Ertesi sabah okula girdiğimde ilk düşündüğüm şey şuydu:
Keşke dün hiç gelmeseydim.
Yeni okulun ilk gününde bir sürü insanla tanışmıştım ama aklımda kalan tek kişi Arven Black'ti.
Ve bunun iyi bir şey olduğunu düşünmüyordum.
Koridorda ilerlerken Deren yanıma yetişti.
"Bugün daha iyi görünüyorsun."
"Teşekkür ederim."
"Arven'le dün konuştun mu?"
Adını duyduğum anda yüzümü buruşturdum.
"Hayır."
"İyi."
"Neden?"
Deven cevap vermeden önce etrafına baktı.
"Çünkü onunla fazla uğraşmamak daha iyi."
"Ben uğraşmadım. Bana laf atan oydu."
"Arven herkese böyle."
"Harika. Demek sorun bende değil."
Deren güldü.
"Kesinlikle değil."
Sınıfa girdik.
Öğretmen henüz gelmemişti.
Yerime geçip çantamı bıraktım.
Tam oturacaktım ki önümdeki sandalye çekildi.
Arven.
Bana bakmadan oturdu.
"Senin yerin burası mı?"
"Bugün öyle."
"Benim önümde oturuyorsun."
"Fark ettim."
"İyi."
"Bir sorun mu var?"
Başını çevirip bana baktı.
"Seninle ilgili bir sorun yaşamaya niyetim yok."
"Benim de."
"Harika."
"Harika."
İkimiz de aynı anda önüme döndük.
Deren yanımdan geçerken kıkırdadı.
"İkiniz de çocuk gibisiniz."
"Değiliz."
İkimiz de aynı anda söyledik.
Deren daha fazla güldü.
Ders başladığında öğretmen tahtaya bir konu yazdı.
"Bugün ikili bir çalışma yapacağız."
Sınıftan birkaç kişi arkadaşının yanına geçti.
Ben de Deren'e döndüm.
"Beraber yapalım mı?"
Deren daha cevap veremeden öğretmen konuştu.
"Grupları ben belirleyeceğim."
İçimde kötü bir his oluştu.
Öğretmen isimleri okumaya başladı.
"Mira Aydın..."
Başımı kaldırdım.
"Arven Black."
Sınıfta birkaç kişi "Ooo" diye ses çıkardı.
Ben gözlerimi kapattım.
Şaka yapıyor olmalıydı.
Arven da hiç memnun görünmüyordu.
"Öğretmenim, başka biriyle—"
"Hayır, Arven."
"Ben de istemiyorum," dedim.
Öğretmen kaşlarını çattı.
"İkiniz de bir saat boyunca birbirinize katlanabilirsiniz."
Sınıfta kahkahalar yükseldi.
Arven sandalyesini alıp yanıma geldi.
"Bu senin suçun."
"Ben mi istedim?"
"Sen geldin."
"Bu okula gelmem suç mu?"
"Şimdilik öyle görünüyor."
Ona ters ters baktım.
"Çok komiksin."
"Komik olmaya çalışmıyorum."
Defterimi açtım.
"Ödev ne?"
Arven kağıda baktı.
"Eski şehir efsaneleri hakkında sunum."
"Tamam. Ben araştırırım, sen sunarsın."
"Emir mi veriyorsun?"
"Evet."
"Hayır."
"Öyleyse sen araştır."
"Sen sun."
"Olmaz."
"Niye?"
"İnsanların önünde konuşmayı sevmiyorum."
Arven bana baktı.
"İlk defa ortak bir noktamız çıktı."
"Sen de mi sevmiyorsun?"
"İnsanları sevmiyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Sen gerçekten tuhafsın."
Arven cevap vermedi.
Pencereden dışarı baktı.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Dışarıda güneş açmıştı.
Arven perdeyi biraz kapattı.
Bunu fark ettim.
"Ne yapıyorsun?"
"Güneş gözümü rahatsız ediyor."
"Bugün hava kapalıydı."
"Şimdi değil."
Pencereye baktım.
Gerçekten de bulutlar dağılmıştı.
Güneş doğrudan sınıfa vuruyordu.
Ama Arven'ın yüzü hâlâ gölgede kalıyordu.
Garipti.
Çok garipti.
Öğle arasında kütüphaneye gittim.
Sunum için eski şehir efsanelerine bakıyordum.
Raflardan birinde eski bir kitap gördüm.
Kapağında büyük harflerle:
NORTHWOOD'UN KAYIP GECELERİ
yazıyordu.
Kitabı aldım.
İçini açtığımda sayfaların çoğunun sarardığını fark ettim.
İlk birkaç sayfada şehrin tarihinden bahsediyordu.
Sonra bir bölüm dikkatimi çekti.
"Geceleri ortaya çıkan insanlar..."
Devamını okuyamadan arkamdan bir ses geldi.
"Onu bırak."
Arven.
Şaşkınlıkla döndüm.
"Sen yine mi?"
"Kitabı bırak."
"Niye?"
"Cevap vermek zorunda mıyım?"
"Ben de sana sormak zorunda değilim."
Kitabı göğsüme bastırdım.
"Bu sadece eski bir kitap."
Arven'ın bakışları kitaba kilitlendi.
"Her kitap sadece kitap değildir."
"Ne demek bu?"
Arven elini uzattı.
"Ver."
"Hayır."
"Ver."
"Hayır."
Birbirimize baktık.
Sonunda kitabı elimden çekip aldı.
"Hey!"
Kitabı kapattı.
Tam o sırada kütüphaneci yanımıza geldi.
"Bir sorun mu var?"
Arven kitabı masaya bıraktı.
"Yok."
Sonra bana baktı.
"Hiçbir şey yok."
Ve kütüphaneden çıktı.
Arkasından bakakaldım.
Bu çocukta kesinlikle bir tuhaflık vardı.
Ama ne olduğunu bulmaya kararlıydım.
Kitabı tekrar elime aldım.
Kapağını açtım.
Arven'ın neden bu kitaptan rahatsız olduğunu artık daha çok merak ediyordum.
Sayfaları çevirdim.
Kitabın ortasında eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta okul binası görünüyordu.
Ama fotoğrafın tarihi...
1897.
Fotoğrafı dikkatlice inceledim.
Binanın önünde bir grup öğrenci vardı.
Ve en arka sırada duran bir çocuk dikkatimi çekti.
Koyu renk saçları vardı.
Aynı yüz.
Aynı bakış.
Aynı Arven Black.
Elimdeki fotoğrafı daha sıkı tuttum.
"Bu mümkün değil..."
Fotoğrafın altında tek bir isim yazıyordu:
Arven Black.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı.
Başımı kaldırdım.
Arven geri dönmüştü.
Bana baktı.
Sonra elimdeki fotoğrafı gördü.
Yüzündeki ifade bir anda tamamen değişti.
"Onu nereden buldun?"
İlk kez sesinde öfke değil...
korku vardı.
Bölüm Yorumları