Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Vera birkaç saniye boyunca tek kelime edemedi.
Koridor karanlıktı.
Apartmanın eski ampulleri hâlâ yanmıyordu.
Karşısındaki adam ise sanki karanlığın içinden çıkmış gibiydi.
Uzun siyah paltosunun etekleri rüzgâr olmamasına rağmen hafifçe hareket ediyor, yüzünün büyük kısmı gölgede kalıyordu.
"...Siz kimsiniz?"
Adam cebindeki saati kapattı.
"Ben sadece seni almaya geldim."
"Nereye?"
"Kuzgun Akademisi'ne."
Vera istemsizce güldü.
"Şaka yapıyorsunuz."
Adamın yüzündeki ifade değişmedi.
"Keşke öyle olsaydı."
Tam o sırada apartmanın ışıkları yeniden yandı.
Vera gözlerini kırpıştırdı.
Koridor boştu.
Adam gitmişti.
Sanki hiç orada olmamıştı.
"Bu..."
Koridora çıktı.
Sağa baktı.
Sola baktı.
Kimse yoktu.
Merdivenlerden aşağı indi.
Apartmanın giriş kapısı açıktı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Islak kaldırımın üzerinde tek bir siyah tüy duruyordu.
Vera onu almak istedi.
Parmakları tüye dokunduğu anda...
Başının içinde keskin bir uğultu yükseldi.
Bir anlığına görüntüler gördü.
Devasa taş kuleler.
Sisle kaplı kara bir orman.
Yüzlerce kuzgun.
Kan kırmızısı bir ay.
Ve yüksek bir kapının üzerinde işlenmiş tek kelime...
NOCTIS
Vera irkilerek elini geri çekti.
Görüntüler kaybolmuştu.
Kalbi deli gibi atıyordu.
"Hayır..."
"Bu normal değil."
Ertesi sabah...
Yağmur dinmişti.
Vera, olanları mantıklı bir açıklamaya oturtmaya çalışıyordu.
Belki çok yorulmuştu.
Belki gördükleri bir hayaldi.
Belki de biri onunla acımasız bir oyun oynuyordu.
Kahvaltı masasında annesi gazeteyi katladı.
"Bir şeyin mi var?"
"Yok."
"Emin misin?"
"Evet."
Yalan söylüyordu.
Ama anlatmaya çalışsa bile annesi ona inanmazdı.
"Anne..."
"Hı?"
"Hiç Kuzgun Akademisi diye bir okul duydun mu?"
Annesinin eli bir anlığına havada kaldı.
Çay bardağını masaya bıraktı.
"Bu ismi sana kim söyledi?"
Vera şaşırdı.
"Demek biliyorsun."
Annesi birkaç saniye sustu.
Sonra zoraki bir gülümsemeyle başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Sadece... eski bir masal sandım."
"Masal mı?"
"Evet."
"Küçükken anneannem anlatırdı."
"Ne anlatırdı?"
Annesi gözlerini pencereden dışarı çevirdi.
"Ormanda kaybolan çocukların gittiği bir okul varmış."
"Ve?"
"Ve oraya gidenler..."
Cümlesini tamamlamadı.
Ayağa kalktı.
"Bunu konuşmayalım."
İlk kez annesini bu kadar tedirgin görüyordu.
Günler hızla geçti.
Takvimde yalnızca bir tarih yaklaşmaya devam ediyordu.
15 Eylül.
Mektupta yazan gece.
Vera her sabah uyandığında penceresinin önünde yeni bir kuzgun tüyü buluyordu.
İlk gün bir tane.
İkinci gün iki tane.
Üçüncü gün üç tane...
Sanki biri günleri sayıyordu.
Son gece...
Saat 23.20.
Ev sessizdi.
Annesi gece nöbetindeydi.
Vera odasında bavuluna son kez baktı.
"Gitmeyeceğim."
Mektubu buruşturup çöpe attı.
"Kim olursa olsun, beni korkutamaz."
Tam yatağına uzanacakken...
Odadaki bütün saatler aynı anda durdu.
Telefonunun ekranı karardı.
Duvar saati sustu.
Kol saatinin saniye ibresi dondu.
Ve evin önünden uzun, tok bir korna sesi yükseldi.
Baaaaam...
Perdeyi araladı.
Apartmanın önünde siyah, eski model bir otobüs duruyordu.
Üzerinde hiçbir yazı yoktu.
Camları tamamen siyahtı.
Şoför görünmüyordu.
Kapısı yavaşça açıldı.
İçeriden yaşlı bir kadın indi.
Üzerinde uzun koyu gri bir pelerin vardı.
Saçları bembeyazdı.
Kadın başını kaldırıp doğrudan Vera'nın penceresine baktı.
Sonra tek bir cümle söyledi.
"Daha fazla bekleyemeyiz."
Vera pencereyi kapattı.
"Gitmeyeceğim."
Tam arkasını dönecekti ki...
Odasının kapısının altından siyah bir zarf süzüldü.
Ama bu, ilk gelen zarf değildi.
Üzerinde yalnızca üç kelime yazıyordu.
Son çağrı, Vera.
Ve zarfın altına, kan kırmızısı mürekkeple tek bir cümle eklenmişti:
Eğer bu gece gelmezsen, seni biz değil... orman bulacak.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları