“Toprağın Altındaki Sessizlik”
Kamera Yok Denilen Günün Sonrası
O kapı kapanınca ses çıkmadı.
Ama Elif’e göre dünya yine de gürültüyle kapandı.
Karakolun kapısı ardında kalırken, içerideki ışıklar sönmedi. Ama onun içinde bir şey sönmüştü. Sanki bir umut daha eksilmişti.
“Yeterli değil…”
“Kameralara bakılamaz…”
Bu iki cümle, zihninde aynı duvara tekrar tekrar çarpıyordu.
Sokak artık soğuktu. Ama soğuk hava değildi asıl üşüten. İnsan bazen en çok anlaşılmadığında donar.
Eve döndüğünde kapıyı kapatmadı uzun süre.
Sanki kapıyı kapatırsa o gün de kapanacak sanıyordu.
Ama kapanmadı.
Çünkü bazı günler, insanın içinde yaşamaya devam eder.
Gece olduğunda telefonuna bakamadı.
Ama telefon sustuğu her an, sahte mesajın sesi büyüyordu.
“Mezarı kırılmış…”
O cümle artık bir bildirim değil, bir yankıydı.
Elif gözlerini kapattığında bile görüyordu.
Taşlar…
Toprak…
Parçalanmış bir sessizlik…
Ertesi gün Elif yeniden mezarlığa gitti.
Bu kez koşmadı.
Çünkü artık nereye gittiğini biliyordu.
Koşmak, ilk günün korkusuydu.
Şimdi ise gerçeğin ağırlığıyla yürüyordu.
Mezara vardığında rüzgâr aynıydı.
Ama taşlar yerindeydi… toplanmış haliyle bile kırık görünüyordu.
Elif dizlerinin üzerine çöktü.
Elini toprağa koydu.
“Ben geldim,” dedi.
Sanki annesi duyabilirmiş gibi.
Sanki toprak cevap verebilirmiş gibi.
Bir süre sonra telefon çaldı.
Numara tanıdık değildi.
Elif açmadı önce.
Ama sonra açtı.
Sesler vardı.
Resmî cümleler…
Eksik bilgiler…
“İnceleme devam ediyor…”
“Net bir görüntü tespit edilemedi…”
“Şüpheli durum…”
Elif telefonu tuttuğu eli hissetmedi.
Sanki sesler uzaktan geliyordu.
Ama aslında içeriden geliyordu.
Telefon kapandığında mezarlıkta bir sessizlik daha oluştu.
Bu, doğanın sessizliği değildi.
Bu, cevapsız bırakılan soruların sessizliğiydi.
Elif o gün eve dönmedi hemen.
Bir süre mezarın yanında oturdu.
İnsan bazen gitmez.
Çünkü giderse, gerçeği arkada bırakacağını sanır.
Ama gerçeği bırakmak mümkün değildir.
Akşamüstü bir karar aldı.
Artık sadece beklemeyecekti.
Çünkü beklemek, bir şeylerin değişeceğine inanmak demekti.
Ve Elif artık inançla değil, gerçeklerle yaşıyordu.
Ertesi gün küçük bir dosya hazırladı.
İçinde mesaj vardı.
Saat vardı.
Şikâyet vardı.
Fotoğraflar vardı.
Ama en çok da eksiklik vardı.
“Görüntü yok” denilen boşluk vardı.
Karakola yeniden gittiğinde bu kez sesi daha sakindi.
Ama içi daha gürültülüydü.
“Tekrar inceleyin,” dedi.
“Ben o günü unutmayacağım. Siz de unutmayın.”
Memur dosyaya baktı.
Uzun süre konuşmadı.
Bu sessizlik farklıydı.
Bu kez inkâr değil, belirsizlikti.
Elif dışarı çıktığında yağmur başlamıştı.
Ama ıslanmadığını fark etti.
Çünkü bazı insanlar artık dışarıdan ıslanmazdı.
İçten ıslanmış olurdu.
O gece Elif ilk defa ağladı.
Sessizce.
Kimsesiz bir odada.
Ama gözyaşları bile rahatlatmadı.
Çünkü acı, bazen boşalmaz.
Sadece şekil değiştirir.
Ve o gece Elif şunu düşündü:
“Eğer kamera yoksa… ben hafızayım.”
“Eğer kayıt yoksa… ben hatırlayacağım.”
“Eğer kimse görmediyse… ben anlatacağım.”
Ve o andan sonra hikâye değişmeye başladı.
Çünkü artık sadece bir kayıp yoktu.
Bir direniş vardı.
Bir hafıza vardı.
Ve susmayan bir isim vardı
Bölüm Yorumları