Havalimanının soğuk ışıklarından sıyrılıp eve doğru geçerken, Araz'ın yüzünde bıraktığım o şaşkın ifadeyi düşündükçe dudaklarımda mağrur bir tebessüm beliriyordu. Sırtıma yapışan üniformanın yorgunluğunu üzerimden atmak, duşun altına girip günün bütün gerilimini sıcak suyla akıtmak istiyordum.
Eve adım attığımda beni salondan yükselen neşeli konuşma sesleri ve buram buram kokan fırınlanmış kuzu eti kokusu karşıladı.
"Ela, geldin mi kızım?" Babam Ali Yıldız, yüzündeki o babacan gülümsemeyle salondan koridora çıktı. Yaka düğmesini hafifçe gevşetmişti, neşesi gözlerinden okunuyordu. "Tam zamanında geldin! Bugün holding için tarihi bir gün. Yeni dev yatırımcımızla ön anlaşmayı imzaladık. Kutlamak için akşam yemeğine davet ettim, sana da sürpriz olsun istedim."
"Aman baba..." dedim çantamı vestiyere asarken. "Çok yorgunum, uçuşum yeni bitti. Üstelik üzerimde hâlâ üniformam var. Ben üzerimi değiştirip odamda dinlensem..."
"Olmaz öyle şey," diyerek babam sevecen ama itiraz kabul etmez bir tavırla koluma girdi. "Bu şirketi Aralık ayında sana devredeceğim Ela. Masada senin de bulunman şart. Hem misafirimiz de geleceğin yöneticisiyle tanışmak için sabırsızlanıyor. Git hemen üzerini değiştir, bekliyoruz."
Hızla odama çıkıp rahat ama şık bir elbise giydim. Saçlarımı serbest bırakıp salona doğru ilerledim. Kapının eşiğinden içeri adımımı attığım an, damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim.
Salondaki geniş deri berjerde, elindeki kristal kadehi parmaklarının arasında yavaşça döndüren adam... Araz Soylu.
Kusursuz taranmış koyu renk saçları ve ortama hâkim duruşuyla salonun tam merkezindeydi. Bakışları benimle buluştuğu an, kadehi tutan parmakları bir anlığına duraksadı. Gözlerindeki o alaycı parıltı yeniden belirdi ama bu sefer içinde koca bir şaşkınlık dalgası da vardı. Araz, havalimanında atıştığı "cüretkâr hostesin" aslında Yıldız Holding'in biricik varisi olduğunu tam da o an kavradı.
"Kızım Ela," dedi babam gurur dolu bir sesle. "Şu an THY'de uçuş yapıyor ama yakında holdingin direksiyonuna geçecek."
Araz, oturduğu berjerden ağır hareketlerle ayağa kalktı. 1.86'lık boyu ve geniş omuzlarıyla salondaki tüm ışığı üzerine çekiyor gibiydi. Gözleri üzerimdeki sivil kıyafete ve yüzümdeki yorgun ama dik ifadeye kaydı.
"Memnun oldum, Ela Hanım," dedi sesi salonda yankılanan davudi ve iğneleyici bir tonda. Elini bana doğru uzattı. "Demek Yıldız Holding'in gerçek varisi sizdiniz. Uçuşumuz ne kadar hareketliyse, bu karşılaşma da bir o kadar sürpriz oldu."
Uzatılan eli tuttum. Parmaklarının sıcaklığı ve güçlü kavraması tenimi yakıp geçerken gözlerimi bir saniye bile gözlerinden kaçırmadım.
"Dünya küçük, Araz Bey," dedim sesimdeki soğukkanlılığı koruyarak. "Umarım yatırımlarınız da uçuş tercihleriniz ve zamanlamalarınız kadar isabetli olur."
Gözleri hafifçe kısıldı. Yemek boyunca babam geleceğe dair planları anlattı; Araz ise tabağıyla ilgilenir gibi görünüp masanın altından bana zihinsel oklar fırlattı. Her fırsatta sözü "tecrübesizliğe" ve "yönetim risklerine" getirip beni sıkıştırmaya çalıştı; ben ise babamın fark edemeyeceği kadar ince ama Araz'ın egosunu çizen keskin cevaplarla karşılık verdim. Masadaki havanın elektriği, fırından çıkan yemeklerden çok daha sıcaktı.
Ertesi Gün - Yıldız Holding Yönetim Katı (10.00)
Dün akşamki gerilimli yemeğin ardından sabahın erken saatlerinde ayaktaydım. Saçlarımı sıkı bir topuz yapmış, üzerime jilet gibi oturan füme renkli bir tayyör giymiştim. Hazırladığım yeni nesil mimari tasarım projesinin tüm detayları dosyamdaydı.
Yönetim katındaki büyük toplantı salonunun camla kaplı duvarından İstanbul manzarasını izlerken derin bir nefes aldım.
Kapı açıldı. Araz Soylu, arkasında iki asistanı ve elindeki siyah deri çantasıyla içeri girdi. Dün akşamki "nezaketen gülümseyen misafir" maskesi tamamen düşmüştü. Karşımda, iş dünyasının acımasız ve soğuk prensi duruyordu.
Masanın başındaki koltuğu çekip oturdu. Dosyaları önüne sertçe bırakırken bakışlarını doğrudan gözlerime dikti.
"Evet Ela Hanım," dedi ellerini masanın üzerinde kenetleyip öne doğru eğilerek. "Dün akşam evinizde güzel bir yemek yedik, babanızın misafirperverliğine diyecek yok. Ama burası Yıldız Holding. Ve ben bu masaya milyonlarca dolarlık bir bütçe koyuyorum. Şimdi bana bu projenin neden batmayacağını anlatın... Tabii gökyüzünde servis yapmaktan, karadaki yönetim risklerini hesaplamaya vakit bulabildiyseniz."
Toplantı salonundaki yöneticilerin nefesi kesildi. Masadaki herkes bakışlarını bana çevirdi. Araz, beni ilk rauntta herkesin önünde nakavt etmek istiyordu.
Sakin kalmaya çalışarak önümdeki dosyayı açtım. Sandalyemde dikleştim ve yüzüme kendinden emin bir tebessüm yerleştirdim.
"Kabin memurluğu bana kriz anında panikleyen, egosuna yenik düşen insanları soğukkanlılıkla yönetmeyi öğretti, Araz Bey," dedim sesimi toplantı salonunda çınlatarak. "Mesela şu an tam karşımda olduğu gibi... İsterseniz kişisel ego savaşlarınızla masadaki heyetin vaktini çalmayalım ve doğrudan projenin yüzde kırk kâr marjı getiren sunumuna geçelim. Ne dersiniz?"
Araz'ın çene kasları kenetlendi. Gözlerinde tehlikeli bir şimşek çaktı ama geri adım atmadı: "Gösterin bakalım. Beni ikna etmek uçaktaki yolcuları ikna etmeye benzemez, Ela Yıldız."
Araz'ın bakışlarındaki meydan okuyan ifadeye karşı milim bile kımıldamadım. Özgüvenli gülümsememi bozmadan projeksiyon kumandasını elime aldım ve salonun ışıkları hafifçe kararırken sunumu başlattım.
"Mimarimizin temelini oluşturan bu proje, sadece estetik bir tasarım değil; aynı zamanda İstanbul'un en riskli zemin hatlarından birine inşa edilecek sürdürülebilir bir yapı," diyerek söze başladım. Sesim salonda yankılanırken her bir grafik ve analizi tane tane anlatıyordum.
Araz, sandalyesinde geriye yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde beni izliyordu. Tam sunumun en kritik noktasına geldiğimde elini hafifçe kaldırarak sunumu böldü:
"Güzel bir hikâye Ela Hanım," dedi alaycı bir tonda. "Ama gerçekler grafiklerden ibaret değildir. Bahsettiğiniz bu bölgede zemin sıvılaşması riski çok yüksek. Bütçenin yüzde otuzunu sadece temel güçlendirmeye yatırırsanız, vaat ettiğiniz kâr marjı tamamen erir. Üstelik malzeme tedarik zincirindeki olası bir gecikme projenizi altı ay rötara sokar. Bana süslü kelimelerle değil, bu riski nasıl kompanse edeceğinizi anlatın."
Salondaki yönetim kurulu üyeleri huzursuzca kıpırdandı. Babam Ali Bey bile kaygıyla bana baktı. Araz, bir mimarın bile üzerine saatlerce düşüneceği teknik ve finansal bir detayla beni köşeye sıkıştırdığını sanıyordu.
Derin bir nefes aldım. Dosyamdan çıkardığım ek analiz raporunu doğrudan Araz'ın önüne doğru kaydırdım.
"Ben de tam olarak o konuya gelecektim Araz Bey," dedim, bakışlarımı onun koyu renk gözlerine sabitleyerek. "Bahsettiğiniz zemin riskini daha proje aşamasındayken öngördük. Sayfa dörtteki jet-grouting ve derin karıştırma tekniklerine bakarsanız, zemin güçlendirme maliyetini standart bütçenin içine dahil ettiğimizi görürsünüz. Ayrıca malzeme tedarik zincirindeki rötarlar için de tek bir tedarikçiye bağlı kalmak yerine, yerli ve sürdürülebilir üç farklı üreticiyle ön anlaşma sağladık. Yani bütçemiz erimiyor; aksine kriz anlarında bile %22 koruma kalkanına sahip."
Araz önüne düşen rapordaki rakamlara baktı. Kaşları hafifçe çatıldı. Sayfaları hızlıca çevirirken yüzündeki o kibirli ifadenin yerini dikkatli ve şaşkın bir ciddiyet aldı. Beklediği "tecrübesiz hostes" cevabı değil, karşısında dersine kusursuz çalışmış, kriz yönetimini en ince ayrıntısına kadar hesaplamış stratejik bir lider vardı.
Masanın diğer ucundaki kıdemli yöneticilerden biri hafifçe öksürerek araya girdi: "Harika bir kriz yönetimi planı Ela Hanım. Gerçekten hiçbir detay atlanmamış."
Araz raporu yavaşça kapattı. Gözlerini rapordan kaldırıp bana baktığında, içindeki o sert buzların ardında ilk kez gerçek bir saygı ve gizli bir hayranlık kıvılcımı gördüm. Dudağının kenarı belirsizce kıvrıldı.
"Etkileyici..." dedi sesi bu kez daha alçak ama samimi bir ton alırken. "Risk analiziniz sandığımdan daha sağlam çıktı."
"Gökyüzünde türbülansa yakalandığınızda kenara çekilip bekleyemezsiniz Araz Bey," dedim kumandayı masaya bırakıp sandalyeme otururken. "Krizi yönetmek zorundasınızdır. Masadaki herkes gibi siz de Yıldız Holding'in geleceğinin emin ellerde olduğunu anlamışsınızdır umarım."
Bölüm Yorumları