Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Gökyüzü lacivert bir örtü gibi geceyi kaplamıştı. Yıldızların altında durmuş, düşünüyordum. İçimde avazım çıktığı kadar bağırma isteği vardı ama tek bir kelime bile edemiyordum. Kafamın içi öylesine doluydu ki kendimle konuşmaktan bana yaklaşan ayak seslerini bile duymamıştım.
“Bu günlerde burası pek rağbet görmüyor.”
Sesi, düşüncelerimi yarıp geçti.
Başımı kaldırdığımda gözlerini gözlerimden ayırmayan kehribar tonlarında gözlerle karşılaştım. İki kolunu göğsünde birleştirmişti. Soğukkanlı duruşu, yakışıklılığını daha da keskin gösteriyordu. Oturduğum yerde toparlandım.
“Hep gelir misin buraya?” dedim, beklediğimden daha cılız çıkan sesimle.
Hazır cevaplarıyla insanları susturabilen ben, nedense konuşmayı uzatmak istiyordum. İzin isteyeceğini sanmıştım ama hiçbir şey demeden yanıma oturdu. Yine de aramızda dikkatli bir mesafe bıraktı. Sonbaharın ilk günleriydi. Rüzgâr hafif ama huzursuz ediciydi.
Krem renkli keten gömleğinin sıvadığı kolları, geniş omuzları ve hareket ettikçe yayılan o erkeksi koku… Gözlerimi kaçırmaya çalışıyordum ama bakmamak giderek zorlaşıyordu.
“Sadece kafamı dinlemek istediğim zamanlarda gelirim.”
Eliyle çimenleri koparırken konuştu.
“Sanırım bu gece ortak bir ihtiyacımız var.”
Bu kez ona çekinmeden baktım.
Gözlerini hâlâ gökyüzünden ayırmıyordu ama dudaklarının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı. O küçücük tebessüm bir anlığına yüzünü değiştirmişti. Sonra yine aynı mesafeli ifadeye döndü.
Onu bu kadar incelediğimin farkında mıydı bilmiyordum. İçimdeki bir ses uzak durmam gerektiğini söylüyordu. Ama başka bir yanım, anlamsız bir şekilde ona çekiliyordu. Bir süre sessizce oturdu. Sonra derin bir nefes alıp bana baktı. Bakışlarının içinde çözemediğim bir keder vardı.
“Peki ya biri… kaçtığın kişiyi senden daha iyi tanıyorsa?”
Sözler ağzımdan düşünmeden dökülmüştü.
Aramızdaki konuşma gittikçe tuhaf bir hâl alıyordu. Sorduğum her soruyla dengemin bozulduğunu, farkında olmadan kendi iç dünyamdan parçaları ona sunduğumu hissediyordum. Kendimi, yavaş yavaş çözülürken buldum. Duraksadı.
Boğazı düğümlenmiş gibi yutkundu. İlk defa bu kadar huzursuz görünüyordu.
Bir anda oturduğu yerden kalktı. Üzerine yapışan çimenleri bile umursamamıştı. Sanki birkaç saniye daha yanımda kalırsa bir şeyleri ele verecekmiş gibiydi. Nezaketen ben de ayağa kalktım. Boyu benden oldukça uzundu; ona bakabilmek için başımı hafifçe kaldırmam gerekiyordu.
Elini bana doğru uzattı.
“Adım Aldebaran.” dedi usulca.
Kısa bir duraksamanın ardından gözlerini gözlerime dikti.
“Aras Aldebaran.”
İsmindeki tuhaf ağırlık tenime işleyen soğuk bir rüzgâr gibiydi.
“Yalnızca Hazan.” dedim ürkekçe.
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Memnun oldum… yalnızca Hazan.”
Sesindeki hissizlik, gülümsemesini daha da ürpertici yapıyordu.
“Belli ki yine görüşeceğiz.”
Arkasını dönüp ağaçların arasından uzanan yola doğru yürümeye başladı.
Ben ise gözden kaybolana kadar onu izledim.
Ve tam o anda…
İçimde, anlam veremediğim bir duygu yankılandı. Daha önce hiç hissetmediğim kadar yoğun, tuhaf ve tanıdık bir his. Sanki onu ilk kez görmüyormuşum gibiydi.
Ve en korkuncu…
O da bunu biliyor gibiydi.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları