü.
Noxen'in odasında...
Auren'in sokağında...
Mareon'un deniz kenarında...
Vaelen'in çatısında...
Dört farklı yerde, dört farklı hayatın içinde aynı sembol belirdi.
Mühür.
Noxen'in önünde gölgelerden oluştu.
Auren'in karşısında alevlerin içerisinde belirdi.
Mareon'un önünde deniz suyunun üzerinde oluştu.
Vaelen'in etrafında rüzgârın içerisinde döndü.
Ve mühür dört parçaya ayrıldı.
Her parçanın üzerinde farklı bir sembol vardı.
Hilal.
Alev.
Damla.
Sarmal.
Dördünün de kalbi aynı anda hızlandı.
Ve aynı anda, daha önce hiç tanımadıkları bir sesi duydular.
"İlk yaşamınız sona erdi."
Bir sessizlik.
"İkincisi başladı."
Mühür çatladı.
Ve ses son kez konuştu.
"Bu kez birbirinizi bulmanız gerekiyor."
Her şey bir anda normale döndü.
Noxen odasında tek başına kaldı.
Auren sokakta.
Mareon denizin yanında.
Vaelen çatıda.
Hiçbiri diğerlerinin varlığından haberdar değildi.
Henüz.
Fakat dördünün de üzerinde aynı sembol ortaya çıkmıştı.
Ve dört farklı yerde, aynı anda, eski bir mühür yeniden uyanmıştı.
Noxen elindeki deftere baktı.
Auren avucundaki yanık izine.
Mareon denizden çıkardığı kolyeye.
Vaelen ise hâlâ hareket etmeyen gökyüzüne.
Hiçbiri bunu bilmiyordu.
Ama o gece başlayan şey, yalnızca geçmiş yaşamlarını hatırlamalarına neden olmayacaktı.
Çünkü geçmişte yarım kalan bir hikâye vardı.
Ve bu kez...
hikâyenin sonunu değiştirme şansı onlara verilmişti.
Bölüm Yorumları