Akşam olmuştu.
Defne ve Eylül odalarına çıkmış, eşyalarını yerleştiriyorlardı.
Eylül yatağına oturup Defne'ye baktı.
“Bugünkü çocuğun adı neydi?”
Defne durdu.
“Hangisi?”
“Topu kafana atan.”
“Demir.”
Eylül gülmeye başladı.
“Daha adını bile öğrenmişsin.”
Defne yastığı ona fırlattı.
“Sus!”
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
“Aras, anahtarı sende mi?”
Defne bir anda kapıya baktı.
Eylül de kapıya doğru döndü.
“Ses tanıdık geldi.”
Defne kapıyı açtığında karşılarında Demir ve Aras vardı.
Dört kişi aynı anda birbirine baktı.
Aras gülümseyerek, “Aa, topun hedefi,” dedi.
Defne'nin kaşları çatıldı.
“Topun hedefi mi?”
Demir Aras'ın koluna hafifçe vurdu.
“Sus oğlum.”
Eylül kıkırdadı.
Defne Demir'e baktı.
“Senin arkadaşın da senin kadar sinir bozucuymuş.”
Demir gülerek, “Aras'ın suçu yok. Benim arkadaşım olduğu için biraz bulaşıcı,” dedi.
Defne istemsizce gülümsedi ama hemen toparlandı.
“Ben gidiyorum.”
Tam kapıyı kapatacakken Demir seslendi.
“Defne.”
Defne durdu.
“Ne var?”
Demir birkaç saniye düşündü.
“Başın nasıl?”
Defne şaşırdı.
“İyi.”
“Tamam. Sadece merak ettim.”
Defne kısa bir gülümsemeyle başını salladı.
“İyi geceler.”
“İyi geceler.”
Defne kapıyı kapattı.
Eylül hemen yanına geldi.
“Sen az önce gülümsedin.”
“Hayır.”
“Gülümsedin.”
“Eylül!”
Diğer tarafta Aras da Demir'e bakıyordu.
“Sen de bayağı merak ettin.”
Demir yatağına oturdu.
“Ne var bunda? Sonuçta kafasına top geldi.”
Aras sırıttı.
“Tabii, tabii.”
Demir yastığını Aras'a fırlattı.
“Kes sesini.”
Aynı koridorda başlayan bu küçük karşılaşmalar, ikisinin hayatında beklemedikleri bir hikâyenin başlangıcı olacaktı.
Bölüm Yorumları