İstanbul’un nemli ve kasvetli havası, arabanın camına yapışan ince su damlalarıyla kendini hissettiriyordu. Gece, şakaklarını soğuk cama yaslamış, dışarıdan bir film şeridi gibi akıp giden yabancı sokakları izliyordu. İzmir’in o tanıdık, ılık deniz kokusundan ve cıvıl cıvıl kordonundan sonra bu devasa metropol ona sadece ürkütücü bir labirent gibi gelmişti. Babasının devlet dairesindeki ani tayini, hayatındaki tüm düzeni bir gecede altüst etmişti; arkadaşlarından, alışkın olduğu sokaklardan ve en önemlisi kendi güvenli alanından koparılmıştı.
"Gece, geldik kızım. Okul burası."
Babasının sesiyle irkilerek derin bir uykudan uyanır gibi oldu. Bakışlarını camdan yukarı kaldırdığında Karahan Koleji’nin heybetli, tarihi ve bir o kadar da soğuk mimarisiyle karşılaştı. Yüksek taş duvarlar, geniş sarmaşıklı bahçe ve devasa demir kapının önünde öbek öbek toplanmış pahalı kıyafetli öğrenciler... Burası bir liseden ziyade tarihi bir şatoyu andırıyordu. Gece, omuzlarını düşürmeden göğsünü kabarttı, derin bir nefes alıp çantasının askısını sıktı.
"Tamam baba, çıkışta görüşürüz," dedi ve kapıyı açıp kendini dışarı attı.
Arabadan indiğinde sonbaharın sert rüzgarı uzun, koyu renk saçlarını yüzüne savurdu. Lise son sınıfa başka bir şehirde, tek bir tanıdığı bile olmadan başlamak tam anlamıyla bir kabustu. Adımlarını binanın girişine doğru yönlendirdi. Koridorlar lüks mermerlerle kaplıydı, içeride ağır bir pahalı parfüm ve ciddiyet kokusu vardı. Gece kendisini tamamen buraya ait değilmiş gibi hissediyordu. Müdürün odasından sınıf kağıdını ve ders programını alıp 12-A sınıfının önüne geldi. Ahşap, oymalı kapıyı hafifçe çalarak içeri girdi.
İçerideki hararetli uğultu bir anda bıçak gibi kesildi ve onlarca çift meraklı göz ona döndü. Sınıfın ortasındaki öğretmen masasında oturan orta yaşlı kadın neşeyle gülümsedi: "Evet gençler, yeni arkadaşınız Gece Yılmaz. İzmir’den aramıza katıldı. Gececim, boş bir yere geçebilirsin."
Gece hızlıca sınıfı taradı. Çoğu sıra ikişerli olarak dolmuştu. En arka sıranın bir önünde, cam kenarında tek başına oturan, kıvırcık kızıl saçlı ve güleryüzlü bir kız ona heyecanla eliyle işaret ediyordu. Gece rahat bir nefes alarak o sıraya doğru yürüdü ve çantasını yan tarafa bırakıp oturdu.
"Selam! Ben Alya," dedi kız, enerjik ve neşeli bir fısıltıyla. "Sonunda yanıma normal biri oturdu, şükürler olsun! Yanımdaki kız geçen hafta başka okula nakil oldu da, tek kalmıştım."
Gece dudaklarında hafif bir tebessümle yanıt verdi: "Ben de Gece. Memnun oldum."
"İzmir’den geldin demek? Şimdiden söyleyeyim, buranın havası da insanı da biraz soğuktur ama merak etme, ben sana ortamı gezdirir, kimden uzak durman gerektiğini tek tek anlatırım," dedi Alya göz kırparak.
İlk iki ders boyunca öğretmenlerin anlattıklarından çok Alya’nın fısıltılarıyla geçti zaman. Alya öyle sıcakkanlı ve gevezedi ki, Gece sanki yıllardır onu tanıyormuş gibi hissetmeye başladı. Alya’nın bu neşeli tavırları, Gece’nin içindeki o ağır yabancılık hissini söküp atmıştı. Teneffüs zili çaldığında Alya hemen Gece’nin koluna girdi. "Gel bakalım yeni kız, sana okulun en meşhur alanını —yani bahçedeki çardakları— göstereyim."
Okulun geniş arka bahçesine çıktıklarında sonbahar güneşi bulutların arasından hafifçe süzülüyordu. Öğrenciler gruplar halinde oturmuş kahvelerini içiyor, sohbet ediyordu. Ancak bahçenin en ucundaki, etrafı sık sarmaşıklarla kaplı özel çardakta garip bir sessizlik egemendi. Orada sadece tek bir kişi oturuyordu.
Siyah deri ceketi, darmadağınık koyu renk saçları ve elindeki dumanı tüten kahve bardağıyla etrafındaki kargaşadan tamamen soyutlanmış gibi duran bir adam... Duruşu, omzundaki genişlik, bakışlarındaki tehlikeli sakinlik ve olgunluk, etraftaki diğer lise öğrencilerinden çok farklıydı. Gece’nin bakışları ister istemez o adama takılı kaldı.
Alya, Gece’nin nereye baktığını fark ettiği anda sesini iyice alçaltarak Gece’nin kolunu sıktı. "Gece... Sakın o tarafa bakma. Hatta o yöne nefes bile alma."
Gece gözlerini o gizemli adamdan ayırmadan sordu: "Kim o? Öğretmen mi?"
"Keşke öğretmen olsa," diye fısıldadı Alya endişeyle. "O, Araz Karahan. Bu okulun bağlı olduğu dev vakfın kurucusunun oğlu. Normalde iki yıl önce mezun olması gerekiyordu ama okulu kendi isteğiyle uzattı. Yani bizden üç yaş büyük, 20 yaşında. Kimse neden hala burada olduğunu bilmiyor. Kimseyle konuşmaz, kimse onun yanına yaklaşamaz. Okulun kuralları onun için geçerli değildir. Yani anlayacağın... Araz Karahan bu okulun karabasanıdır, koridorun sonundaki o karanlık gölgedir. Uzak durman gereken bir numaralı isim."
Gece tam gözlerini çekecekken, Araz başını yavaşça kaldırdı. Siyah, son derece derin ve keskin gözleri doğrudan Gece’nin gözleriyle buluştu. İkisi arasındaki mesafe onlarca metre olmasına rağmen, Gece sanki Araz’ın o ağır, odunsu kokusunu ve sıcak nefesini yanı başında hissetti. Araz’ın dudaklarının kenarında hafif, belirsiz bir kıvrılma belirdi; sanki Gece’nin onu incelediğini fark etmiş ve bundan gizli bir keyif almış gibiydi.
Gece’nin kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. İçinde daha önce hiç tatmadığı, tehlikeli ama bir o kadar da baştan çıkarıcı bir ürperti hissetti. Araz Karahan, bu okula attığı ilk adımda Gece’nin radarına girmişti... Ve Gece, koridorun sonundaki bu adamın hayatını kökünden değiştireceğinden henüz habersizdi.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Ohacokiyiiii
Acil yeni bölüm çünkü müükkkk
Teşekkür ederim aşkmm
Çook güzel olmuşş
Yorum
Yorum bulunamadı.