*2003 / ŞIRNAK / 8 YAŞINDA*
Bir öğlen vakti Yağız, arkadaşlarıyla bahçede oyun oynuyordu.
Eve askeri araçların ve bir ambulansın yaklaştığını gördü. Anlam veremedi. Elinde tuttuğu topuyla kala kaldı. Öylece araçtan inen askerlere baktı.
Sonra içlerinden biri Yağız'a yaklaştı ve Yağız'ın başını okşadı.
Bir süre sonra evin kapısını çaldılar. İçeriden hiçbir şeyden habersiz yemek yapan Elif Karadağ, oğlunun geldiğini düşünerek kapıyı güler yüzle açtı. Ve karşısında gördüğü askerlerle eşi Kemal Karadağ'ın şehit düştüğünü anladı.
Üst rütbeli bir asker: "Eşiniz, Jandarma Uzman Çavuş Kemal Karadağ şehit düştü." diyerek kadının düşündüğü şeyi doğruladı.
Dışarıda hâlâ arkadaşlarıyla oyun oynayan Yağız, annesinin çığlığıyla duraksadı ve eve koştu. Yenice başını okşayan o abi ona baktı. Ama gözleri dolu doluydu. Annesi yere çökmüş, babasının adını sayıklayarak ağlıyordu. Yanında sağlık ekipleri ona müdahale etmeye çalışıyordu.
Yağız korkuyla annesinin yanına gitti. "Anne, ne oldu? Neden ağlıyorsun? Babam nerede?" dedi. Annesi cevap verecek durumda olmadığı için, başını okşayan asker Yağız'ı çekip çıkardı oradan. Ve babasının şehit düştüğünü Yağız'ın anlayacağı dilden anlattı.
"Benim adım Salih. Salih Özbek. Baban benim çok yakın arkadaşımdı, kardeşimdi. Şimdi o yok ama ben varım. Neye ihtiyacın olursa ben yanındayım evlat." diyerek Yağız'a sarıldı.
Cenaze töreni için memleketleri Ankara'ya gittiler. Babasını defnettikten sonra annesiyle Ankara'da yaşamaya başladılar. Annesi öğretmendi, tayinini Ankara'ya aldırmış ve orada devam ediyordu.
Ama Yağız'ın aklı Şırnak'taydı. Oradaki evlerinde, arkadaşlarında, orada babasıyla geçirdiği bütün anılarda. Ama bu evde ve Ankara'da babasına dair hiçbir şey yoktu. Bir küçük çerçevede üniformasıyla bir fotoğraf, sadece. Ama Yağız'a yetmiyordu.
Annesi zaten babasının şehit haberinden sonra daha durgun ve pek gülmeyen, sürekli gözleri dolu dolu dolaşan bir kadın olmuştu. Yağız kendi acısını belli edip annesini daha fazla üzmemek için acısını ve baba özlemini içinde tuttu. Derslerine çalıştı, yaramazlık yapmadı. Annesi ne derse, ne isterse yapmaya, yerine getirmeye çalıştı. Annesiyle birlikte Ankara'da geçirdikleri 5 ay böyle geçip gitti.
Bir hafta sonu annesi, Yağız'ı da alıp şehit eşinin mezarını ziyarete gitti. Yağız orada babasına o gittikten sonra neler yaptıklarını tek tek anlattı. Dualarını edip yola çıktılar. Yağız arka koltukta kitabını okurken annesinin telefonundan yükselen sesle başını kaldırdı ve annesine baktı. O ara annesi çantasına uzanırken, ters yönden gelen araç hızla onlara çarptı.
Her şey o kadar hızlı oldu ki; Yağız'ın annesine bakması ve bilincinin kapanması bir oldu.
Yağız gözlerini açtığında hastanede olduğunu anlaması uzun sürmedi. "Ne olmuştu? Nasıl olmuştu? Bu kaza nasıl? Hastaneye nasıl gelmişlerdi?" Bunları hatırlayamıyordu. Ama hemen annesi geldi aklına ve "Anne!" diye seslendi.
Hemşirelerden biri sesini duyup geldi. "Uyandın mı sen? Nasıl hissediyorsun kendini bakalım?" diye sordu. Yağız iyi olduğunu, çok hafif ağrılarının olduğunu söyledi. Ve hemen arkasından annesini sordu.
Hemşire gözlerini kaçırarak: "Ben doktor beyi çağırayım, seni iyi bir muayene etsin." diyerek hızla odadan çıktı.
Arkasından öylece bakan Yağız: "Neden hemşire annemin yerini söylemedi? Yoksa bilmiyor mu? Ya da başka bir hastaneye mi götürdüler acaba onu?" diye düşünürken içeri orta yaşlarda, babacan tavrıyla bir doktor girdi.
"Yağız, nasılsın bakalım? Uyandığını duyunca hemen geldim." dedi ve onu muayene etmeye başladı. Yağız iyi olduğunu ve annesinin yanına gitmek istediğini söyledi.
Doktor, Yağız'ı muayene ettikten sonra Yağız'ın yanına oturdu ve Yağız'a annesinin hayatını kaybettiğini anlattı.
Yağız, hayattaki tek ailesini de kaybederek yalnız kaldı.
Doktor, Yağız'ın akrabalarına ulaştı ve Yağız'ı almaları için gelmelerini söyledi. Bir süre sonra Yağız'ın büyük amcası ve yengesi geldi. Yağız'ı eve götürdüler. Ve bir gün sonra Yağız'a bakamayacaklarını anlayıp diğer akrabaları aradılar. "Yağız'a bakabilir misiniz?" diye sordular. Hiç kimse Yağız'ı istemedi. "Çocuk çok zor olur." diyerek telefonu kapattılar.
Amcası ve yengesi tek çare olarak yetimhaneyi düşündüler ve Yağız'ı yetimhaneye götürdüler. Ankara'da bir yuvada kalmaya başladı Yağız.
5 ayın içinde değişen hayatına baktı. Diğer çocuklardan farklı hissediyordu. Artık oyun oynamak gelmiyordu içinden. Artık büyümüş hissediyordu kendini. Oyun oynamak, gülmek, eğlenmek sanki annesine ve babasına ihanetmiş gibi geliyordu ona. Ve öyle de oldu.
Yıllar geçti. Yağız oyun oynamayı, gülüp eğlenmeyi unuttu. Sadece derslerine çalıştı. Boş zamanlarında kitap okudu. İhtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışıp kendi parasını kazandı. Her işini kendi yaptı. Kimseden yardım almadan hayata tutundu ve yılları böyle devirdi.
Bir gün yatağında uzanmış, gelecek hakkında düşüncelere daldı. Seçeceği meslek belliydi onun için. Çalışıp çabalayacak, babasını ve annesini gururlandıracaktı. Artık 18 yaşına girmeye haftalar kalmış bir gençti.
Bir süre sonra düşüncelerinden, yurtta çalışan temizlik görevlisi Ali Amca'nın seslenmesiyle sıyrıldı.
"Yağız oğlum, bir bey geldi. Seni görmek istiyor. Bahçede bekliyor seni." dedi.
Yağız kimin geldiğini merak etti. Çünkü onu yıllarca kimse görmeye gelmemişti. Hemen ayaklanıp bahçeye çıktı. Arkası dönük bir şekilde oturan adamın yanına ilerledi.
"Yağız. Buyurun, beni görmek istemişsiniz." dedi.
Adam Yağız'a doğru döndü ve gülümsedi.
"Yağız oğlum, nasıl büyümüşsün. Aslan gibi bir delikanlı olmuşsun." diyerek Yağız'a sarıldı.
Yağız şaşırsa da bu tepkiye nezaketen karşılık verdi.
"Kusura bakmayın, sizi tanıyamadım." dedi Yağız.
Adam ise: "Haklısın, yıllar geçti. Daha küçücüktün." dedi ve hemen arkasından kendini tanıttı.
"Ben Salih Özbek. Babanın arkadaşı. Seni ne kadar aradım bilemezsin. Burada bulacağımı hiç düşünmemiştim. En son annenle Ankara'ya gelişinizin haberini duyduğumda annenle iletişime geçmiştim. Yardım etmek istemiştim ama annen hiçbir yardımı kabul etmedi ve kimseyi görmek istemediğini söyledi. Ben... Anneni kaybettiğini çok sonra öğrendim. Seni de çok aradım ama bulamadım."
Yağız bu duyduklarıyla şaşırdı. Onu az çok hatırlıyordu. Babasının şehit haberini vermeye gelen askerler arasındaydı ve babasının kardeşi gibi olduğunu söyleyip başını okşamıştı.
O günden sonra Salih, Yağız'ın yanına birkaç defa daha geldi. Yağız en sonki gelişinde ona asker olma hayalinden bahsetti. Salih bu konuda ona ne gerekiyorsa yardım edeceğini söyledi. Yağız, Salih'e güvenmeyi seçti. Salih o güveni hiç boşa çıkarmadı.
Bir süre sonra Yağız MSÜ'yü kazandı. 4 yıllık Kara Harp Okulu'na gitti. 21 yaşında Teğmen olarak mezun oldu.
Ve işte o zaman ilk yeminini vatana etti. 5 yıl boyunca sınır ötesi çatışma ve operasyonlara katıldı. 29 yaşında Yüzbaşılığa terfi etti. Ve şu an 31 yaşında, Van'da bir timin komutanı.
Ve Salih onu hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Onu kendi evladı gibi sevdi, korudu. Kardeşim dediği adamın evladına sahip çıktı.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Güzel olmuş yinee
Yorum
Yorum bulunamadı.