"Yeter artık!" diye çığırdı Helin. Sinirden adeta çıldırmıştı. "Ne demek benim kedimi sokağa attın? Ne yaptı sana, ısırdı mı?!"
Helin'in babası Ata, büyük bir umursamazlıkla, "O sadece pis, lanet olası bir hayvan Helin. Ne abarttın," dedi.
Helin’in öfkesi dinmiyordu. "Pekala!" dedi ve evden büyük bir hışımla çıktı. Adımları onu, evlerinin hemen yanındaki o sık ormana götürüyordu. Annesi öldüğünden beri sadece burada, bu ağaçların arasında rahat bir nefes alabiliyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken fısıldadı: "Anne, neredesin? Eğer hayatta olsaydın, babamın bu kötülüğü yapmasına asla izin vermezdin."
Tam o sırada, yakınlardaki bir çalılığın arasından hışırtı sesleri geldi. Helin irkilerek ayağa fırladı. "Kim var orada?!" diye bağırdı. Bir yanıt gelmedi.
Yavaş ve sessiz adımlarla çalılığa doğru yanaştı. Dalları araladığında karşısında minik bir canlı gördü. Bembeyaz tüyleriyle tıpkı bir meleğe benzeyen bir köpek yavrusuydu bu. Helin’in yüzündeki korku yerini şefkate bıraktı. "Aaa, sen miydin? Merhaba tatlı şey," diyerek onu usulca kucağına aldı.
Tam o an göz göze geldiler. Küçük yavrunun buz mavisi gözleri, Helin’in yemyeşil gözleriyle buluştuğunda, aralarında görünmez ve kopmaz bir bağ filizlendi. Helin uzun zaman sonra ilk kez içtenlikle gülümsedi.
Gece usul usul çökerken, Helin bir gökyüzüne, bir de kucağındaki minik canlıya baktı. "Bembeyazsın, aynı Polaris gibi... Senin adın Polaris olsun. Yani Kutup Yıldızı. Sen güçlü bir kızsın küçük Polaris, her zaman da güçlü ol, oldu mu?"
Yavruyu göğsüne bastırarak doğruldu. "Şimdi seni eve götüreceğim ama babama yakalanmamamız gerek. Hadi bakalım."
Helin ve Polaris gecenin karanlığında gözden kaybolurken, gökteki ay yollarını aydınlatıyordu. Uzaklardan bir yerlerden, kurtların kendi şarkılarını söyleyen ulumaları yankılandı. Helin cesurdu ve Polaris'i o eve sokmaya kararlıydı. Önlerinde ne olduğunu bilmedikleri bir yol vardı; ya birlikte yeni bir tarih yazacaklardı ya da tarihin tozlu sayfalarında kaybolacaklardı
Bölüm Yorumları