Bölüm 2 – ipucu
Ertesi sabah gözlerimi açar açmaz aklıma gelen ilk şey, cenazede gördüğüm yaşlı adamdı.
Gece boyunca onu düşünmüştüm. Kimdi? Büyükbabamla ne ilgisi vardı? Ve neden annemle teyzem onu görür görmez birbirlerine bakmıştı?
Kahvaltı masasına oturduğumda evdekiler her zamanki gibi davranıyordu. Annem çay dolduruyor, teyzem masayı topluyor, amcam ise telefonuyla ilgileniyordu. Sanki dün yaşanan o garip an hiç olmamış gibiydi.
Dayanamadım.
"Anne..." dedim.
Annem bana döndü.
"Dün gelen yaşlı amca kimdi?"
Annemin eli bir an havada kaldı.
Sadece bir saniyelikti.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi çayı bardağa doldurmaya devam etti.
"Eski bir tanıdık."
"Hepsi bu mu?"
"Evet."
Cevabı kısa ve netti.
Daha fazla soru sormamı istemediği belliydi.
Ben de sessizce odama çıktım.
Tam o sırada telefonum titredi.
Mina:
"Bugün buluşabilir miyiz? Sana anlatmam gereken bir şey var."
Hiç vakit kaybetmeden dışarı çıktım.
Her zamanki parkta buluştuk.
Mina daha ben konuşmadan söze girdi.
"Ben de o adamı fark ettim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Sen de mi?"
"Evet."
"Bir tuhaflık vardı."
Başımı salladım.
"Sadece yaşlı adam değil."
"Herkes onu tanıyormuş gibiydi."
"Ama kimse bize tek kelime etmedi."
Bir süre sessiz kaldık.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Ortada saklanan bir sır vardı.
Ve bu sırrın cevabı büyükbabamın geçmişindeydi.
Bir anda aklıma bir yer geldi.
Dedemin yıllardır kimsenin gitmediği eski kulübesi.
Çocukken beni birkaç kez oraya götürmüştü.
İçerisi eski eşyalarla doluydu.
Belki hâlâ bize yardımcı olacak bir iz kalmıştır.
"Mina."
"Ne var?"
"Kulübeye gidelim."
Mina birkaç saniye düşündü.
"Ya biri görürse?"
"O zaman geziye çıktığımızı söyleriz."
Gülümsedi.
"Tamam."
Yaklaşık yarım saat yürüdük.
Ormanın kenarına vardığımızda kulübe uzaktan görünmeye başladı.
Eskisinden daha yıpranmıştı.
Çatısındaki tahtalar eskimiş, pencereleri toz tutmuştu.
Yaklaştıkça içimi garip bir his kapladı.
Tam kapıya birkaç adım kalmıştı ki...
İçeriden boğuk konuşma sesleri duyduk.
Mina hemen kolumu tuttu.
"Dur."
İkimiz de sessizce kulübenin duvarına yaslandık.
Nefes almaya bile korkuyorduk.
İçeriden bir adamın sesi geldi.
"Bunu yapmak ne kadar doğru bilmiyorum."
Ardından başka biri konuştu.
"Artık geri dönüşü yok."
Üçüncü bir ses ise fısıldayarak,
"Kimse gerçeği öğrenmeyecek."
dedi.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Mina bana baktı.
Gözlerindeki korkuyu ilk kez bu kadar net görüyordum.
Yavaşça pencereye doğru eğildim.
Perdenin arasındaki küçücük boşluktan içeriyi görebiliyordum.
Üç kişi vardı.
İkisi sırtını dönmüştü.
Ama üçüncü kişi...
Onu tanıyordum.
Dün cenazeye gelen yaşlı adamdı.
Ve o an anladım.
Bu iş sandığımdan çok daha büyüktü.
Bölüm Yorumları