Yaren Aksoy
Hayatı kitaplara konu olacak kadar güzel geçen bir kadınım ben.
Ailem beni fazlasıyla sevdi.
Ben küçükken babam ölmüş. Gerçek babamı hiç tanımadım; internetten bir resmini göstermişlerdi bana.
Pek de iyi bir insan olmadığını biliyordum o fotoğrafa bakarken.
Beni Emir babam büyüttü.
Bir gün, bir gün bile hissettirmedi bunu bana öz evladıymışım gibi sardı sarmaladı.
O, hayatımda tanıdığım en iyi insandı.
Annemle öyle güzel seviyorlardı ki birbirlerini...
Annem bana hamileyken tanışıp aşık olmuşlar birbirlerine.
Gözlerindeki o ışığı gördükçe, insanın böyle bir aşk için dualar edesi geliyordu.
Güzelce giyinip aşağıya indim.
Bugün Savaş amcamlar gelecekti kahvaltıya.
Annem ve babam yine dip dibe oturuyorlardı salonda.
Hemen neşeyle yanlarına gidip, şaka yollu onları ittirip aralarına oturdum.
İkisi de gülümseyerek sarıldılar bana, kokumu içlerine çektiler.
"Günaydın kızım, bugün fazla neşelisin," diyen babama gözlerimi kırparak baktım.
Deniz gelecek diye diyemedim tabi, sırrımı kendime sakladım.
Omuzlarımı hafifçe kaldırdım.
"Hiç, öylesine..."
Destan evlenip evden gitmiş, Asu ise istediği okula gitmişti.
Destan benim Erkek kardeşim Savaş amcamın yani aile dostlarımızın kızıyla evlendi. Asu da en küçüğümüz.
Az kaldı, o da gelecek aramıza; ama annem ve babamın tüm ilgisi de bana kalsın diye sevmiyor değilim bu sessizliği.
Kapı çalınca bir babamın bir de annemin yanaklarından öperek kalktım, hızla kapıya koştum.
Savaş amcalar içeriye girdi, onlar annemlerle selamlaşırken Deniz her zaman olduğu gibi kahvaltı masasına daldı hemen.
"Ooo kim yaptı pişiyi ya? Çok severim!" diyerek sandalyeye kurulup oturdu.
"Oğlum bir merhaba desene, hiç görmemiş gibi..." diye söylendi Nazlı teyze, oğlunun bu haline başını iki yana sallayarak.
Gidip ben de öptüm onları tek tek.
Biz bir aile gibiydik çocukluğumuzdan beri, bu hep böyleydi.
Hep beraber masaya geçtiğimizde Deniz tabağını doldurmuştu bile.
Savaş amca ona sert bir bakış atıp kahvaltısına odaklandı.
Aydan evlendiğinden beri Deniz’e kinliydi, tavır alıyordu.
Hepimiz biliyorduk Savaş amcamın beni ve Deniz’i yakıştırdığını çocukluktan beri.
Belki de benim aklıma da o soktu bu sevdayı...
Ama Deniz beni hep kardeşi gibi görmüş.
Bir de üstüne Serap’la evleneceğini söyleyince Savaş amcam mecbur geri çekilmişti o zamanlar.
Bende aşkımı kalbime gömmeye karar vermiştim, sessizce yanmaya...
Ama anlaşamayıp nişan arefesinde ayrıldılar.
Onların adına üzülsem de içimde yine bir umut filizlenmişti gizli gizli.
8 ay, sadece 8 ay büyüktüm ondan; bu engel miydi sevmeye?
Deniz beni sevmedikçe bende daha çok hırçınlaştım ona karşı.
Babam ve Savaş amcamın atışmalarını aratmayacak şekilde kavgalar ederdik sürekli.
Savaş amca da umudunu kesmiş artık, bir şey demiyordu bu konu hakkında.
"Senin yüzün niye böyle asık Savaş?"
Babamın sorusuyla Savaş amcam çatalındaki peyniri yiyip babama ters bir bakış attı.
"Kızımı özledim ben! Hani sürekli geleceklerdi, nerdeler bunlar?" diye söylenince babam bıyık altından güldü onun bu sitemine.
"Savaş, daha dün sizdelerdi. Onlar yeni evli sayılır, öyle sürekli gelmelerini bekleme."
Omuz silkti Savaş amcam çocuksu bir tavırla.
Bakışı kısa bir an bana kaydı. Ne düşündüğünü hepimiz anladık o an.
Bir Deniz görmedi, öküz Deniz!
Aşktan sevdadan yoksun Deniz...
Kalbimi çalıp beni ortalarda bırakan Deniz...
"Hayatım başlama gene, kızımız mutlu biliyorsun sen de," dedi Nazlı teyzem.
Savaş amcamın koluna girip başını yaslamasıyla amcam anında pamuk gibi olup erimişti karısının bu haline.
Bu adamın 60 yaşındaki hali buysa, 30’lu yaşlarını merak etmedim değil doğrusu.
Hoş, anlatırlar hep; biz onların anılarını, hikayelerini dinleyerek büyümüştük bu evde.
"Neye daldın sen?"
Deniz’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
Kaşlarımı çattım anında, savunmaya geçtim.
"Sana ne Deniz! Geldin bir merhaba demedin zaten, öküz!"
Gözlerini devirdi, umursamazca çiğnemeye devam etti.
"Açtım aç! Aç aç nasıl konuşayım?"
Gözüm bir an koluna, vücuduna kaydı istemsizce.
Nefesim hızlanana kadar baktım ona.
Ardından Deniz bana bakınca başını "Ne oldu?" der gibi salladı merakla.
"Sen bu kadar hamur işi yiyerek nasıl koruyorsun formunu?"
Gülümsedi.
Bu adam ne güzel gülüyordu öyle...
En çok gülüşünü seviyordum tabi, biraz uzun olan saçlarından sonra.
"Spor, çalışma... Azim kızım azim!" diye ekledi gururla.
Bu öz güvenine gözlerimi devirerek cevap verdim.
"Sen de ye bir şeyler, çöp gibi kalmışsın," diye bir de sitemle söyledi bana bakıp.
Eğilip kendime baktım.
"Ben gayet iyiyim, sen kendi işine bak." deyince omuz silkip pişilerine döndü yine.
Gözünün önüne düşen saçları...
Ne irade var bende maşallah, gidip o saçları çekmemek için kendimi zor tutuyorum sonuçta.
Annemin boğazını temizleme sesiyle kendime gelip önüme döndüm hızla.
Anne yüreği işte; hissediyordu, biliyordu bence ama beni utandırmamak için hiç sormadı ya da benim anlatmamı bekledi bunca zaman.
Ben ise olmayacak bir iş için boşuna konuşmak istemedim kimseyle.
"Ben arayacağım kızımı!" diyerek direkt Savaş amcam telefonunu çıkardı cebinden.
Nazlı teyzem hemen kolundan tuttu.
"Savaş, çocukluk ediyorsun yine. Bırak çocukları rahat."
"Ne var, merak ettim kızımı!" diye diretince Nazlı teyzem çattı kaşlarını.
"Savaş, bugün hafta sonu. Evdeler gençler daha, sabah erken, rahatsız etme," diye dişlerinin arasından söyleyince amcam huysuz bir ihtiyar olarak istemeye istemeye bıraktı telefonu masaya.
Babam onun bu haline gülünce Savaş amcam ölümcül bakışlarını attı ona.
"Seni de göreceğiz!"
Bana döndü sonra ciddiyetle.
"Deniz olmazsa başkası olur, alacağım ben Yaren’i!"
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum bu hallerine.
"Nasıl olacakmış o?" diye sordu babam merakla.
Savaş amcam Nazlı teyzeye döndü.
"Nazlı'm, evlatlık alalım gidelim şöyle yakışıklı, boylu poslu, aslan gibi bir adam evlat edinelim. Sonra gelip Yaren’i isteyelim!"
Annem kıkır kıkır gülerken Nazlı teyze sinirli olmakla gülmek arasında kalmış gibiydi.
"Daha neler baba! Niye tanımadığınız birine veriyorsunuz kızı?" diye sitem eden Deniz’e hep beraber şaşkınlıkla baktık.
Savaş amcam gözlerini kıstı ona karşı.
"Sana ne ulan! Sen istemedin, bende bu kız kimi isteyecekse gidip evlat edineceğim, bir de nüfusuma geçireceğim!" deyince dayanamayıp patlattım kahkahayı.
Deniz önce bana sonra babasına döndü hırsla.
"Hiç komik değil."
Savaş amcam iyice kıstı gözlerini.
"Sana ne ki?"
Deniz omuz silkti.
"Bana ne ama Yaren de benim kardeşim sayılır, öyle itle kopukla olmaz."
Kardeş dediği yerde kendimi düşürmemeye çalışırken, içimden fırtınalar koptu.
"Kardeş değildir o, abladır abla!" diye sitem ettim ben de dikleşerek.
"Biz düşünürüz Yaren’in kısmetlerini, şimdilik öyle biri yok," dedi babam tok sesiyle konuyu kapatarak.
Babam hayatımda gördüğüm en kıskanç insandı ama annemden çok Asu ve beni kıskanırdı her şeyden.
"Zaten Yaren’imi isteyecek adam henüz anasının karnından doğmadı," diye ekledi babam kaşlarını çatıp noktayı koyarak.
Telefonuma gelen mesajla babamda olan bakışlarımı çektim.
Arkadaşım Buse’dendi mesaj.
Buse: “Yaren kendimi iyi hissetmiyorum acil gelir misin?"
Altında bir konum vardı.
Hızla kalktım yerimden, içime bir huzursuzluk çöktü.
"Ne oldu, kötü bir şey mi oldu?" diye sordu babam endişeyle ayağa kalkarak.
Başımı iki yana salladım sakinleştirmek için.
"Yok baba, Buse muhtemelen yine sevgilisinden ayrılmış ama biliyorsun üzülünce hemen tansiyonu düşüyor. Ben bir gidip bakayım," diyerek hızla odama girip eşyalarımı aldım.
Herkesle selamlaşıp dışarıya çıktım.
Arabama binecekken Deniz geldi peşimden.
"Dur Yaren, ben götüreyim seni."
Gözlerimi devirdim bıkkınlıkla.
Ben bu adamın yanında iyi hissetmiyorum, her kardeş lafıyla deliriyorum; üstelik unutmaya karar vermişken...
"Niye, ben gidemiyor muyum Deniz?"
"Onu mu diyorum? Buse’yi biliyoruz, şimdi o dengesiz sevgilisi falan oradadır."
Dinlemedim onu, arabaya bindim.
"Deniz kendi işine bak, ben hallederim!" diyerek çalıştırdım motoru.
Bana beni öldürecek gibi bakıyordu.
Onu umursamamaya çalışarak önüme döndüm.
Konumu ayarlayınca çok uzak olduğunu fark ettim, biraz inceledim haritayı.
Dağın başı gibi görünüyor; telefon nasıl çekiyor orada hayret?
Bu kızın burada ne işi var?
Arabayı çalıştırıp aradım fakat açmadı telefonunu.
Düşüp kaldı mı, bayıldı mı bilmiyorum bile; korku sardı içimi.
Gidebileceğim en hızlı şekilde gittim oraya.
Gerçekten ormanlık bir alandı burası.
Küçük bir kulübe görünce içim bir an ürperse de hızla indim arabadan.
Kapının önüne gelince yavaşça tıklattım tahta yüzeyi.
"Buse, burada mısın canım?"
Ses gelmeyince yavaşça açtım kapıyı.
Karşımda Buse sandalyede bağlı bir şekilde duruyordu!
Gözlerim kocaman açılırken hızla, hiç düşünmeden girdim içeri.
Tuzağıma, yeni hayatımın ilk anına adım attım o eşikten geçerken.
Önünde diz çöktüm hemen.
"Buse ne oldu sana güzelim?" derken titreyen ellerimle ağzını açıyordum.
Buse ise bana değil, tam arkama bakıyordu dehşete düşmüş bir şekilde.
Kalbim kaburgalarımı yumruklarken yavaşça döndüm arkamı.
Üç... Üç tane adam vardı karşımda.
Yüzlerinde ifadesiz, donuk bir ifade; hepsinin elinde simsiyah silahlar...
Gözlerim büyürken hızla ayağa kalktım.
"Ne... Ne yapıyorsunuz siz?"
Adamin biri beni kolumdan sert bir şekilde tutup arkamdaki duvara kadar sürükledi.
Silahı şakaklarımda hissettiğimde, o soğuk metalin değdiği yer yanmıştı sanki.
Korkuyla ellerimin, hatta dizlerimin titrediğini hissediyordum.
"Yaren Aksoy," dedi adam dişlerinin arasından, ismimi bir lanet gibi söyleyerek.
Ben sadece titreyerek bakıyordum suratına.
"Mert Ağa’nın kızı..."
Babam olacak adamın adı ağzından çıktığı an dehşete düşmüştüm.
Kimdi bunlar? Buse ile bir ilgisi yoktu bunun.
Bakışımı Buse’ye çevirdim çaresizce.
Ağlıyordu; gözleri kızarmış, kan oturmuştu içine.
Dudağında bir yara vardı; vurmuşlar mıydı ona benim yüzümden?
"Bakma ona, sana ulaşmanın en kısa yoluydu o sadece."
"Ne... Ne istiyorsunuz?" diye sordum korkuyla, hala silah başımdayken.
"Fazla vaktimiz yok. Babanın adamlarını seni takip etmesin diye hallettik, çoktan haber uçurmuşlardır bile..."
Kaşlarımı anlamak ister gibi çattım.
"Ne adamı? Benim peşimde kimse yoktu!"
Güldü alaycı bir gülümsemeyle hem de.
"Senin hiçbir şeyden haberin yok değil mi? Baban seni korumak için nereye gidersen peşine bir sürü adam takıyor."
Ama neden? diye sordum içimden, adam duymuş gibi cevap verdi hemen.
"Savaş amcanın geçmişinden haberin yok değil mi? Ya da gerçek babanın?"
Korkudan başım dönmeye başlamıştı.
"Babanın kıymetlisisin, tedbir alıyor sadece. Peki..." dedi silahı biraz daha kafama iterek.
"Onlar senin için ne kadar değerli?"
Gözlerimden yaşlar süzüldü, arkası kesilmeden akıyordu artık.
Hayatım boyunca böyle bir muameleye uğramadım, çok korkuyordum.
"Değerlidir değerlidir..." diye kendi sorusuna cevap verdi adam.
Arkasına dönüp oradaki adama seslendi.
"Sence değerli midir lan arkadaşları, ailesi?"
O da güldü pis bir sesle.
"Değerlidir herhalde abi."
Adam tekrar bana döndü.
Bakışında artık alaycı gülümseme bile yoktu; ölümün soğukluğu dedikleri buydu sanırım.
Bir hamlede beni kendine çekti sertçe.
Sırtım göğsüne gelirken silahı arkadan başıma dayadı.
Ağzımdan büyük bir çığlık kaçtı o an.
Kulağıma eğildi, buz gibi sesiyle fısıldadı.
"Gerçek ailenin sana ihtiyacı var."
Titrerken söylediklerini zor anlıyordum.
"Kan bedeli karşılığında seni verecekler. Kabul ettirene kadar neler çektik...Fatih Ağa’nın soyu senden büyüyecek."
Gözlerim dehşetle açılmıştı duyduklarım karşısında.
Ne evliliği, ne kan bedeli?
Sadece TV’de gördüğüm, duyduğum söylemlerdi bunlar; benim hayatımda yeri yoktu!
İyice yaklaştı bana.
"Karar senin Yaren. Ya gerçek ailene döner onları da şimdiki aileni de korursun..."
“Ya da” diyerek arkadaki adama baktı.
O da Buse’ye sert bir tokat attı aniden!
Buse sandalyeyle birlikte yere düşerken yine çığlık atmış, artık bağırarak ağlıyordum.
Adam beni tekrar duvara dayayıp konuştu yüzüme bakarak.
"Sana yarına kadar mühlet. Ya seve seve, belli etmeden gel evlen ve herkesi koru.” Elimle kıyafetimi tutmuş tüm gücümle sıkıyordum o an…
"Ya da biz gelir seni alırız. Ama Buse’den başlayarak herkesin canını yakarak!"
Biraz daha yaklaştı, pis nefesi değdi yüzüme.
"Ya da öldürerek!" diye ekledi zalimce.
Geri çekildi sonra.
"Ailene telefonun çekmediğini, navigasyonun bozulduğunu söyle. Biz savaş çıkmasın istiyoruz, sessizce halledelim. Gel evlen, ailene Sevdim dersin biter. Ama biz gelirsek, çok sevdiğin ailenden kaybedeceğin çok insan olur. Kalanlar da yaşayan ölü gibi olur!"
Hızla defolup giderken dizlerimin üzerine çöktüm olduğum yere.
Bağıra bağıra ağlamaya başladım.
Rüya olmalıydı bu, bir kabus olmalıydı...
Arkadaşlarım, ailem...
Elimi kalbime koydum; yerinden çıkmak için atıyordu sanki.
Ben şimdi ne yapacaktım?
Babamı, annemi, kardeşlerimi riske mi atacaktım?
Bunlar güçlü insanlara benziyor; televizyonlardaki gibilerse gözleri karadır, yaparlar dediklerini.
Ama ben ne yapacaktım?
Bölüm Yorumları