Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Kuzey masaya son olarak omleti de yerleştirdikten sonra, hazırladığı kahvaltı masasını gözden geçirmek için birkaç adım geri gitti. Melodi için en sevdiği çilekli omlet ve muzlu süt; ablası Açelya için ise portakal suyu, peynirli omlet, zeytin ve birazda kavrulmuş sucuktan oluşan kombinasyon ve son olarak kendisi içinde evde ne bulduysa içine doldurduğu tost ve çay vardı. Evet her şey hazırdı. Kuzeyin kulaklarına kapı zilinin ahenkli sesi dolduğunda, Kuzey kapıya bakmak üzere koridora ilk adımını attı, ama yolu bir sincap misali kapıya koşturan Melodi tarafından kesildi.
kendisini bekleyen ödülden haberdar bir şekilde küçük ama bir çita kadar hızlı adımlarla kapı yolunu yarılamıştı, Kuzey buna gülmeden edemedi ve kendisi de aynı hızlı adımlarla kapıya yöneldi, Açelya ablası eve kolay kolay giremeyecekti bu kesindi. Kuzey herhangi bir sorun çıkma ihtimaline karşı ara buluculuk görevine çoktan hazırdı. Dış kapıya vardığında Melodi çoktan kapıyı açmış ve güçlü bir muhafız misali kızgın bir ifadeyle Açelyanın yolunu tıkamıştı.
-Neden geldin! abla
Açelya kıkırdayarak cevap verdi, Melodinin kızgın hali bile o kadar sevimliydi ki yüzünde oluşan gülümsemeye engel olamamıştı, sevimli küçük kardeşi onu affedecekti bundan emindi ama her ihtimale karşı elinde tuttuğu poşeti kenara koydu, vakti geldiğinde kullanmak üzere.
-Çünkü benim evim minik civcivim
-Artık değil bence kendine başka bir ev bulmalısın
-Olur
Açelya yavaş bir hareketle küçük kardeşinin önüne diz çöktü, artık aynı boya ulaşmışlardı neredeyse.
-Ama sizde geleceksiniz çünkü evim sizsiniz
Melodi kafasını sert bir hareketle yana çevirdi, bağdaştırdığı kolları ve kızgın yüz ifadesiyle kolay kolay affetmeyeceğini belli ediyordu dışından, ama içinden Açelyayı çoktan affetmişti.
Açelya küçük kız kardeşine tüm şefkatiyle gülümsedi.
-Üzgünüm Melodi sadece şaka yapmak istedim ama işin dozunu fazla kaçırdım ve tek taraflı bir eğlence haline geldi bunun için tekrar çok özür dilerim bir daha olmayacak söz. sözlerime inanıp beni affedebilir misin?
Melodi kararsız bir şekilde ablasının üzgün yüzüne baktı, ders vermek için bile olsa sevdiği insanlara karşı uzun süre kızgın kalamıyordu.
-Affetmek de özür dilemek kadar cesaret ister bu yüzden Melodi Açelya abla özür dileme cesaretini gösterdiğine göre neden sende affetme cesaretini göstermiyorsun
Melodi ellerini öne doğru uzattı artık kızgın değildi, fakat sevgi dolu bir kız kardeş gibi de değildi, daha çok zorlu bir antlaşma yapan bir tüccar kadar temkinliydi.
-Ağabeyimin hatırına seni affediyorum ama giriş için bir şeyler alabilirim
Açelya kenarda duran beyaz poşeti Melodinin kollarına bıraktı, poşet orta boy bir kutuyu alacak kadar büyüktü ve kutunun içinde de... Melodi sabırsızca kutuyu poşetinden çıkardı ve üzerinde beyaz bir mikroskop resmi olan kutuya sevinçle baktı, uzun zamandır bir mikroskop istiyordu. Melodi bir an için bulunduğu pazarlığı unutup, koca bir gülümsemeyle elindeki ödülüne baktı. öyle ki mutluluktan yanakları al al olmuştu, bu sevimli manzara hem Açelyayı hemde Kuzeyi gülümsetti.
Aelodi abisi ve ablasını unutarak kollarıyla sardığı mikroskop kutusuyla odasına yöneldi.
-Artık içeri girebilir miyim hanımefendi?
melodi duraksadı ablasını iki saniye de unutmuştu, otoriter bir havayla tekrar ablasına döndü.
-Bu seferlik izin veriyorum ama bir daha olmasın
-Söz veriyorum!
-İyi o zaman
Melodi tekrar odasına gitmek üzere önüne döndü ama yolunu tıkayan Kuzey yüzünden tek bir adım dahi atamadı. Kuzey hafifçe eğildi.
-Önce kahvaltı yapmayalım mı?
-Ama ben şimdi oynamak istiyorum Abi
-Kahvaltıdan sonra oynamak istersen okula gidene kadar rahatça oynayabilirsin ama eğer kahvaltıdan önce oynamak istersen aklın hep kahvaltıda kalır ve oyunun tadını çıkaramazsın hem ailece kahvaltı yapmak daha eğlenceli en mantıklı olan hangisi sence?
Melodi istemeyerek cevap verdi.
-Kahvaltıdan sonra oynamak
-O zaman ne yapıyoruz?
-Mikroskobu odama götüreceğim ve önce kahvaltı yapacağım
-Ve
-Ellerimi yıkayacağım
-Aferin sana! Melodi
Melodi istemeyerek de olsa ayaklarını sürüyerek odasına yöneldi.
-Hmm bu ağız sulandıran kokular bizim mutfaktan mı?
-Kokunun hoşuna gitmesine sevindim abla bakalım tatlarını da beğenecek misin?
-Beğenmek ne demek tabağı sonuna kadar sıyıracağım çünkü sen yaptın civcivim
Kuzey içtenlikle gülümsedi her gülümsediğinde, deniz mavisi gözlerinin altındaki gamzeleri ona daha çekici bir hava katıyordu. Beş dakika sonra bütün aile kahvaltı sofrasında toplanmıştı. ilk tabağını daha doğrusu tabaklarını bitiren yüzündeki mutlu gülümsemeyle Açelya olmuştu.
-O kadar lezzetliydi ki midemin kapasitesi yetse birkaç tabak daha yiyebilirim!
-Sen diyette değil miydin abla?
-Bilmem hiç hatırlamıyorum minik civcivim hem diyet ne demek ki hiç öyle bir kelime bilmiyorum
Kuzey kendini tutamayarak güldü.
-Üzgünüm benim yüzümden diyetin bozuldu abla
-Söylediğim gibi diyet ne demek bilmiyorum hem üzgün olması gereken benim üniversite dersleriyle bu kadar yoğun olmana rağmen yemek işleriyle seni çok uğraştırıyorum söz düzgün yemek yapmayı en kısa sürede öğreneceğim
-Önemli değil abla çünkü yemek yapmak beni yormuyor aksine yaptığım yemekleri yemeniz beni mutlu ediy-
alarmın tiz sesiyle Kuzeyin sözleri bölündü.
-İlk derse yetişebilmek için şimdi çıkmam gerekiyor
-Seni ben bırakayım mı civcivim
-Teşekkür ederim abla yürümek daha çok hoşuma gidiyor
-Öyleyse iyi dersler!
-Güzel günler! Abi
Kuzey içtenlikle gülümsedi.
-Teşekkür ederim!
el sallayarak kız kardeşlerine veda etti. Odasından proje ödevini aldıktan sonra sokağa çıktı ve hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Dersten önce kütüphaneye uğraması gerektiğini tamamen unutmuştu, şimdi ise derse geç kalmamak için koşturmaktan başka çaresi yoktu. Adımlarını biraz daha hızlandırdı henüz sabahın erken saatleri olduğu için yollar fazla kalabalık değildi yetişebilirdi, eğer kendisini oyalayacak bir engel karşısına çıkmazsa. Ama hayat bugün Kuzeyin istediği gibi ilerlemeyecek gibi görünüyordu bunu başını arkaya çevirdiğinde anladı, arkadaşı Çağlar arkasından koşturuyordu.
Kuzey çağların ona yetişebilmesi için adımlarını yavaşlattı. Kuzey hiçbir zaman okulda sosyal biri olamamıştı; haliyle uzun yıllar devam edecek arkadaşlıklar kuramamıştı, çünkü karşısındaki insanla nasıl konuşması gerektiğini bir türlü anlayamamıştı, nezaket dili ve verdiği bilgiler karşılaştığı insanları sıkmış ve onlarda pek arkadaşı olmak istememişlerdi, ama Üniversitenin ikinci günü tanıştığı Çağlar diğerlerinden çok farklıydı.
Yaptığı sosyal hataları görmezden geliyor Kuzey ile aynı dili konuşmak için elinden geleni yapıyordu, her daim kötü gün dostu olan Çağlarda ki tek sorun...
-Selamlar! dünkü araştırma ödevini yaptın mı ve nerede kopyalayabilirim ödevimizi
Fazla sorumsuz olmasıydı. Kuzey adımlarını hızlandırdı Çağlar ile aynı hizada yürüyordu artık.
-Tam anlayamadım yani sen gezerken. emekle ve zaman harcayarak yaptığım ödevimi seninle mi paylaşmamı istiyorsun!
Çağlar Kuzeyin sözlerinin arkasındaki iğnelemeyi hiç üstüne alınmaksızın muzipçe gülümsedi, koyu kahve saçları neredeyse üç gün hiç taranmamış gibi darmadağınıktı, ama griye çalan keskin gözleriyle bu dağınıklığı bile kendi lehine çeviriyordu, Kuzey ile aynı yaş ve hemen hemen aynı boy ve kiloya sahipti.
-Doğru söylüyorsun ama birde şöyle düşün bize verilen ödev araştırma ve önemli bulduğumuz konuları not alma değil mi?
-Evet;
-Bu işi hemen hemen herkes aynı yapacak değil mi?
-Ne anlatmaya çalışıyorsun? Çağlar
-Diyorum ki bu basit iş için herkesin değerli zamanını harcamasına gerek yok tek bir kişi zaman harcasa ve diğerleri de ondan otlansa, diğerlerinin zamanını daha değerli işlere yöneltmek için fırsatı olacaktır mantıklı değil mi?
-Elbette mantıklı değil! ödevin verilme amacı öğrenciye bir şeyler öğretmektir eğer bir kişi yapar ve diğerleri de ondan alırsa diğerleri hiç bir şey öğrenmemiş olur yani ödevin amacı gerçekleşmez
-Ödevin amacı mı vardı ya a dur o azra değil mi!
Kuzey kendine hakim olamayarak hızla Çağların şaşkın gözlerle baktığı tarafa döndü; ama gördüğü tek manzara boş bir sokaktı, adımlarını durdurdu ve öfkeyle Çağlara döndü, Çağlardan böyle bir şey beklemezdim sözü Kuzeyin sözlüğünde yoktu Çağlardan her şeyi beklerdi.
-Nasıl da kandın ama!
-Komik mi!
-Hayır değil çünkü ben buradayım
Aralarına giren tekdüze ses tonu, ikisinin de aniden arkalarına dönmelerine neden oldu Azra gelmişti. Kehribar gözler önce kısa bir süre Çağlara baktı; ardından Kuzeyin yüzünde sabitlendi, gece gibi simsiyah saçları bugünde düzenli bir şekilde taranmıştı, Azra bugün deniz mavisi yaka kısmında sevimli bir kurdele olan, uzun bir elbise giymiş olsa da her zamanki gibi duygudan yoksun, ifadesiz yüzü bu elbiseyi taşıyamıyordu, ince uzun bedenine rağmen kuzeyin ancak omuzlarına yetişebiliyordu kafası. Çağlar yaşadığı şokla söze başladı.
-Azra hayalet gibisin
Ama ağzını açmasa daha iyi olurdu, çünkü Kuzeyin gözleri az öncekinden daha kızgın bir şekilde Çağlara dönmüştü.
-Konuşurken varlığımı fark etmediniz
-Ve sende gizli gizli yaklaşayım dedin öyl-
-Çağlar senin işin yok mu mesela çok uzaklarda! dedi Kuzey Çağlar a Üniversitenin tarafını göstererek bu defol git demenin nazikçesiydi.
Anında Çağların yüzünde kurnaz bir gülümseme oluştu, başıyla Kuzeyin elindeki ödev dosyasını işaret etti.
-Yok ama elindekini vermen karşılığında olabilir
-Arkadaşlıklar çıkara dayalı yürümez
-Çıkar mı? ben buna iyilik derdim
-O zaman o iyiliği yapmayacağım
-O zaman bende buraya yapışacağım
-Benim ödevimi alabilirsin Çağlar aynı tarihçi aynı ödev
Azra elindeki dosyayı Çağlara uzattı.
-Vay mekanik bölümünün en zeki kızı ödevini teklif ediyor onur duydum
Çağlar hafif bir referans yaptı.
-Ama alamam gurur meselesi illaki gıcıklık olsun diye benim şu uyuzdan kopya almam gerekiyor yoksa gece rahat yatamam
-Çünkü benim ödevimi kopyalarsa kopya çektiği daha az anlaşılacak değil mi Çağlar?
-Aynen öyle uyuz kanka
Kuzey sıkıntıyla nefesini verdi.
-İnsanın senin gibi bir arkadaşı varken pek düşmana ihtiyacı olmuyor
-Ne güzel işte düşmanı da aratmıyorum dostu da neyse hadi iyisin kırk yılın bir başı iyi arkadaşlık yapıp seni köşede bekleyeceğim
Çağlar aynen söylediği gibi arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı ve ne söyleyeceğini bilemeyen Kuzeyi Azra ile baş başa bıraktı.
Kehribar gözler ona sabit bir şekilde bakarken, Kuzeyde aynı sabit gözlerle kehribar gözlere baktı, ikisininde yüzünde tek bir duygu kırıntısı dahi olmamasına rağmen sanki konuşmaya başlasalar bir ömür bitmeyecek gibiydi sözleri.
-Bugün nasılsın Kuzey
-İyiyim sen nasılsın Azra
-Bende iyiyim
Ama insanın içini dökmesi o kadar kolay bir şey değildi.
-O zaman ben derse geçeyim iyi günler dilerim Kuzey
Kuzey gülümsedi ve ağzını açtı ama konuşmayı sürdürecek hiç bir şey bulamayınca geri kapattı ağzını.
-Günün istediğin gibi geçsin Azra
Azra ufak bir baş selamıyla Kuzeyin yanından geçip Üniversite yoluna yöneldi. Azra Üniversitenin ilk gününden beri hiç değişmemişti soğuk, ciddi ve anlaması zor biriydi, bu yüzden çevre edinmede Kuzeyden bile daha kötüydü, konuştuğu tek kişiler Öğretim görevlileri ve Kuzeydi bunu düşünmek bile Kuzeyin yüzünde sevgi dolu bir gülümsemenin oluşmasına yetmişti. Azra nın kaya gibi sert yüzünden ne düşündüğünü anlayamıyordu, ama önemli değildi çünkü Kuzey Azra ya baktığında...
O duygusuz yüzü değil, tanıştıkları ilk günü ve Azranın makine mühendisliği bölümünde ki başarılarını görüyordu, özellikle engelli insanlar için geliştirdiği tüm o projeleri gerçekten inanılmaz biri diye geçirdi içinden Kuzey.
-Hey nereye dalıp gittin
Çağlar dalıp giden Kuzeye cıkladı, ama fırsattan yararlanmayı ihmal etmedi, Kuzeyin elindeki ödev dosyasını almak için atıldı, Kuzey daha hızlı davranarak dosyayı tutan elini havaya kaldırdı.
-Vermeyeceğim
-Verme bende kızlarla nasıl konuşulur hakkındaki engin bilgimi kendime saklayacağım
Kuzey göz devirdi ne bilgisinden bahsediyordu.
-Çok üzüldüm
-Ciddiyim ama nasılsın iyi günler bu ne ya!
-Uyum sağlamaya çalışıyorum eğer çok neşeli olursam onu ürkütürüm, çok soğuk olursam da kalbini kırarım diye korkuyorum
-Çok centilmensin şimdi ödevini veriyor musun veriyor musun?
kuzey Çağları geride bırakarak yürümeye başladı.
-Rüyanda görürsün
" "
Açelya
Açelya bardakta kalan son portakal suyu damlasını da mideye indirdikten sonra, sabırsızca masaya parmaklarını vurmaya başladı. Bir saat önce tam koltuğa yayılmış film keyfi yaparken, lüzumsuz telefonunun sesiyle tüm keyfi kaçmıştı, arayan aile avukatları Aktan beydi, telefonda ona anlatması gereken önemli bir konu olduğunu, bu yüzden müsaitse attığı konuma gelmesini söylemişti. Aktan babasının en yakın arkadaşıydı, bu yüzden uzun süre aile avukatları olarak kalmayı başarmıştı ama sorun şuydu
Ki sekiz yıl önceki ailesinin cenazesinden beri onları hiç arayıp sormamıştı ve şimdi acil bir konu olduğunu söylüyordu, Açelya oldum olası onu hiç sevememişti bu yüzden karşısında oturan avukata nezaket gereği dahi gülümsemiyordu, yüzündeki soğuk ifade onun için yeterliydi.
-Artık burada olma sebebimi açıklayacak mısınız? Aktan bey
Aktan ellerini masada birleştirdi; yer yer ağarmaya başlayan siyah saçları ve yaşlı gözleriyle henüz otuzlu yaşlarda olmasına rağmen çok daha yaşlı görünüyordu, tabi bunda takındığı buz gibi ifadenin de etkisi vardı.
-Bunu söylemenin kolay bir yolu yok Açelya hanım bu yüzden doğrudan söyleyeceğim şimdiden üzgünüm
-Neden
-Vereceğim kötü haber için aile fertlerinizden biriyle ilgili büyük bir sorun var bana göre miras konusunda sıkıntı çıkaracak
-Miras konusunda bir sıkıntı çıkmayacak kardeşlerim arasında eşit paylaştıracagım
-Ayriyeten anneniz tarafından yaşarken bana iletilen mektup ile birlikte bu sorunu da size iletmek zorundayım
Açelya sıkıntıyla nefesini verdi, Normalde lafı bu kadar dolandırmazdı.
-Direk söyleyin lütfen sorun nedir?
-Sorun erkek kardeşiniz
Bir süre duraksadı alıştıra alıştıra söylemesi gereken kötü haberi doğrudan söyleyecekti, çünkü zamanı yoktu.
-Kuzey sizinle aynı kanı taşımıyor
ilk kurşun atıldı...
-O evlatlık
Ve tam Açelyanın kalbine isabet etti.
Açelya ilk şokun etkisiyle boş gözlerle avukata baktı, dili tutulmuş, ayaklarının altı boşalmıştı. Tüm bedeni onu terk etmişcesine hissizleşmişti; Kuzey evlatlık mı? mümkün değil! Kuzey yüzde yüz kardeşiydi beraber büyümüşlerdi kardeşlerdi! Açelya zoraki bir şekilde kıkırdadı, bedeni bu acı gerçeği reddetmek için adeta savaş veriyordu.
-Şaka yapıyorsunuz değil mi? şaka!
-Üzgünüm ama gerçek buyurun bu annenizin Kuzey hakkında size vasiyeti
Avukat ceketinin cebinden bir zarf çıkarıp Açelyaya uzattı. Açelya gözünün önündeki zarfa boş gözlerle baktı; zarfı açmak istemiyordu, içinde yazan her neyse okumak istemiyordu sadece buradan kaçmak ve duyduğu her şeyi zihninden silmek istiyordu, ailesi hakkında alacağı her haber onun zayıf noktasıydı ve onlar hakkındaki her kötü haber de direncini kıran bir başka darbeydi ama... Açelya yutkundu, ama kaçma hakkına sahip değildi, o ablaydı onlara zarar verecek her kötü haberi önce o duymalı ve kardeşlerini korumalıydı.
Açelya beyaz zarfı eline aldı, hala içten içe açmak istemiyordu. Zarfı ilk seferde açamadı, ikincide de, üçüncü de bir süre duraksadı ve derin bir nefes aldıktan sonra açmayı başardı, zarfın içinden çıkan kağıtta yaşarken defalarca gördüğü annesinin el yazısı yazıyordu. Açelya tekrar derin bir nefes aldı ve kaçma dürtüsüne karşı koyarak okumaya başladı.
Değerli kızıma
Merhaba Açelya benim ilk göz ağırım, hayatımın neşesi, değerli kızım seni çok seviyorum ve sevdiğim için sana gerçekleri açıklamak zorunda hissediyorum kendimi, çünkü (bu mektup elinde olduğuna göre) artık hayatta değilim ve bu ağır yükü sana bırakmak zorundayım. Kuzey bizim öz çocuğumuz değil; onu evlatlık aldık almak zorunda kaldık, çünkü o zamanlar sen amansız bir hastalığın pençesindeydin ve doktorlar hastalığının etkilerini ilaçlarla yavaşlatsalar bile, sen o kadar negatiftin ki minik kuşum, hiç iyileşmeyeceğim düşüncesini beynine kazımıştın. Bu olumsuz düşünceler yüzünden bedenin daha güçsüz ve hastalığında daha kötü bir hale geliyordu.
Biz ve Doktorlar seni kurtulacağına inandırmak için elimizden geleni yapıyorduk, ama yavru kuşum o zamanlar umutsuzlukla kaplanmış minik yüreğin bize inanmayı reddediyordu. Hastalığının yine nüksettiği o gün, çocuk yurdunda çalışan bir arkadaşım beni hastanede ziyaret etti; iki gün önce çocuk yurdunun kapısında bırakılmış sapsarı yeni doğmuş bir bebekten bahsetti, gece bakım yurdunun kapısına sadece üzerinde kalın bir battaniyeyle bırakılmış, çalışanlar onu ancak sabah fark etmişler,
Bırakıldığı gece yoğun bir soğuk hakimmiş, buna rağmen o küçük sabi sabaha kadar direnmiş ve ilk gördüğü kişiden tüm gücüyle ağlayarak yardım istemiş, arkadaşım biz bile o soğukta iki saatten fazla kalamazken, bütün gece minik bedeniyle direnmiş dedi. Arkadaşım bunun bir mucize olduğunu söyledikten sonra konuyu sana getirdi, bebeği evlatlık alırsanız belki bebeğin Azmi açelyaya da geçer ve hem bir sabi yuva bulurken hemde kızınız kurtulur dedi. Bu sözler baban ve benim için yeni bir umut olmuştu, aynı gün çocuk yurduna evlatlık alma başvurusunda bulunduk ve zar zor da olsa sonunda minik kuzeyimizi eve getirmeyi başardık.
O zamanlar sen titreme nöbetleri ve küçücük bedeninde biriktirdiğin stresle birlikte çok zor bir dönemden geçiyordun, yalnızca altı yaşında olmana rağmen, gözlerin yaşadığın acıların sıkıntısıyla yaşlıydı. Bu yüzden Kuzeyi ilk bir ay görmezden geldin ama bebek Kuzey inatçıydı, sen her yanından geçtiğinde o minnacık elleriyle seni çağırıyor, sana gülümsüyordu. Tüm bunlara rağmen Kuzeyi yine görmezden gelmeye devam etsen de, babanda bende kalbinin yumuşamaya başladığını hissediyorduk.
Kuzeyin ilk emeklemeye başladığı zamanı hatırlıyor musun? seni her gördüğünde koşarcasına yanına emeklerdi, sende haksızlık yapıp daha uzun bacaklarınla Kuzeyden kaçardın, adil bir yarış olmazdı,
Açelyanın yüzünde buruk bir gülümseme oluştu, duygularını güçlükle kontrol ediyordu.
Ama bir gün her şey değişti, Kuzey yürüme denemeleri için koltuğa tutunup ayağa kalkmaya çalışıyordu, ama bu konuda pek de başarılı olduğu söylenemezdi, sürekli düşüp duruyordu. yaralanmasından korktuğumuz için evin her yanına yumuşacık kat kat halılar sermiştik düşünce canı yanmasın diye, buna rağmen her ayağa kalkmaya çalıştığında baban ve ben tetikte oluyorduk. O gün kapı erken saatlerde çaldı benim de imzam lazım olduğu için bende kapıya gittim.
Odaya geri döndüğümüzde Kuzey senin oturduğun koltuğa tutunmuş, ayakta kalmak için tüm gücüyle çabalıyordu, tam o sırada dengesini kaybetti düşecek diye atıldık ama sen bizden önce davrandın ve bebek kuzeyi düşmeden yakaladın ve dikkatlice yanına oturttun. Sonra tıpkı bir yetişkin gibi parmağını sallayarak Kuzeye dikkatli olmasını yaralanabileceğini söyledin, bu babanla ikimizi güldürdü ama sonraki yaptıkların içimizi ısıttı, Kuzeyi alnından öpüp daha yeni uzamaya başlayan sarı saçlarını dikkatlice karıştırdın,
Ve ben seni korurum çünkü ablanım ben senin küçük civcivim dedin. O günden sonra Kuzeyle daha sık vakit geçirmeye ve daha çok gülmeye başladın. Ruh sağlığın düzelmeye başladı, ruh sağlığın düzeldikçe de ilaçların üzerindeki etkisi arttı ve yavaş yavaş hastalığının etkileri azalmaya başladı.
Sen on iki yaşına Kuzey de altı yaşına bastığında doktor tamamen iyileştiğini söyledi, o gün Dünyalar benim oldu, yıllar geçmesine rağmen yaşadığım mutluluğu tarif edecek söz bulamıyorum. İkinci mucizeyi de yaşamış oldum, ilki minik pıtırcığım kuzey ve ikinci de minik kuşum senden gelmişti, biliyorum hayattayken de çok söyledim, ama bir kez daha söylemek istiyorum sizi çok seviyorum! seni, Kuzeyi. Bu mektubu sen Kuzeyi dışla diye kaleme almadım,
Aksine bir abla olarak onu daha sıkı koru diye yazıyorum, çünkü biliyorum ki bu sır eninde sonunda ortaya çıkacak, ortaya çıkmadan benden öğren istedim. Kuzeye hiç bir zaman bir yabancı gözüyle bakmadım, sen neysen Kuzeyde benim için o dur öz çocuğumdur.
Bu yüzden bize acı verecek olsa da Kuzeyin gerçekte kim olduğunu öğrenmesi gerekiyor, hayatı hakkındaki bu önemli sırrı ondan saklayamayız, bilmek onun hakkı. bu yüzden lütfen Açelyam minik kuşum. Benim yapamadığımı sen yap ve Kuzeye gerçekleri açıkla sizi seviyorum.
Annen
Açelya okumayı bitirmiş olmasına rağmen boş gözlerle kağıda bakmaya devam etti kalbi acıyordu, ağlamak istiyordu ama ağzını açtığında nefesi kesiliyordu. Bütün zihni ve yüreği acıyla kaplandığı halde bu acıyı dışarı yansıtamamak, bu acıyı çekmekten daha büyük bir ızdırabtı sanki.
-Şu anda kendinizi çok üzgün hissettiğinizin farkındayım ama canınızı sıkmayın hayat devam ediyor ve eninde sonunda da bu acı da geçece-
Avukatın sözleri telefonunun sesiyle kesildi ve avukat teselli konuşmasını bırakıp telefonla konuşmaya başladı. Açelyaya avukatın her sözü boğuk bir gürültüden farksız olarak geliyordu, ne söylediğini anlayamıyordu. İki dakika sonra avukat aceleyle çıktığında söylediği son sözleri dahi anlayamamıştı.
Açelya Dünyadan kopmuş bir haldeydi, sadece oturuyordu ama ayaklarının zemine bastığını dahi hissetmiyordu. O masada kaç dakika yada kaç saat oturduğunu bilmiyordu, ancak yanına bir garson gelip iyi olup olmadığını sorduğunda tekrar bilinci yerine gelebilmişti. Mektubu çantasına koyduktan sonra ücreti ödeyip kendini güçlükle sokağa attı. Nereye gittiğini yada nereye gitmek istediğini düşünmüyordu, yalnızca kaçmak istiyordu ama nereye kaçabilirdi, daha doğrusu kaçabilecek miydi?
Kardeşleri buradaydı onları nasıl terk ederdi. Tam bir korkaktı. Sırf Kuzeyin evlatlık olduğunu öğrendi diye şu düştüğü hale bak. Açelya içinden kendi kendine kızdı. Evet beklemiyordu, evet hala inanmakta güçlük çekiyordu ama asla Kuzeyi kardeşi olarak görmeyi bırakmıyordu kardeşiydi çünkü. Arada kan bağı olsun, yada olmasın Kuzey ile beraber büyümüşlerdi ve Kuzey ona asla pes etmemeyi öğretmişti.
Açelya buruk yüz ifadesiyle kendini bir banka attı, farkında olmadan küçük ıssız bir çocuk parkına gelmişti. Bu park Kuzey ile yaşadığı tüm o güzel anıların gözlerinin önünde canlanmasına neden oldu. ilk göz yaşını düşüren bu anılardı ikinci, üçüncü ve ardından sayamayacağı kadar çok göz yaşı düşmeye başladığında, Açelya yüzünü avuçlarıyla kapattı ve kendini serbest bıraktı. Ağzından küçük bir hıçkırık kaçtı, titreyen omuzları ve ardı ardına düşen göz yaşlarıyla küçük bir kız çocuğu gibi ağlamaya devam etti.
Korkuyordu, korkuyordu çok korkuyordu Kuzeyin onları terk etmesinden korkuyordu, ama eğer gerçeği öğrenirse Kuzey gerçek ailesini bulmaya çalışacaktı, biyolojik ailesini bulduğunda ise gidecek ve onları terk edecekti, eğer bu gerçekleşirse Kuzeysiz hayatları bir boşluktan ibaret kalacaktı. Açelya bu acıya nasıl dayanırdı, ya Melodi o nasıl karşılayacaktı. Melodi doğduktan kısa süre sonra ailelerini kaybetmişlerdi, Melodi Kuzeyin elinde büyümüştü. Kuzey giderse Melodi mahvolurdu.
Ama Kuzeye söylemezse ve gerçeği bir başkasının ağzından duyarsa, ve daha kötüsü Açelyanın ondan bu gerçeği sakladığını öğrenirse Kuzeyin duyguları ne olacaktı!? Açelyaya olan tüm güvenini ve sevgisini anında kaybederdi. Söylerse kuzey biyolojik ailesini öğrenmek isterdi ve Kuzey onları terk etmese bile biyolojik ailesi Kuzeyi kendi yanlarına çekebilirlerdi, söylemese ve başka yerden duysa öğrendiğinde duyguları paramparça olurdu,
Açelya göz yaşlarıyla kaplanmış yumruğunu banka vurdu, her iki seçenekte başka bir felakete açılıyordu. Felakete yol açmayacak tek seçenek... Açelya başını kaldırdı çözüm yolunu bulmuştu. Çantasından mendilini çıkardı ve göz yaşlarını kurulamaya başladı. Evet tek seçenek şimdilik Kuzeyin hiç bir şey bilmemesiydi, aileleri ancak bu şekilde huzurla yaşayabilirdi.
-Üzgünüm Kuzey hiçbirimizin canı yanmasın istiyorum sadece kısa süreliğine sana söylemeyeceğim
Açelya kararını vermişti bu sırrı Kuzeyden kısa süreliğine saklayacaktı. (ömür boyu) Daha iyi bir plan bulana kadar Kuzeyin bu sırrı duymaması gerekiyordu ve Açelya duyulmaması için elinden geleni yapacaktı.
" "
akşam 19:00
Açelya oturduğu bankta biraz daha kayarak, sarı arabanın gidişini izledi, sanki bir gizem filmine bakıyormuş gibi, evlerine dönen arabaları seyrediyordu saatlerdir. Kararını verdikten sonra bile eve gidememişti, Kuzeye hiçbir şey söylememe kararı yüreğine büyük bir vicdan azabının çökmesine neden olmuştu. Annesi haklıydı bilmek Kuzeyin hakkıydı vicdan azabı onunla aynen bu şekilde konuşuyordu, ama zihnini kaplayan korku söylerse Kuzeyin gideceğini ve Melodinin ağır bir travma geçireceğini söylüyordu.
Açelya çoktan kararını vermişti saklayacaktı, ama hata yaptığını vurgulayan bu ağır vicdan azabıyla henüz eve dönecek durumda değildi. Derken telefonundan bildirim sesi geldi, Kuzeyden mesaj gelmişti.
Kuzey
-Abla neredesin? seni evde bulamayınca Melodiyle endişelendik.
Açelya hüzünle gülümserken cevabını yazdı.
Açelya
-sizi endişelendirdiğim için üzgünüm, hastanede acil bir işim çıkmıştı şimdi eve dönüyorum.
Birini daha yeni göndermişken başka bir mesaj geldi.
Melodi
-abla ne zaman geleceksin? Abim bir sürü kap kek yaptı yarısından fazlasını bana vermen şartıyla sana da verebilirim ama sadece iki tane.
Açelya güldü morali yerine gelmeye başlamıştı.
Açelya
-Tamamını yemeye geliyorum.
Melodi
-O zaman hepsini şimdi yerim.
Açelya
-Hodri meydan Melodim.
Kuzey
-Gelirken dikkatli ol abla seni bekleyeceğiz.
Açelya telefonunu kapattı ve kazandığı güçle ayağa kalktı. Küçük civcivleri onu evde beklerken burada üzülmek zaman israfıydı. Kardeşleri sayesinde hissettiği mutlulukla eve dönmesi yalnızca yarım saatini aldı, tabi bunda arabasının da etkisi büyüktü. Kapıdan içeri girdiğinde onu iki gülümseyen yüz ve bir masa dolusu kap kek karşıladı, ders çalışmak için kullanılan uzun masa yan yana dizilmiş bir sürü tepsiyle doluydu. Açelya yedi tepsi saydığında inanamayıp tekrar saydı sekiz tepsiymiş.
-Biraz fazla olmamış mı? civcivim
-Şey biraz abarttığımı kabul ediyorum abla
Melodi ağzının her tarafına çikolata bulaşmış bir halde...
-Hepsini ben yerim dedi
Açelya ve Kuzey bu sevimli manzaraya aynı anda güldüler, ancak küçük Melodilerini mide ağrısından korumak için masadan birkaç tepsi eksilttiler; Melodi önünde sadece iki kap kek kaldığında, somurtkan bir şekilde kardeşlerine baktı, ama itiraz etmedi ablası ve abisi daha önce ona çok yemek yemenin midesini bozabileceğini anlatmışlardı, bu yüzden uslu bir küçük kız gibi değerli kap keklerinin götürülüşünü acıyla izledi. Mutfakta Kuzey tezgaha sıra sıra dizilmiş kap kek tepsilerine hüzünle bakıyordu. Bu kadar çok kap kek yaptığı için pişman olduğu her halinden belliydi.
Açelya sevgiyle Kuzeyin saçlarını karıştırdı.
-Üzülme civcivim Melodinin sınıfındakiler yaptığın tatlılara bayılıyorlar
Açelyanın gözü bir anlık tepsilere kaydı, bir sınıf yeterli olur muydu? bitirmeye.
-Ayrıca komşularda tatlılarına bayılır israf olmasına asla izin vermem
Kuzey gülümseyerek ablasına döndü.
-Teşekkür ederim abla sen olmasan ben ne yapardım
Asıl sen olmasan ben ne yaparım diye geçirdi içinden Açelya, henüz günün yorgunluğunu üzerinden atamamıştı ve enerjik kalmak için insanüstü bir çaba sarf ediyordu, çünkü bir çift deniz mavisi göz ona bakarken acısını belli etmek onun için bir seçenek değildi.
-Sen gülümsemeye devam et diye her şeyi yapabilirim Civcivim
Açelya tepsiden çikolatalı bir kap kek aldı ve büyük bir ısırıkla tadına baktı, kekin iç harcı anında ağzının içinde dağıldı ve kap kekin yoğun çikolatası onu kendine getirdi. Açelya sanki Dünyanın en güzel kekini yiyormuş gibi gözlerini kapatarak yüzündeki mutlu ifadeyle keki yuttu.
-Abla
Kuzeyin yüzü aniden ciddileşti.
-Eğer benim gülümsememin bedeli senin göz yaşların olacaksa ağlamayı tercih ederim
Açelya soluğunu tuttu. İçini kaplayan acı geri dönmüştü, Kuzey her zaman böyle fedakardı. kız kardeşlerinin mutluluğu için kendi mutluluğunu ateşe atmaktan asla çekinmezdi, ama bilmiyordu ki biri bile mutsuz olsa diğerlerinin mutluluğu bulamayacağını.
Açelya zoraki bir şekilde gülümsedi.
-Böyle konuları sonraya saklayalım bu yüzden şimdi bunları boş ver de bu kap kekin tadından bahsedelim böyle bir lezzet olamaz!
Kuzey gülümsedi.
-Teşekkür ederim abla ben sana porta-
-Teşekkür ederim ama gerek yok civcivim bugün erken yatmak istiyorum
Kuzey endişeli gözlerle Açelyaya baktı. Herkesten daha geç yatıp, herkesten daha erken kalkan kişiden bu tür sözler beklemezdi.
-Endişelenme ben gayet iyiyim sadece yorucu bir gün geçirdim
-Yine de bir şeye ihtiyacın olursa lütfen seslen
-Tamamdır iyi geceler civcivim
Açelya mutfaktan çıktı ve hızlı adımlarla odasına yöneldi. Kuzeyi boşu boşuna endişelendirmişti ancak daha fazla rol yapacak durumda değildi. Odasına geçip kapıyı kilitledi. Odası bir yatak, çamaşır dolabı, ağzına kadar dolu bir kitaplık, ve çalışma masasından oluşan geniş ama aynı zamanda boş bir odaydı. Çoğunlukla buraya sadece yatmadan yatmaya uğrardı, yada araştırma yapmak için çünkü kardeşleriyle birlikte eğlenmek odada yalnız başına oturmaktan çok daha eğlenceliydi onun için.
Açelya derin bir nefes aldı, bir sonraki adımı çamaşır dolabıydı, çift kapılı çamaşır dolabının kapaklarını açtıktan sonra dipteki kıyafet yığınını kenara çekti, işte oradaydı çelik kasası. Otomatik hareketlerle kasayı açtı ve hala omzunda asılı olan çantasından mektubu çıkardı. Mektubu içine koyup kilitlemesi yalnızca birkaç saniyesini aldı, ancak saatler sürmüş gibi gerdi bu onu, çünkü büyük bir sırrı yalnızca bu kasaya emanet ediyordu, sırrın güvende kalacağından emin olmadan işi yalnızca şansa bırakıyordu.
İşi bittikten sonra kendini bitkin bir halde yatağa bıraktı. Açelya kendini tuhaf hissediyordu, sanki omuzlarında bütün Dünyanın yükünü taşımış gibi yorgun, ancak uykuya dalamayacak kadar enerjikti. Gözlerini kapattı ama kapısının çalınma sesiyle, uykuya dalamadan gözlerini açmak zorunda kaldı. Yorgun bir yüzle ayağa kalktı, ancak kapı açılmadan saniyeler önce bu yorgun yüz yerini dinç bir gülümsemeye bıraktı gelen Melodiydi.
Elinde bugünkü hediyesi teleskop ve yüzünde ki pişmanlıkla kapıda duruyordu. Açelya şaşırsa da belli etmedi.
-İyi akşamlar minik civcivim sana nasıl yardım edebilirim?
-İçeri girebilir miyim abla?
-Tabi ki de
Açelya Melodinin geçmesi için kapıyı açtı. Melodi ağır adımlarla Açelyanın yatağına ulaştı ve yorgun bir biçimde yatağa oturdu yanına da Açelya oturdu. Melodi tereddüt etmeden elindeki mikroskobu Açelyaya uzattı, Açelya afallamış bir şekilde mikroskobu eline aldı.
-Neden bana mikroskobunu veriyorsun?
Melodi başını öne eğdi, tıpkı ağır bir suçluluk duygusuyla baş başa kalmış gibi kırgındı minik yüzü.
-Çünkü seni üzdüm abla bu yüzden bu hediyeyi hak etmiyorum
-Neden beni kırdığını düşünüyorsun?
-Eve geldiğinden beri tuhaf davranıyorsun ve gözlerin şişmiş ağlamışsın bende seni inciten kişinin kendim olduğunu düşündüm çünkü iki günden beri sana çok kaba davranıyorum.
Melodinin sesi titredi.
-Özür dilerim abla seni incitmek istememiştim söz bir daha yapmayacağım
İlk göz yaşı yanağına aktığında Açelya Melodiye sıkıca sarıldı.
-Beni inciten sen değilsin minik civcivim
-O o z- zaman neden a- ağladın?!
-Anlatacağım ama önce biraz sakinleşelim senin ağladığını görmek kalbimi acıtıyor
Açelya Melodiden yavaşça ayrıldı. Daha sır ortaya çıkmadan civcivleri bu kadar üzülüyorken bu sırrı nasıl söylerdi?. Açelya çamaşır dolabının çekmecesinden aldığı mendille Melodinin göz yaşlarını silmeye başladı. Melodinin akan her göz yaşı damlası sanki yüreğine saplanan bir hançerdi.
-Bugün kö- hayır kötü bir haber değildi aslında bilmem gereken bir sır öğrendim ama bu sır ortaya çıkarsa sonuçları çok kötü olacak, bu yüzden bu sırrın açığa çıkma düşüncesi beni çok korkuttu hınkır bakalım
Melodi hınkırdı. Açelya sümüklü mendili kenara koydu.
-Sırrı duyunca kötü şeyler oldu mu? abla
-Hayır
-Sır duyulursa kesin kötü şeylerin olacağı kesin mi?
Açelya cevap vermeden bir süre duraksadı, hep en kötü ihtimalleri düşünmüştü ama aslında Kuzeyin onları bırakmayacağı başka bir ihtimalde vardı, ama sıkıntı bu ihtimalin gerçekleşme olasılığının çok düşük olmasıydı.
-Hayır
-O zaman neden üzülüyorsun iyi şeylerde olur kötü şeyler de ama...
Melodi içtenlikle gülümsedi.
-Biz bunu da atlatırız diye düşünüyorum abla
Açelya kız kardeşinin alnına kısa bir öpücük kondurdu ve saçlarını sevgiyle okşadı.
-Elbette atlatırız, ama risk almamak daha iyi olmaz mı? Minik civcivim
-O kadar büyük bir sır mı?
-Evet
-Bana da söyler misin?
-Olmaz
-Neden?
-Çünkü bu benim çözmem gereken bir...
Açelya doğru kelimeyi bulabilmek için bir süre duraksadı.
-Problem bu yüzden bu sırrın aramızda kalmasını istiyorum
Melodi büyük bir ciddiyetle başını aşağı yukarı salladı.
-Söz veriyorum
-Anlaştığımıza sevindim şimdi bunu geri alabilirsin farmakolog olmak istiyordun değil mi?
-Hayır artık astronot olmak istiyorum
-Olmaz çok uzak akşam yemeğine geç kalır-
kapının tıklatılma sesiyle iki kız kardeş aynı anda kapıya döndü, gelen kişinin kim olduğunu ikisi de biliyordu
-Girebilirsin civcivim
Kuzey yavaşça kapıyı açtı, elinde bir kutu çikolata vardı Melodi gibi onun da yüzü asıktı, Açelyanın bir an kalbi burkuldu kardeşlerini korumak isterken onları üzmüştü.
-Ben çikolatanın seni mutlu edeceğini düşünmüştüm abla
Açelya şefkatle gülümsedi. Evdeki bütün çikolataların bittiğinden emindi Kuzey onu mutlu etmek için marketten alıp gelmiş olmalıydı.
-Çikolatada beni mutlu eder amaa küçük civcivlerimin beni mutlu edeceği kadar değil!
Açelya kollarını her iki yana açtı.
-Gelin bakalım!
Üç kardeş birbirlerine sevgiyle sarıldılar, Açelya şu anki duygularını anlatacak kelime bulamıyordu, o kadar mutluydu ki. kardeşleri onun en değerli hazinesiydiler.
-Sizi çok seviyorum! civcivlerim
-Bizde seni!
-Bizde seni!
Üç kardeş birbirinden ayrıldı. İşte şimdi Açelya kendini daha iyi hissediyordu. Omuzlarında hala suçluluğun yükü olsa da, kardeşlerinin mutluluğu için bu yüke sonuna kadar katlanırdı, umarım doğru karar buydu.
-Benim uykum kaçtı civcivlerim
-O zaman!
-Dogru tahmin ettin film gecesi yapalım!
-Kap kekleri ben hazırlarım dedi Melodi
Ve Melodi koşarak odadan çıktı, değerli kap kekleriyle tekrar kavuşmak için.
-Bir dakika Melodi yukarıda onlar tehlikeli! seni bekleyeceğiz abla
Kuzeyde Melodinin arkasından hızla koştu. Odadan en son çıkan sakin adımlarla Açelya oldu, kardeşleri çoktan alt kata inmişti, Melodinin hızıyla gerçekten baş edemiyorlardı. Açelya kendi kendine güldü ama kapıyı kapatırken yüzündeki gülüş soldu, sırrını saklayan kasa gözüne takılmıştı dolabın içinde, kıyafetlerin altında, ve zorlu bir şifreyle kasanın içinde dahi olsa sırrı onu bir anlık germişti. Kapıyı kapatırken kendini sakinleştiren sözler fısıldadı.
-Her şey yolunda ve yolunda kalmaya da devam edecek
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Müthiş bir bölümdü, YENİ BÖLÜM🎈🤗
Yorum
Yorum bulunamadı.