Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
İmge Akıncı
Kesinlikle mükemmel bir güne gözlerimi açıyordum. Şu gencecik 24 yaşımda bel ağrısı çekiyordum! Hayır düzgün de yatan bir insanım ben. Neden durup dururken ağrırdı ki.
“İMGE KALK ARTIK” diye bağıran annemle yerimden sıçradım.
Bir gün huzurlu kalkayım diyorum yok, olmuyor kardeşim aile evinde kalmaya devam ettiğim sürece gerçekten bana huzur yoktu. Gerçi aile evinde kalanların yüzde kaçı mutluydu ki(!).
“Ya şu evde bir kerede annenizi düşünün be” dedi annem. Günde üç bin beş yüz kez aynı cümleyi kuran annem tekrardan aynı cümleleri kurmaya başlamıştı. Şaşırmış mıydım? Hayır şaşırmak ne mümkün! Artık vücudum direnç gösteriyordu.
“ARASSS O TELEFONU BIRAK GİT EKMEK AL” diye ikinci kere bağıran babamın sesiyle artık evde huzurun kalmadığına tamamıyla emin olarak yataktan kalktım.
“Şeytan diyor, topla valizi çek git İstanbul'dan”
Ben ne ara öyle bir şey dedim, aaaa buda sıyırdı iyice dedi sol tarafımdaki melek.
Delirmeme ramak kalmıştı. Belki de çoktan delirmiştim! Odamdan çıkıp banyoya doğru adımlarımı attığımda mutfağın kapısında dikilen iki tane şahsiyeti görmemle yüzümü buruşturdum. İnsanın evde ergen erkek kardeşleri olması ne kötüydü. Bakın kardeş demiyorum kardeş(ler). Allah’ı’m bana sabır vermeliydi. İki tane ergen erkek kardeşim vardı ve ikisinin de ergenliği aynı döneme denk gelmişti. Her gün evde kavga çıkıyordu.
“Lan sen ekmek almaya gitmiyor muydun?!” dedim kardeşim Aras'a bakarak.
Mutfak tezgahına yaslanmış gevşek gevşek elindeki salatalığı yiyordu.
“Aras kalkmayınca baban gitti kızım” dedi annem bıkkın bir sesle.
“Aras çabuk gidip bana boyoz alıyorsun” dedim kardeşim denen sivilce suratlıya bakarak.
Tamam! Bende ergenlik geçirmiştim ama bunlarınki kesinlikle ergenlik değildi...
“Yaa ablağ neden ya” dedi Aras, sesi ergenliğin verdiği durumdan dolayı iyice boğuk ve kalın çıkarak. Gören de borazan yuttu sanardı.
“Paşa gönlüm öyle istiyor Aras, hem her şeyi birisine yaptırırsanız sonra yapmazsınız hadi uza git boyoz al” dedim hafifçe sırıtıp omzuna dostça vurarak. Kenardaki diğer kardeşime kaydı bakışlarım. Sinsi sinsi sırıtıyordu. İstanbul’da o kadar fırın gezip İzmir boyozu arattırıyordum ya Aras'a, kesin benden nefret ediyordu. Aman alsındı ben onun ablasıydım!
“Ne oldu lan” dedim. Tabii bu sırada Aras'ın yaptığı gibi tabaktan bir tane salatalık almış kemiriyordum.
“Valla abla iyi oldu o Aras’a” dedi Altay.
Dudaklarıma haince bir gülümseme peydah oldu. Yani birisi gidiyorsa diğeri niye eksik kalsındı. Azıcık götlerini kaldırıp rahatlarını bozup evden dışarı çıksalar pek sorun olmazdı herhalde değil mi? Her şeyleri de ayaklarına beklerlerse rahata alışırlardı. Banane kardeşim alışmasınlardı. Umurumda da değildi.
“Git sende bana marketten çikolata, cips ve kola al. Arkadaşlarım gelecek pijama partisi yapacağız” dedim, bu sırada ikinci salatalığı da yiyordum.
“Yaaa abla a–“ diyerek saniyesinde sızlanmaya başlayacaktı ki elimi kaldırıp onu susturdum.
“Her şeyi de ayağınıza bekliyorsunuz paşam, git al lan” dedim. Sonlara doğru sesimi bilerek yükselterek.
“Of abla of” diyerek ayaklarını yere vurarak odasına doğru üstünü değiştirmek için gitti.
“Ablaya oflanmaz taş olursun” diye bağırdım arkasından, dudaklarımın arasından bir kahkaha kaçtı. Deminden beri kenarda bu atışmayı izleyen Aras ise Altay'a bakıp eliyle kapak yaptı. Aras'ın bu yaptığına göz devirirken;
Acaba evlatlık vermek için çok mu geç? diye düşündüm.
Beş dakika sonra ikisi de odasından tamamen hazır şekilde çıktı. Bu sırada evin kapısı çalındı sanırım gelen babamdı.
“Altay aç kapıyı” dedim kardeşime bakarak.
Gözlerini devirdiğini gördüm ama laf etmeden gidip kapıyı açtı.
“Hayırdır siz nereye?” dedi babam elinde ekmek poşetini mutfağın tezgahına bırakarak.
“Ablam beni markete, Aras’ı da fırına gönderiyor baba” dedi Altay-ki benim laf edeceğimi anlayıp babama bizi kurtar adlı bakışı atmamıştı-.
“Tamam oyalanmayın fazla” dedi babam sadece. Yüzüne baktığımda sırıttığını gördüm. Hoşuna gitmişti yani. On dakika gibi kısa bir süre sonra canım kardeşlerim(!) gelmişti.
“Hadi uzatmayın oturun sofraya artık” dedi annem.
Kardeşim Altay ise ağır adımlarla yanıma gelip tepemde durdu ve elindeki poşeti bana uzattı. Poşeti alıp baktığımda yüzümde derin bir tebessüm oluştu. Gerçekten her şeyden fazlaca almıştı. İki paket cips, altı yedi tane çikolata, hem kola hem de fanta... Vallahi ne yalan söyleyeyim beni şaşırtmıştı şahsen. Çünkü erkeklerin bu kadar düşünebileceğini tahmin etmemiştim. Genelde akıllarında oyun, futbol, araba, sevgili ve kendi agaları olurdu.
“Helal lan! Valla ne yalan söyleyeyim bu kadar ince düşüneceğini tahmin etmemiştim” diyerek omzuna dostça vurdum. Babam çayları çay bardaklarına dökerken bende içecek ve çikolataları erimemesi için dolaba koydum. Aras ise ben daha söylemeden boyozları tabağa dizmeye başlamıştı. Kardeşlerimi iyi eğitmişim!
Gerçi bu şüpheliydi, çoğu zaman korku salıyordum ve işleri öyle yaptırıyordum. Genelde elime geçen ne varsa üstlerine fırlatmak bir numaralı huyumdu. Kumanda, yastık ve terlik.
Abla zorbalığı buydu işte. Hem döverdim hem de severdim. Aman bana ne canım sonuçta her türlü yapacakları değil mi?
"Kızım senin nöbetin ne zaman" dedi annem.
Bana nöbet demeyin...
Kelimeyi duyunca bile ruhum bedenimi terk edecek gibi oluyordu. Daha dün sabah otuz altı saatlik nöbetten çıkmıştım. Gözlerimin altında iki değil, dört torba vardı. Kafamın içinde Karadeniz ekibi horon tepiyor, Ege tarafında da zeybek oynanıyordu.
"Bir gün izinliyim, grev var" dedim sesim boğuk çıktı çünkü bir yandan boyozdan kocaman bir ısırık almış onu çiğnemekle meşguldüm.
"Ooo sizde yan gelip yatıyorsunuz bende doktor olacağım o zaman" dedi Aras sırıtarak. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Başımı milim milim sağda oturan ve bana sırıtarak bakan kardeşime çevirdim. Gözlerinin içine dik dik baktım. Lokmamı yuttum. Aras'ın yüzündeki tebessüm yavaşça yok oldu.
"Aras elimin tersindesin, yemin ederim seni yerle yeksan ederim."
“Ne yaptım ki?”
“Otuz altı saat nöbet tuttum.”
“Ee?”
“Otuz altı saat boyunca toplam iki saat ve sadece iki öğün yemek yedim.”
“Abartıyorsun.” dedi
Derin bir nefes vererek devam ettim.
“Sabah sekizde girdim.”
“Hı hı.”
“Ertesi gün akşam sekizde çıktım.”
“Hı hı.”
“Bir teyze bana beş kere aynı soruyu sordu.”
“Hı hı.”
"İki tane alkollü adam kavga çıkarttı. Bir kız kan aldırmamak için tüm acili ayağa kaldırmayı tercih etti" dedim ve durdum.
"O yüzden benim sabrımı sınama çocuk" diye ekledim.
“Bırakın kızın sinirini bozmayın. Nöbetten yeni çıktı zaten.” dedi annem.
Anam, anam canım anam benim. Bir tek şu kadın düşünüyor beni ya. Aras özür diler gibi başını öne eğince içimdeki öfke de yavaş yavaş dağıldı. Zaten ona gerçekten kızamıyordum. Çoğu zaman beni sinir etse de kardeşimdi. Üstelik otuz altı saatlik nöbetin ardından benimle uğraşacak cesareti göstermesi bile başlı başına takdirlikti.
Masadaki gerginlik birkaç saniye içinde yerini yeniden kahkahalara bıraktı. Annem çay bardaklarını tazelerken babam boyozdan son parçayı aldı.
"Hangi arkadaşların gelecek kızım?" dedi babam bakışlarını masadan çekip bana çevirdi. Su yeşili gözleri merakla bana bakıyordu.
"Damla, Ece ve Melis." dedim. "Aslında üçte buluşacaktık ama ben evde film gecesi yapalım deyince hepsi kabul etti."
"İyi etmişsiniz." dedi annem. "Kızlar rahat etsin diye misafir odasını da toplarım biraz."
"Gerek yok anne ya." dedim gülümseyerek. "Zaten birbirimizi yıllardır tanıyoruz. Kimse kimseyi yargılayacak değil."
Babam olumlu anlamda başını salladı.
"Ne zamandır görüşmüyordunuz zaten."
"Aynen. Damla'nın nöbetleri, benim nöbetlerim, Ece'nin mesaileri derken doğru düzgün denk gelemedik."
"Eee bizim kızlar ne okudu bakalım?" dedi annem, meraklı meraklı bana bakarak. Sanki arkadaşlarımı tanımıyordu, yani tamam kızlar da her zaman eve gelmiyordu ama sonuçta daha önce hepsinin teker teker mesleğinden ne okuduklarından konuşmuştuk. Demek ki unutmuştu, gerçi bu ergenlerin arkasını toplarken unutmuş olması çok doğaldı. Maşallah odaları amazon ormanları gibi karışıktı. Hatta amazon ormanları bile bunların odasından daha düzenliydi. Ormanların belirli bir habitatı varken bu ikisinin odasında yeni canlı oluşumları falan çıkıyordu. Zira ne ararsan vardı. Hatta benim beyaz ojem, soft renkteki rujum ve kapatıcım bile onların odasından çıkmıştı. Gerçekten onlarla ne yaptıkları hakkında da en ufak bir fikrim yoktu. "Damla acil tıp teknisyeni aynı hastanedeyiz zaten, Ece bankacı ve Melis de anaokulu öğretmeni" dedim anneme bakarak.
"Kızlar kaç ya-" diyen kardeşim Altay'ın ensesine bir tane şaplak attım.
"Öküz herif, hayvan, sığır, dana lan kızlarla aranızda kaç yaş var! Ablaların onlar senin" diye bağırdım. Kardeşim ensesini ovuştururken yüzünü buruşturmuştu. Bakışlarını babama çevirdi.
"Hak ettin hiç bakma öyle" dedi babam.
"Kahvaltıyı Aras sen toplayacaksın, bulaşıkları da Altay sen yıkayacaksın" dedim bakışlarını ikisine çevirerek.
"Mal senin yüzünden bana da iş kitlendi." diyerek homurdandı Aras.
Tam da bu sırada annemin telefonu çaldı. Bende bu arada masum masum çayımı yudumluyor önüme gelen sarı saçlarımı topuz yapmak için tamamen salmıştım. Saçlarım belime kadar dökülmesine izin verdim. Annem telefonun ekranına bakınca büyükçene bir şekilde gülümsedi.
Allah'ım bu gülümseme hiç hayra alamet değildi. Lütfen düşündüğüm kişi olmasındı.
"Efendim Zümra abla" dedi annem.
Siktir, büyük siktir...
Düşündüğüm kişiymiş. Bu bir felaket...
Saçlarımı hızla topuz yapıp masadan kaçmaya yelteniyordum ki.
"Kızımm Zümra ablan seninle konuşmak istiyor" diye bana seslenen annemle durmak zorunda kaldım. Allah'ım bana kesinlikle şu saniyeden sonra sabır vermeliydi. Yerimde kıpırdamadan kendi eksenimde anneme doğru döndüm. Ve ellerimi havaya kaldırıp hayır, bana verme anlamında işaret yaptım. Ama annem saniyesinde ayağındaki terliğe uzanınca tabiki de kaçmaya götüm yemediği için tıpış tıpış o telefonla konuşmaya gittim!
Derin bir nefes alıp annemden telefonu aldım. Günlük göz devirme sayacımı doldurmak için bir tur da göz devirdikten sonra konuşamaya başladım;
"Efendim Zümra ablacım" dedim.
Özellikle ablacım kelimesine vurgu yaptım.
"Ayyy kızım nasılsın" dedi Zümra abla, yapmacık bir neşeyle.
"İyiyim ablacım sen nasılsın"
Tamamen nezaketen soruyorum, tamamen! Yoksa akrabalarıma kötü davranıyorum. Özellikle baba tarafıma, ayrı bir kinliyim onlara. Zaten kimin baba tarafıyla sorunu yok ki, herkesin illaki vardır.
Ana tarafına can kurban bee
"Aman kızım bak kaç yaşına geldin evde kalacaksın. Şimdi ben düşündüm, bizim karşı komşunun oğlu var, muhasebeci Kamil. Pek efendi, tam evlenilecek çocuk, evden işe işten eve" dedi Zümra ablam muzip bir sesle.
Ellerimi burun kemiğime atıp sertçe sıktım. Daha kendi kızı var kendi kızına koca adayı aramak yerine bana bakıyor. Te Allah'ım tabii kendi kızı el bebek gül bebek neden evlendirsin? Madem bana böyle alttan alta laf sokuyordu bende bunun altında kalmazdım!
"Ay Zümra Ablacım, ne güzel! Ama biliyorsun ben hastanede doktorum, her gün onlarca krizle uğraşıyorum. Şimdi evde de vergi dairesi memuruyla kriz yönetmeyeyim, adam hesap kitap yaparken benim tansiyonum fırlar. Hem benim yaşım daha yirmi dört, hani diyorum o kısmetleri önce evde kalan kendi kızına mı baksan, sevaptır?"
Böyle dediğim anda annem gözlerini belerterek bana baktı. Yandan kolumu öyle bir cimcikledi ki bir an kolum annemin elinde kaldı sandım. Babam elini ağzına kapatmış gülmesini tutmaya çalışıyor, Altay ve Aras ise birbirlerine vurarak sessizce kahkaha atıyordu. Zümra abla ise hiç konuşmuyordu.
İşte baba tarafına şöyle acımayacaksın.
"A-aaa! Ayol ne demek evde kalmış? Benim kızımın talipleri kapıda kuyruk be! Hem ben senin iyiliğin için söylüyorum İmge, ne kadar ayıp! Büyüklerle böyle konuşulmaz, hiç yakıştıramadım sana!" dedi yapmacık sevecen bir sesle. Demek ki laf gediğine oturmuştu. ben yüzümdeki o aşırı sinir bozucu gülümsemeyi hiç bozmadım. Önüme dökülen sarı saçlarımdan bir tutamı parmağıma dolayıp savurdum. Eee bende durur muyum? Kesinlikle hayır düşman mevzisine bombardıman yapar gibi konuşmaya devam ettim;
"Ay Zümra Ablacım, kapıdaki o kuyruk ekmek kuyruğu olmasın sakın? Malum, Pelin'in ev yemekleri performansı pek meşhur ya hani, talipler aç kalmamak için sıra bekliyordur belki," dedim, sesime olabildiğince yapay bir üzüntü katarak. "Hem ben de senin iyiliğin için söylüyorum canım. Büyüklerle böyle konuşulmaz diyorsun da, bence büyükler de kendinden küçüklere laf sokarken iki kez düşünmeli. Hadi ben kaçtım, Pelin’e benden çok selam söyle, evde kalmasın dikkat etsin, öptüm!" dedim ve gözlerimi devirerek telefonu çat diye kadının yüzüne kapattım! Rahatlama hissi tüm vücuduma yayılırken içimden bir "Oh be!" çektim ama bu rahatlama tam olarak iki saniye sürdü. Çünkü kafamı kaldırdığımda annemin gözlerinin yuvalarından fırladığını, yüzünün öfkeden kıpkırmızı kesildiğini gördüm.
Cenazem kalkacak a dostlar!
**********************
-Devam edecek...
Yeni kurgumu nasıl buldunuz aşkolarım...
Önden söyleyeyim texting kısımları daha da ilerleyen bölümlerde karşımıza çıkacak, şu anlık normal anlatımla gidiyoruz...
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yazmayı unutmayınnn
Öpüldünüzz <3
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok iyiiiii
Çok güzel olmuş yeni bölümlerin devamını bekliyorum 😇
çook iyi olmusss
Yorum
Yorum bulunamadı.