Ege gözlerini açtığında saat yediydi. Perdeyi aralamadan önce birkaç saniye tavanı izledi. Dün gece neredeyse sabaha kadar yazışmıştı. Uyku tutmamıştı. Yine de yorgun hissetmiyordu. Garip bir şekilde dinçti.
Yatağından kalktı. Banyoya girdi. Soğuk suyu yüzüne çarptı. Aynada kendine baktı. Gözleri hafif kızarmıştı. Omuz silkti. Dişlerini fırçaladı, saçını eliyle düzeltti. Fazla uğraşmadı. Zaten her sabah aynıydı.
Aşağı indi. Mutfakta kimse yoktu. Babası erken çıkmıştı. Annesi de. Tezgâhın üstünde bir not vardı. “Kahvaltını yap, geç kalma.” Ege notu okumadan kenara itti. Buzdolabından bir şişe su aldı, kapattı. Anahtarları aldı, kapıya yöneldi.
Garaja indi. Siyah Range Rover’ı çalıştırdı. Motorun sesi boğuk boğuk salona kadar geldi. Kapıyı kapattı, emniyet kemerini taktı. Okula doğru yola çıktı.
Yolda pek düşünmedi. Sadece dün geceki kızı aklından çıkaramıyordu. Sesini hatırlıyordu. Biraz boğuk, biraz alaycı, biraz da inatçı. Yüzünü bilmiyordu. Hiçbir fikri yoktu. Belki kısa boyluydu. Belki uzun. Belki sarı saçlı. Belki siyah. Hiçbir şey bilmiyordu. Sadece sesi vardı aklında.
Okulun önüne geldiğinde her zamanki gibi birkaç kişi arabaya baktı. Ege umursamadı. Arabayı park yerine çekti, motoru kapattı. Kapıyı açtı, indi. Çantasını omzuna attı. Kapıyı kilitledi.
Okulun bahçesi kalabalıktı. Sabahın erken saati olmasına rağmen herkes bir yerlere koşturuyordu. Ege yürümeye başladı. Gözleri otomatik olarak etraftaki kızlara kaydı. Birkaçını süzdü. Seslerini duymaya çalıştı. Biri gülüyordu. Ses benzemiyordu. Başka biri arkadaşlarıyla konuşuyordu. O da değildi.
“Bu kadar zor olmamalıydı,” diye düşündü. “Sadece bir ses.”
İki adım atmıştı ki omzuna bir şey çarptı. Dengesi bozuldu. Bir adım geri gitti. Karşısındaki kız da sendeledi. Çantası yere düştü. Kitaplar saçıldı.
Kız başını kaldırdı. “Öküz gibi yürüyorsun ya!”
Ege kaşlarını çattı. “Sen de gözünü aç da yoluna bak.”
Kız eğilip kitaplarını toplamaya başladı. “Ben bakıyordum. Sen üstüme geldin.”
“Ben mi üstüne geldim? Sen bana çarptın.”
Kız doğruldu. Elindeki kitabı çantasına soktu. “Tamam, sen haklısın herhalde. Müdür oğlu ya, herkes senin yolundan çekilsin.”
Ege bir an durdu. Kızın sesi… Bir yerlerden tanıdık geliyordu. Ama tam oturtamadı. “Ne alaka müdür oğlu?”
“Ne alaka olacak. Herkes biliyor zaten.”
Kız çantasını omzuna attı. Yüzünü buruşturdu. “Bir daha dikkat et.”
Ege cevap verecekti ki arkasından tanıdık sesler yükseldi.
“Ege! Lan buradasın.”
Aras koşarak geldi. Arkasında Mert, Kuzey ve Baran vardı. Aras, Ege’nin omzuna dokundu. “Ne oluyor ya? Yine mi biriyle tartışıyorsun?”
Kız onlara baktı. Hiçbir şey demeden arkasını döndü, kalabalığa karıştı. Ege arkasından baktı. Saçları omzuna dökülüyordu. Boyu ortalama, belki biraz kısaydı. Yüzünü net görememişti çünkü hemen dönmüştü.
Mert gülerek sordu. “Kimdi o?”
Ege omuz silkti. “Bilmiyorum. Çarptı.”
Kuzey elini cebine soktu. “Sen mi çarptın yoksa o mu?”
“O çarptı.”
Baran gülümsedi. “Tabii. Her zaman karşı taraf suçlu.”
Ege onlara bakmadan yürümeye başladı. “Boşverin. Gidelim.”
Dört arkadaş birlikte koridora girdi. Okulun içi her zamanki gibi gürültülüydü. Dolap kapakları çarpıyor, birileri bağırıyor, birileri koşuyordu. Ege dolabının önüne geldi. Kapıyı açtı. İçerisi dağınıktı. Birkaç defter, bir sweatshirt, kulaklık. Hiçbirini düzeltmedi. Sadece matematik kitabını aldı, kapattı.
Aras duvara yaslandı. “Dün gece neredeydin? Mesaj attım, bakmadın.”
Ege dolabı kilitledi. “Evdeydim.”
“Ne yapıyordun?”
“Hiç.”
Mert sırıttı. “Hiç mi? Saat bire kadar online’dın. Gördüm.”
Ege ona baktı. “Ne bakıyorsun sen benim online’ıma?”
“Merak ettim. Normalde o saatte uyursun.”
Kuzey araya girdi. “Bırakın adamı. Belki bir şeyler yapıyordu.”
Baran omuz silkti. “Ne yapacak? Oyun mu oynuyordu?”
Ege çantasını omzuna attı. “Konuşuyordum.”
Üçü birden durdu.
Aras kaşlarını kaldırdı. “Kiminle?”
Ege yürümeye başladı. “Bir kızla.”
Mert hemen yanına geldi. “Ne kızı? Tanıyor muyuz?”
“Tanımıyorsunuz. Ben de tanımıyom.”
Kuzey güldü. “Nasıl konuşuyorsun tanımadığın kızla?”
Ege durdu. Koridorun kenarına çekildi. Diğerleri de etrafını sardı.
“Yanlışlıkla yazmış. Benim numarama. Ben de cevap verdim. Sonra… konuştuk.”
Aras gözlerini kıstı. “Ne kadar konuştunuz?”
Ege bir an sustu. “Uzun.”
“Ne kadar uzun?”
“Sabaha kadar.”
Mert’in ağzı açık kaldı. “Lan. Sen mi? Sabaha kadar?”
Baran da şaşırmıştı. “Ege, sen normalde iki mesaja cevap vermezsin. Sabaha kadar mı yazıştın?”
Ege duvara yaslandı. Ellerini cebine soktu. “Evet.”
Kuzey başını salladı. “İyi misin sen? Ateşin mi var?”
“Yok.”
Aras daha ciddi sordu. “Kim bu kız? Adı ne?”
“Lina.”
“Soyadı?”
“Bilmiyorum.”
“Okuldan mı?”
“Bilmiyorum.”
Mert elini yüzüne götürdü. “Yani sen sabaha kadar tanımadığın bir kızla yazıştın, adını biliyorsun, yüzünü bilmiyorsun, okulunu bilmiyorsun. Öyle mi?”
Ege başını salladı. “Öyle.”
Baran güldü. “Bu işler tehlikeli olur ha. Ya bir troll’se?”
“Değil.”
“Nereden biliyorsun?”
Ege omuz silkti. “Biliyorum.”
Aras hâlâ inanmamış gibi bakıyordu. “Ne konuştunuz ki o kadar?”
Ege birkaç saniye düşündü. “Her şey. Okul, aile, saçma sapan şeyler. Hiçbir şey. Bilmiyorum.”
Mert sırıttı. “Senin sesin değişti ha. Anlatırken.”
“Değişmedi.”
“Değişti. Ben gördüm.”
Kuzey araya girdi. “Bırakın. Adam bir kızla konuşmuş. Ne var yani?”
Aras hâlâ bakıyordu. “Ama bu Ege. Ege kimseyle uzun konuşmaz. Özellikle kızlarla. Sen en son ne zaman bir kızla beş dakikadan fazla yazıştın?”
Ege cevap vermedi.
Baran elini Ege’nin omzuna koydu. “Tamam, tamam. Ne olursa olsun. Yüzünü gördün mü en azından?”
“Yok.”
“Fotoğraf?”
“Yok.”
Mert başını iki yana salladı. “Lan sen gerçekten… İlginçsin.”
Zil çaldı. Koridor hareketlendi. Herkes sınıflarına doğru akmaya başladı. Ege çantasını düzeltti. “Gidelim.”
Dört kişi birlikte yürüdü. Aras hâlâ konuyu bırakmamıştı. “Yani bu kız sana yazmaya devam edecek mi?”
“Bilmiyorum.”
“Sen yazacak mısın?”
Ege bir an durdu. “Belki.”
Mert güldü. “Belki deme. Yazacaksın. Belli.”
Ege ona baktı. “Sus.”
Sınıfın kapısına geldiler. Ege içeri girmeden önce koridora bir kez daha baktı. Az önce çarpıştığı kızın saçlarını aradı. Kalabalığın içinde kaybolmuştu. Sesini hâlâ aklından çıkaramıyordu. Bir an için o sesin, dün geceki sesle aynı olup olmadığını düşündü. Sonra aklından sildi. Olmazdı. Bu kadar tesadüf olmazdı.
Sınıfa girdi. Yerine oturdu. Çantasını açtı. Kitabı çıkardı. Ama aklı hâlâ dışarıdaydı.
Ders başlamadan önce telefonu titreşti. Ege cebinden çıkardı. Ekrana baktı.
Lina: Günaydın. Bugün okul nasıl geçiyor?
Ege parmakları ekranın üstünde asılı kaldı. Birkaç saniye baktı. Sonra başını kaldırdı. Sınıfın kapısına doğru baktı. Kimse yoktu.
Mesaja cevap yazacakken öğretmen içeri girdi. Ege telefonu aceleyle cebine soktu. Ama aklı mesajdaydı.
Az önce koridorda tartıştığı kızın sesi kulağında çınlıyordu. “Öküz gibi yürüyorsun ya.”
Bir şeyler ters geliyordu. Ama ne olduğunu tam çıkaramıyordu.
Ders boyunca defterin kenarına rastgele çizgiler çekti. Hiçbir şey yazmadı. Zil çaldığında ilk çıkan o oldu. Koridora çıktı. Gözleri kalabalığı taradı.
Aras yanına geldi. “Ne ara bakıyorsun öyle?”
Ege cevap vermedi. Sadece yürüdü.
Mert arkadan seslendi. “Lan Ege! Yine mi o kızı mı arıyorsun?”
Ege durdu. Arkasına döndü. “Sus.”
Ama sesi her zamanki gibi soğuk değildi. Biraz daha alçak, biraz daha düşünceliydi.
Kalabalığın içinde bir an için omzuna kadar dökülen saçları gördü. Kız arkasını dönmüş, dolabını açıyordu. Ege bir adım attı. Sonra vazgeçti.
Telefonu yine titreşti.
Lina: Cevap vermeyecek misin?
Ege ekrana baktı. Parmakları hareket etti.
Ege: Vereceğim. Biraz bekle.
Mesajı gönderdi. Başını kaldırdı. Kız hâlâ dolabın önündeydi. Bu sefer yan dönmüştü. Yüzünün bir kısmı görünüyordu.
Ege’nin nefes alışverişi bir an değişti.
Ses…
Ses aynı mıydı?
Tam anlayamadan kız dolabı kapattı, kalabalığa karıştı. Ege olduğu yerde kaldı. Aras omzuna dokundu.
“İyi misin?”
Ege cevap vermedi. Sadece o kaybolan sırtın ardından baktı.
Belki de sadece hayal görüyordu.
Belki de değildi.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok güzel yapmışsın maşallah maşallah çok iyi
Yorum
Yorum bulunamadı.